Lig tarihinin en ilginç sezonlarından birini yaşıyoruz.
Yok, Trabzonspor’un açık ara liderliği değil vurgumuz.
En çok şampiyonluk yaşamış takımların “büyük unvanı” almasının içi boşaltıldı şu aralar. Kağıt üzerinde öyle, gerçekte farklı.
Büyüklüğün kazanılan kupalar, taraftar sayısı, satılan loca ve lisanslı ürün hasılatı olmadığına en güzel örnek, 2020-21 sezonu.
Aslında yılların yanlışları tokat gibi patladı yüzlerine.
Kimse federasyondan, hakemlerden, hayali iç ve dış güçlerden şikayet etmesin!
Tam tersi, geçmişte bunların nimetlerinden nasıl yararlandıklarını hatırlasın.
Kendi düşen ağlamaz. Dönüp bakın ardınıza. Günü kurtarma çabası ile bütçelerin patlatıldığı, koltukta kalmak uğruna dağ gibi büyüyen borçların görmezden gelindiği, menajer tuzaklarının fırsata ve işbirliğine çevrildiği, üç kuruşluk oyunculara servet verildiği, vergiden muaf yabancılara cennet vadedildiği, teknik direktör görünümlü hokkabazlara altın işlemeli kaftan giydirildiği, tatlı sözlerle taraftarın kandırıldığı dönemleri ne çabuk unuttunuz?
Günün başkan ve yöneticileri de kusura bakmasın. Son 25 yılın tüm vebaline ortak olmayı, sandıktan çıktığınız o kongrelerde peşinen kabul eden sizlersiniz.
Kızmayın, sorgulayın!
Ligin 20 haftası geride kaldı. Evet, Trabzonspor şampiyonluğun en güçlü adayı.
Ezeli rakipleri Fenerbahçe’den 17, Beşiktaş’tan (dünkü maça kadar) 20, Galatasaray’dan 22 puan önde. Uçsan kaçsan, kapanmayacak bir fark.
Peki, siz ne yapmışsınız ilk yarıda? Üç büyükler bordo-mavili takımdan sadece bir puan çıkarabilmiş. Yedi puan Trabzonspor’un cebine inmiş.
Kazansa idiniz kardeşim. Psikolojik motivasyon sağlar, en azından söyleyecek lafınız olurdu.
Gelelim Trabzonspor’un korunup kollanma meselesine.
Bunu en yakın üç takipçisi dillendirse anlarım. Küme düşme hattındaki rakipleri haksız yere puan kaybettiğini söylese, yine anlarım.
Ligin sıradan takımları haline gelen üç büyükleri yönetenlere sesleniyorum;
İlk yarı sona ermeden neden teknik direktör değiştirdiğinizi, ciddi paralar ve umutlarla yapılan transferlerin niçin fiyasko çıktığını, tribünlerden yükselen istifa seslerinin kimi hedef aldığını sorgulamadan ortalığı yangın yerine çevirmeniz; zabıtaların marketlerdeki fahiş fiyat artışlarının sorumlusu olarak kasiyerleri hedef göstermesini anımsatıyor bana.
Temiz, şaibesiz, etik değerlere uygun, ahlaklı, futbol kültürü gelişmiş lig mi istiyorsunuz?
Aynadaki buğuyu silin ve ne gördüğünüzü dürüstçe anlatın yeter!
Bilinçli taraftara çağrım; gerçekleri söyleyenden değil, onu gizleyenden korkun!

Emniyet kemeri!

Kuralları hiçe saymak ve bana bir şey olmaz zihniyeti canımızı yakmaya devam ediyor.
Haftaya acı haberle başladık. A milli takım oyuncularımızdan, Konyasporlu Ahmet Çalık’ı bir trafik kazasında yitirdik.
Ahmet’i Gençlerbirliği’nden tanırım. Pırıl pırıl bir kişilik, mütevazı ve başarılı bir insandı.
Futbol dünyasını yasa boğan kazanın detayları pek konuşulmadı. Aradan zaman geçtiği için yazmak zorundayım. Herkese ders olmalı.
Polis kayıtlarına göre sürücü, emniyet kemeri takmamıştı. Ne kadar vahim değil mi?
En basit kuralı es geçmenin bedeli ağır oluyor. Kader, alın yazısı gibi dini referansları önemseyenler vardır elbette.
O zaman ekleyelim; ne demişler, “tedbir senden, takdir yaratandan.”
Çok ama çok üzüldüm bu zamansız ayrılığa. Işıklar içinde yat kardeşim!..

Maskeler cebimizde!..

Sosyal medya, yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası oldu.
Yediğimiz, içtiğimiz her şey, gezdiğimiz her yer, tek tuşla binlerce kişiye ulaşabiliyor.
Mesajlar, tartışmalar, hatta kavgalar bile klavyenin esiri durumunda. Bir süredir arkadaşların, dostların paylaşımlarını takip ediyorum. Covid-19 varyantlarının şekilden şekile girdiği süreçte, özellikle büyük kentlerde inanılmaz bir duyarsızlık hakim.
Kapalı ortamlarda, toplu taşıma araçlarında, spor müsabakalarında ne maske var, ne mesafe.
Sanki film geri sarılmış, üç yıl öncesine dönülmüş.
En yakınımızdaki insanlardan kaygı duyduğumuz dönemde, bu gevşekliğin nedenini anlamıyorum.
Durumun vahameti ortada. Kaçacak yerimiz kalmadı.
Önümüz arkamız, sağımız solumuz Covid!

Babasını tanımazlar!

Avustralya hükümeti, dünyanın bir numaralı tenisçisi Novak Djokovic’in ülkeye giriş vizesini iptal etti. Gerekçe Covid-19 prosedürünü ihlal. Sırp sporcu en prestijli turnuvada yok. Düşünsenize olay Türkiye’de yaşansa... Pasaportuna bile bakmadan VIP’den geçirir, en lüks otelin kral dairesine yerleştirirdik.
Adamlar babasını dahi tanımıyor, Ha Djokovic, ha Scott Morrison!!!

İlgilenmez!

“Bu ülkede kimse kazık kendisine girmedikçe, başkalarının yediği kazıkla ilgilenmez.” - Aziz Nesin