UEFA’nın şımarık ve küstah çocukları!

Günümüzde futbol; herkesin konuşabileceği, yorum yapabileceği, ahkam kesebileceği, algı yaratabileceği, milyarlarca insanı peşinden koşturan, devasa bir sektör haline geldi.
Güçlünün daha fazla palazlanmaya çalıştığı, güçsüzün giderek ezildiği sistemde bir “canavara” dönüştü futbol.
Avrupa’nın üst düzey üç ülkesinden 12 üst düzey kulübün “Avrupa Süper Ligi” kurma girişimi ölü doğmuş çocuğa benzetilse de, bu küstahlık ne ilk ne son deneme olacak.
Malum kulüplerin pandemi sürecini de fırsat bilerek başlattıkları “ayaklanma”, FIFA ve UEFA duvarına toslayınca, sözleşmeye imza atanların çoğu geri vitese takarak azar işitmiş haylaz çocuk edası ve “şimdilik” kaydıyla evlerine döndü.

İtiraf ve gerçekler!
Geçen yıl bu dönemlerde yarım yüzyılı aşkın süre FIFA ve UEFA’da üst düzey görevlerde bulunmuş, bilgisi, deneyimi, otoritesi ile saygınlık kazanmış olan Şenes Erzik’le bir röportaj yapmıştım.
Erzik, hiç gocunmadan kendini de sorumlu tutarak bugünleri işaret eden çok önemli bir itirafta bulunmuştu.
Harfiyen anımsatıyorum: “En kıdemli uluslararası yöneticilerden biri olarak söylemeliyim ki, çok büyük bir hatamız oldu. Şampiyonlar Ligi’ni kurduk. O lig bir futbol endüstrisi olan devi yarattı. Kulüpler her geçen gün UEFA’dan daha çok para istemeye başladı. Çünkü gelir gideri karşılayamaz hale geldi. Büyük ölçekte transferler yapıldı. Astronomik rakamlara gelindi. Bir takıma verilecek ücret, bir futbolcuya ödendi. Bu anlayış, futbola ciddi darbe vurdu. Pandemi süreci bittiğinde yarattığı tahribatı göreceğiz. Ancak şu bir gerçek; bu düzen böyle devam etmeyecek, edemez.”
Erzik’in o günlerde dikkat çektiği tehlike çok geçmeden UEFA’nın karşısına kriz olarak dikildi.

Yanlış hesap!
Tekelci kapitalizmin çirkin yüzü, herkese tepeden bakan, bağımsız ekonomilerini oluşturarak farklı bir boyuta geçmeyi planlayan bu zihniyetin önüne, hesaplayamadığı engeller çıktı.
Bir; taraftar, iki; futbolcular, üç; FIFA ve UEFA’nın tavizsiz duruşu ile yaptırımları, dört; siyasi otoritelerin zamansız başkaldırıya sert tavrı.
Haaa, ilk günlerde bizde de iştahı kabarıp, acaba pastadan pay alabilir miyiz diye kıpırdananlar olmadı mı?
Olmaz mı? Ne oldu, niçin sesleri kesildi?..
Daha dün, ödenemez hale gelen borçları nedeniyle bankalara “teslim oluyoruz” imzası atan kulüplerden kaçı “Avrupa Süper Ligi’nin” kapısını çalabilir?
Zaten bizi ciddiye alan da yok. Ne dedi sözde ligin kurucu başkanı Florentino Perez? “Her şeye açığız ama küçük bir ligden, örneğin Türkiye’den bir takım girmek isterse problem olur...”
Otur oturduğun yere!

Yeni başladı!
Evet; UEFA kendi elleriyle bir canavar yarattı ve şimdi onunla başa çıkabilmenin yollarını arıyor. Bugün mevcut argümanları kullanıp yaptırım tehdidinde bulunabilir. İşe de yarayabilir?
Ama yarın? Gerekli koşullar ve alt yapı oluşturulduğunda, halktan uzak ama çok daha güçlü oluşacak bir cephe açılırsa, UEFA ne kadar direnebilir?
Kimse hedef şaşırtmasın. Bu şımarık çocukların ebeveyni UEFA’dır. Ve “bağırana kepçeyle, sesi çıkmayana kaşıkla veririm” anlayışı iflas etmiştir.
Erzik’in dediği gibi; “bu düzen böyle devam etmez, etmeyecek...”
Ama unutulmamalı, futbol bir zengin oyunu değil, olamaz da.
UEFA kalesine gelen ilk şutta tehlikeyi savuşturdu. Lakin maç yeni başladı!..

Avcı’ya parmak sallanmaz!
Trabzonspor’da işler istenildiği gibi gitmiyor. Beş maçta yitirilen puanlar, Karadeniz ekibini hedefinden uzaklaştırdı.
Son iki müsabakanın uzatma dakikalarında yenen goller ise, teknik direktör Abdullah Avcı’yı da çileden çıkardı. İlk kez böyle öfkeli gördüm deneyimli hocayı. Ve ilk defa oyuncularından şikayet etti.
Ertesi gün gerekçelerinden biri ortaya çıktı. Abdülkadir Parmak’ın kadro dışı bırakıldığını öğrendik. İddiaya göre genç oyuncu Galatasaray müsabakasında ısınması istenince tribüne çıkmış. Doğru ise, yaptığı büyük yanlış Abdülkadir’in.
Hiç bir oyuncu yedek soyunmak istemez. Ama hoca tercihidir. Ve hiç bir futbolcunun küsüp tepki gösterme hakkı olamaz. Son dakikada da olsa çıkıp elinden geleni yapar.
Avcı’nın hedefinde şimdilik Parmak var. Lakin performanslarından memnun olmadığı en az üç isim daha olduğununu işitiyorum. Ligin bitimine beş maç kaldı. Hoca ve yönetim radikal kararları bu süreç sonunda alacak belki de.
Şu unutulmamalı; teknik direktörü oyun planı ve oyuncu değişiklikleri gibi konularda eleştirebilirsiniz. Ama saygısızlık edip kendini giydiği formanın önünde görmek kolay affedilecek şeyler değil.
Şimdi Abdülkadir Parmak’ın hatasını düzeltip, Avcı’dan ve arkadaşlarından özür dilemesini bekliyorum.

Neden korkmaz?
Her insan ölünce bedenin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar; Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür, nedense bundan korkmaz...”
“Zülfü Livaneli”

Kusura bakma şampiyon!
Taha Akgül. O artık dünya güreşinin efsaneleri arasına girmiş bir sporcu.
Dile kolay tam sekiz kez Avrupa şampiyonu olmak. Olimpiyat ve dünya altın madalyaları da cabası.
Peki, hak ettiği ilgiyi, sevgiyi, övgüyü ne kadar verebildik ona?
Bir kaç tebrik telefonu, üst düzey kutlama ve futbolun gölgesinde kalmış amatör spor sayfalarının bir günlük manşeti. O kadar.
Ölçü sosyal medyada “TT” olmakmış ya, sıralamaya bile girememiş Taha Akgül.
Yazıklar olsun hepimize. Kendi evlatlarımızın değerini bilmez, ahmakça gündemlerle gerçeklerden uzak kalırsak, yakında Taha gibi şampiyonların hayalini kurmaktan öteye gidemeyiz.
Kusura bakma şampiyon!