VAR’a rağmen hakem kararları hâlâ gündem oluşturuyorsa, ortada sakatlık var demektir.
Oysa Video Asistan Hakemliği’nde kalfalık dönemine geçmiş olmamız gerekiyordu.
Sıkıntı, VAR kapsamının giderek genişlemesi ve uygulamaların tam olarak anlaşılamaması.
Kimler tarafından? İğneyi önce kendimize batıralım; futbolu yorumlayanlar.
İki; oyuncu ve teknik adamlar.
Üç; kulüp yöneticileri.
Peki hakemler dört dörtlük uyguluyor mu talimatları?
Elbette hayır. Zaten sorunun en önemli parçası onlar. Saha içi farklı yorumları anlarım da, VAR’da bile standart yakalanamamış olması düşündürücü.
Bunun pek çok sebebi var. Futbol hızlandı, oyuncular güçlendi, ikili mücadeleler ön plana çıktı. Özellikle elle oynamalar ve faulleri süzerken, hakemlerin işi güçleşti. Fizik ve kafa olarak hep hazır bulunmalılar.

Kızılca kıyamet!
Öte yandan VAR’ın yetkileri artırılırken, “sana göre-bana göre” eşiğini atlayamamış olmak, tartışmaya çanak tutuyor. Evet öyle pozisyonlar yaşanıyor ki, teknolojiyi kullansanız bile herkesi memnun etmek mümkün değil. Hele o düdük dört büyüklerin aleyhine sonuç doğruyorsa, ayıkla pirincin taşını. Kendi hatalarını örtmek için bundan iyi fırsat mı olur!
Üstelik spor programlarına saatlerce malzeme çıkıyor.
Kulüp başkanı da konuşuyor, teknik direktörü de. Kısaca ağzı olan herkes!
Ama şu gerçeği görmüyorlar. Eleştirdikleri VAR, hatalı hakem kararlarının yüzde 90’nını düzeltiyor.
Aslında bu da tehlike. Kolaycılık, hakemleri köreltiyor. Nasıl olsa iki çift göz kontrol ediyor ya. Bazen burnunun ucundaki ihlalleri es geçiyorlar. Sonra da kızılca kıyamet kopuyor. Daha sezon başındayız. Böyle giderse seyredin cümbüşü.

Satışa son!
Kısa seminerler hakem için angaryadır. Her şeyi bilirler, pozisyon izlemekten sıkılırlar.
Bir günde ne değişir bilemem. Ama eğitim eğitimdir. Bugün UEFA temsilcisi Jaap Uilenberg’in de katılacağı oturumlarda sadece 4 haftaya dair 30’un üzerinde pozisyon irdelenecek. Az değil yani.
Bir husus daha var kamuoyu ve çoğu yorumcunun atladığı. VAR hakemleri, yayıncı kuruluşun önlerine getirdiği görüntüleri inceliyor. Bazı maçlarda sorun yaşandığını duyuyoruz. Bu nedenle bekleme süreleri uzuyor, bazen görüntüler yetersiz kalıyor. Hani “beş dakikadır ne yapıyorlar?” diye şikayet ediliyor ya. En net açıyı bulup, doğru kararı vermeye çalışıyorlar. Teknik eksiklerin giderilmesi şart.
Son olarak, tüm telsiz konuşmaları artık MHK tarafından dinleniyor. İyi de yapılıyor.
Geçmişte kaba tabirle “arkadaşını satanların” varlığını biliyoruz. Bu yüzden haksız yere cezaya girenler olduğunu da.
Kabul; Türkiye’de hakemlik yapmak zor zanaat. Onları idare etmek de öyle. Ama madem bu işleri yapmaya gönüllüsünüz (!) hakkını vereceksiniz. Fahri görev değil üstlendiğiniz. Kimse vazgeçilmez görmesin kendini. Bugüne dek bir dolu hakemin canı yandı.
Bu yüzden son on yılda 20 küsur MHK değişti! Baksanıza, Uilenberg bile saymaktan vazgeçmiş kimlerle çalıştığını!
Para tatlı olmasa, ne işi var Türkiye’de?

Novak mutlu mudur?
Trabzonspor’dan başarılı işler yaparak ve derin izler bırakarak gitti Filip Novak.
Fenerbahçe tercihine hep saygı duydum. Bir başka takım da olabilirdi.
İlk dört hafta sonunda ortaya çıkan tablo ise ilginç.
Novak yeni takımında sadece 21 dakika forma giyebildi. Hatayspor maçında 69. dakikada oyuna girdi. Hepsi o.
Kesmesi gereken isim Caner. Teknik direktör Erol Bulut, bu mevkide ilk tercihinin Novak olmadığını gösterdi.
Trabzon’da sakatlığı dışında maç kaçırmayan Çekyalı, şimdilerde antrenman topçusu oldu.
Evet, profesyoneller için öncelik paradır. Ama bir yere ait olduğunu hissetmek de önemlidir.
Bilmiyorum, Novak bunu hissedebiliyor mu?
Dilerim pişmanlık yaşamaz!

Zehirleniyoruz!
Şamana “zehir nedir?” diye sormuşlar.
“İhtiyacımızdan fazla olan her şey” demiş.
“Güç, ego, hırs, yiyecek, kıskançlık, korku, öfke, kendini beğenmişlik, hatta iyi niyet bile...”

Biri sizi gözetliyor!
Hakemle başladık, devam edelim.
Gaziantepspor- Trabzonspor maçından önce hakem Fırat Aydınus ve gözlemcisi Yunus Yıldırım’ın yediği yemek olay oldu.
Aydınus’a öfkeli Trabzonspor yönetimi aldı sazı eline.
Hakem kötü maç yönetti ise, ikram edilen baklavayı yediği, gözlemcisi ile sohbet ettiği için mi? Vuracaksanız doğru yerden girin.
Ayrıca yer kardeşim yer. Yıldırım ve Aydınus yıllarca aynı kadroda görev yaptı. Onlar arkadaş. Hani bir kulüp yöneticisi ile otursalar anlarım, hatta yerden yere vururum.
Hakemler adına tehlike şu; günümüzde her şey bir akıllı telefona bakıyor. Yerin üç kat altına inip gözlerden ırak, spekülasyona yol açmayacak bir ortam yaratsanız dahi, servis yapan garsonun, şefin veya mekan sahibinin insafına kalmış kaderiniz. Adam açıyor kamerayı, basıyor deklanşöre sonra matah bir iş yapmış gibi yayıyor sosyal medyaya. Al başına belayı!
Peki ne yapacak bu insanlar? Otel odasından maça, maçtan uçağa mı gidecekler? Pandemi hastaları gibi yemekleri kapının önüne mi bırakılacak?
Efendim, “gözlemciler Covid-19 testi yaptırmıyormuş da, hakemle aynı masada nasıl otururmuş?”
Size ne kardeşim, size mi kalmış hakemin sağlığını düşünmek?
Siz protokol tribününe girerken beyan ediyor musunuz test sonucunuzu?
Bırakın da sorulacak bir hesap varsa, MHK yapsın gereğini!

Gülelim mi, ağlayalım mı?
Anketi Avrasya Araştırma merkezi yapmış.
Sormuşlar; işte yanıt ve yüzdeleri:
Koronavirüs diye bir şeyin varlığına inanmayanların oranı yüzde 11.4.
Virüsün abartıldığını düşünenlerin oranı yüzde 33.2.
Koronavirüsün Türkiye’ye dış güçler tarafından getirildiğini düşünenlerin oranı yüzde 15.6!
Yorum yapamıyorum.
ÖSYM’nin açıkladığı, 2020 “YKS Sayısal Veriler” kitapçığına göre 4 branştaki başarı oranı;
40 soruluk Türkçe testinde adayların net ortalaması yüzde 14.
20 soruluk Sosyal Bilimlerde ortalama 7,7.
40 soruluk Temel Matematik testinde ortalama 5.
Fen Bilimlerinde 2,6.
Güzel ülkemin güzel insanları ve gençliği bu halde işte!