Geri Dön
VitrinNükleer enerjinin ayak sesleri duyuluyor

Nükleer enerjinin ayak sesleri duyuluyor

Doğalgaz, savaşları tetikliyor ve sera gazı salıyor, nükleer enerjinin güvenlik riskleri var, yenilenebilir nadir metaller ve mineraller için yıkıcı madencilik faaliyetlerini gerektiriyor. Ukrayna’daki savaşın da etkisiyle, geri dönüşü henüz “muhteşem” olmasa da nükleer enerji kendine önemli bir yer edinmeye başladı.

Nükleer enerjinin ayak sesleri duyuluyor

Fatma G. Kabasakallı

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş, dünya çapında pek çok alanda etki yarattığı gibi, manşetlerden düşmeyen en önemli konulardan birini de enerji haline getirdi. Ukrayna’daki savaşın başında Kremlin’in “enerjiyi silah olarak kullanamayacağı” görüşü hakimken, savaşın Rusya’nın öngördüğü kadar erken bitmemesi, beklentileri olduğu kadar tüm oyun planını da değiştirdi. Rusya mı önce doğalgazı kesecek yoksa Avrupa Birliği (AB) mi önce Rus hidrokarbon kaynaklarına ambargo getirecek sorusunun yanıtını Rusya verdi. Önce Polonya ve Bulgaristan, ardından da Finlandiya’nın gazını kesti. Diğer tarafta AB ise, hala ihtiyacının yüzde 25’ini karşıladığı Rus petrolüne ambargo koyma konusunda anlaşmaya varamadı, ancak yılsonuna kadar Rus petrolüne olan bağımlılığın sona erme niyetini açıklamakla yetindi. Başta AB üye devletleri olmak üzere, Asya ülkeleri dahil enerji arz sıkıntısı ve tedarik zinciri problemlerine karşı harekete geçerek, kısa, orta ve uzun vadeli planlarını netleştirmeye başladı. Bu planlar arasında, geri dönüşü henüz “muhteşem” olmasa da nükleer enerji de kendine önemli bir yer edinmeye başladı.

AB ikiye ayrılmış durumda

Son on yıldır, Avrupa nükleer enerji santrallerini kapatanlar ile kullanmaya devam edenler arasında iki ayrılmış durumda. Almanya nükleer enerjiyi sisteminden çıkarma yanlısı grubun lideriyken, Fransa ise nükleer enerji destekçisi grubun lideri. Bugün bütün AB’nin elektrik üretiminin dörtte birini sağlayan ve karbonsuz elektrik üretiminin neredeyse yarısı nükleerden elde ediliyor. Hala fikir birliğine varılmamış ve AB taksonomisi içine dahil edilmemiş olsa da nükleer enerjinin geri dönüşünün ayak sesleri ufak ufak gelmeye başladı.

Enerji Ajansı’ndan nükleer öneriler

Uluslararası Enerji Ajansı (UEA), 2022 yılında 20 TW/saatten fazla düşük karbonlu elektrik üreten santral operatörlerini bakım ya da güvenlik kontrolü sebebiyle durdurulan reaktörleri en kısa zamanda yeniden devreye alma çağrısında bulundu. Ayrıca yine UEA’nın 2022-2023’te kapatılması planlanan nükleer reaktörlerin devreden çıkarılmasının ertelenmesi önerisinde de bulunması nükleer karşıtları tarafından tepkiyle karşılandı. UEA, beş nükleer reaktörün 2022 ve 2023 yıllarında kapanmasının ertelenmesiyle, AB’nin gaz talebinin yaklaşık 1 milyar metreküp/ay azalacağını da açıkladı. Almanya’nın 2022 yılı sonunda tamamen nükleer enerjiden çıkacağını, Belçika’nın da 2022-2023 yıllarında iki reaktörü kapatmayı planladığını ancak Rusya’nın saldırısı sonrasında bu planı on yıl ertelendiğini de hatırlatalım. Öte yandan, tüm Avrupa’da yaklaşık 30 santralde ya hizmetin durdurulduğu ya da birkaç yıl içinde kapanmasının planlandığı belirtiliyor.

Nükleer enerjinin ayak sesleri duyuluyor

Son dakika pakete eklendi

Bugün 27 AB üyesi ülkenin 13’ünde toplam 100 GW/saat elektriğin nükleerden üretildiği belirtiliyor. Rakamlar, bugünkü haliyle nükleer enerjinin Avrupa’nın enerji krizini acilen çözebilecek kapasitede olmadığını gösteriyor. Öte yandan, en kısa vadeli çözümün “ilave LNG” olduğu deneyimlenirken ve yine de AB’nin bir arz açığı içinde olduğu belliyken, eldeki kaynak olarak nükleerden vazgeçilmesi de pek olası görünmüyor. Bununla birlikte, iklim krizine karşı mücadelede başı çeken AB’nin, mecbur kaldığında kömüre başvurduğu özellikle son bir yıldır artan kömür tüketimiyle dikkate alındığında, düşük karbonlu kaynak olarak nükleer enerji “ikna edici” bir yolda ilerliyor gibi görünüyor. Nitekim AB’nin Rusya’ya enerji bağımlılığından kurtuluşunun planı olarak görülen REPowerEU paketinin tasarı aşamasında hiç bahsedilmeyen nükleer enerji, kabul edildikten sonra Avrupa Komisyonu tarafından yapılan açıklamada net bir şekilde yerini aldı. Nükleer enerji potansiyelinin optimize edilmesinin yanında, hidrojen üretiminde kullanılması ve küçük modüler reaktörler de önerildi.

Güvenlik kaygıları ve korkuları sürüyor

Nükleer enerjinin gündemde tekrar yükselişinin bir diğer nedeni de çevresel kaygılar. Nükleer enerji küresel düşük karbonlu elektrik üretiminde ikinci en büyük kaynak. 26. BM İklim Konferansı’nda devletlerin verdiği emisyon azaltım ve temiz enerjiye geçiş taahhütlerinin de yerine getirilmediği görülürken, nükleer enerji “temiz enerji” alternatifi olarak da ön plana çıkarılıyor. Ancak özellikle AB’nin nükleere karşı en büyük çekincesinin, Japonya’daki Fukuşima ve Çernobil nükleer santrallerindeki kazalar olduğunu ve buradaki felaketlerin hala hafızalarda taze bir şekilde bulunduğunun da altını çizmekte fayda var. Nitekim Almanya’nın önceki Başbakanı Angela Merkel ve hükümetinin nükleer enerjiden çıkma kararını, Fukuşima sonrasında aldı. Bu açıdan güvenlik kaygıları ve korkuları hala ortadan kalkmış değil ve nükleer enerjinin AB liderleri tarafından tam kabulü önündeki en büyük engel. Güvenlik kaygılarına yönelik pek çok analiz sunuluyor ve kömür, fosil yakıtlar gibi enerji kaynakları sebebiyle ölümlerle karşılaştırmalar da yapılıyor. Fakat burada, son on yıldır yenilenebilir enerji teknolojilerine yapılan yatırımla gözden düşen nükleer teknolojilerine yapılamayan yatırımlar karşılaştırıldığında, nükleerin özellikle güvenlik noktasında yeni teknolojilerle desteklenme ihtiyacı olduğu da aşikar.

Küçük modüler reaktörler gündemde

Öte yandan nükleer reaktörlerin inşasının uzun sürdüğü için AB’nin “acil enerji ihtiyacına” çare olamayacağı da dile getiriliyor. Bu noktada devreye son dönemin gözdesi “küçük modüler reaktörler” giriyor. Nitekim önceki ay ABD Ticaret Bakanlığı Uluslararası Ticaret Müsteşarı Marisa Lago’nun Türkiye ziyaretinin ana gündem maddesi tam da küçük modüler reaktörlerdi. Nükleer enerjinin yüksek miktarda yatırım gerektirdiği argümanına karşı da savunulan bu daha ucuz ve geliştirmesi ve işletilmesi daha kolay olan reaktörler, hem düşük yatırım hem de inşa süresinin kısa olması noktasında çözüm olarak ön plana çıkıyor. Bu reaktörlerin, geleneksel nükleer santrallerinin elektrik üretiminin üçte biri kadar kapasiteye sahip olmasının yanında yakıt gereksinimleri de oldukça az. Nükleer santrallerin finansmanı noktasındaki en büyük beklenti ise, AB’nin sürdürülebilir taksonomi yani sınıflandırması içine dahil edilmesi, çünkü ancak bu şekilde Birlik fonlarından yararlanılabilecek.

Dünyanın ilk derin jeolojik depolama tesisi

Bu konuda henüz tam anlamıyla çözülemeyen en önemli sorun ise radyoaktif atık. Binlerce yıl gezegende kalan bu atıklara yönelik henüz pratik bir teknoloji geliştirilmiş değil. Dolayısıyla çevresel kaygıların en üst düzeyde dile getirildiği iklim kriziyle mücadele planları içerisinde, böylesi radyoaktif atıklara göz yumulması bazı karar alıcılar için kabul edilemez durumda. Öte yandan, Finlandiya, nispeten inovatif bir adım atarak, nükleer reaktörlerden çıkan kullanılmış yakıtı depolamak için dünyanın ilk “derin jeolojik bertaraf tesisini” açmayı planlıyor. UEA tarafından “oyun değiştirici” olarak adlandırılan tesiste, atıkların, yerin 450 metre altında, bakır çelik bidonlarda muhafaza edilmesi planlanıyor. Ayrıca İsveç’in de kendi derin depolama çözümü üzerinde çalıştığı haberleri de geliyor.

Ukrayna savaşı Akkuyu için risk mi?

Türkiye’ye baktığımızda ise, nükleer enerji yoluna AB ülkelerine kıyasla geç girmiş olsa da oldukça kararlı adımlar atıyor. Ancak ülkemizdeki tek nükleer santrali yapan şirketin Rus olması ve aktif bir savaşın tarafı olan Rus sermayesine bağımlı olması da bazı kaygıları beraberinde getiriyor. Akkuyu nükleer santralinin ihale sürecinin hemen ardından, en büyük endişe Rus teknolojisinin ne kadar güvenilir olduğu ve santral için kurgulanan yap-işlet modeliydi. Bugünse, Ukrayna savaşı nedeniyle finansman konusunda problem çıkıp çıkmayacağı. Ayrıca Rusya’nın dışarıdan ihraç ettiği reaktör ekipmanlarının yaptırımlara takılıp takılmayacağı da ayrı bir soru işareti yaratıyor. Henüz Akkuyu’yu yapan Rosatom şirketine karşı bir yaptırım kararı alınmadı, ancak Akkuyu’nun “kredi sağlayıcıları arasında lider konumda olan banka” Sberbank, yaptırımlardan nasibini aldı ve Avrupa pazarından çekildi. Akkuyu’ya kredi sağlayan bir diğer banka Sovcombank da yaptırım listesinde bulunuyor. Bu açılardan, ülkemizin ilk nükleer santralinin 2023’te sisteme alınmasının Ukrayna savaşı nedeniyle belli düzeyde riske girdiği söylenebilir. Öte yandan, Sinop’ta planlanan ikinci nükleer santral yap-işlet modeli kabul görmediği için yapılamaması, Türkiye’nin önümüzdeki dönem için nükleer enerji stratejisini tekrar ele alması gerektiğinin en büyük göstergesi. AB’nin enerji bağımsızlığı yolunda sunduğu planlar, güncel uluslararası siyasi gelişmelerle zaman zaman yön değiştirse de enerji kaynaklarını çeşitlendirme, tüm planların kalbinde yerini almış durumda. Mevcut tabloda, hangi enerji kaynağı olursa olsun her birinin ayrı olumsuzluğu bulunuyor. Doğalgaz savaşları tetikliyor ve iklim değişikliğine sebep oluyor, nükleer enerjinin güvenlik riskleri bulunuyor, yenilenebilirin genişlemesi nadir metaller ve mineraller için yıkıcı madencilik faaliyetlerini gerektiriyor. Tüm dünya tarafından kabul edilen bir “enerji dönüşümü” hareketi var ve bu enerji dönüşümünün karmaşık dinamikleri olduğu kadar tek bir çözümü de yok. Türkiye de dahil, nükleer enerjiyi düşman olarak etiketlemeden ve algılamadan, düşmanın, iklim değişikliği ve her birimizin hayatının ve işlerinin devam etmesi için gerekli “enerji arzı” olduğunu da hatırlamakta ve denklemi buna göre kurmakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Rus gazı bağımlılığından kurtulma planı: REPowerEU!

Avrupa Komisyonu’nun, Avrupa Birliği’nin (AB) Rus fosil yakıt ithalatına olan bağımlılığını kırmak amacıyla sunduğu ve Komisyon üyeleri tarafından kabul edilen REPowerEU planı, nükleer enerjinin potansiyelinden faydalanmayı da öngörüyor. Nükleer enerjiyi hala AB taksonomisine alma konusunda fikir birliğine varamayan AB, yeni planda Birliğin enerji arz güvenliğini sağlamasında nükleere de bir rol biçti. Komisyon, ayrıca nükleerden üretilen hidrojeni de doğalgazın ikamesi olarak tanımladı. Pakette, kısa vadede mümkün olduğu kadar mevcut nükleer elektrik santrallerinin ömrünün uzatılması desteklenirken, uzun vadede özellikle küçük modüler reaktörler gibi inovatif ve esnek bir nükleer sektör yaratılmasını da teşvik ediliyor.

Planında öne çıkanlar:

REPowerEU planı, AB’nin Rus fosil yakıtlarına bağımlılığını sona erdirmeyi hedefliyor. Rusya yıllık 100 milyar Euro ödendiğinin de altı çizilirken, planla iklim kriziyle mücadelede de vites büyütülüyor. REPowerEU planı, hanelerde, endüstri ve elektrik üretimi alanlarında, “enerji tasarrufu, enerji tedarikinde çeşitlendirme ve yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması” adımlarını içeriyor. Plandaki hedeflerin gerçekleştirilebilmesi için 2027’ye kadar 210 milyar Euro ek yatırım öngören Komisyon, planı desteklemek için, halihazırda 225 milyar Euro kredinin de erişilebilir durumda olduğunu vurguluyor.

Enerji tasarrufu

-Uzun dönemli enerji verimliliği önlemleri kapsamında, bağlayıcı enerji verimliliği hedefi yüzde 9’dan yüzde 13’e çıkarıldı.

-AB vatandaşlarının bireysel çabalarıyla doğalgaz ve petrol talebini yüzde 5 azaltabilecek kısa vadeli “davranış değişiklikleri” öngörülüyor.

Arz çeşitlendirme ve uluslararası ortaklara destek

-Komisyon, “Ortak Satınalma Mekanizması” geliştirilmesini öngörüyor. Bu Mekanizma, katılan üye devletler adına gaz kontratları müzakereleri ve anlaşmaları yapabilecek.

-Yeni kurulan AB Enerji Platformu’na yenilenebilir hidrojeni ortak satın alma yetkisi veriliyor.

-Akdeniz ve Kuzey Denizi’nde ana hidrojen koridorları geliştirilecek.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanıma sunulmasını hızlandırma

-Yenilenebilirin tüm enerji üretimindeki payını 2030 ana hedefi olan yüzde 40’tan yüzde 45’e çıkarıyor. Bu kapsamda yenilenebilir enerji oranının artırılmasına yönelik öne çıkan hedefler:

-2025’e kadar güneş enerji kapasitesini ikiye katlayarak, 2030’a kadar 600 GW güneş kapasitesi kurmak ve bu doğrultuda özel bir AB Güneş Stratejisi oluşturmak.

-Çatı Güneş İnisiyatifi geliştirerek, yeni kamu ve ticari binalara, yeni konut binalarına güneş panelleri kurulmasını yasal zorunluluk haline getirmek.

-Isı pompalarının kurulum oranını iki katına çıkarmak. Jeotermal ve güneş enerjisini ısıtma sistemlerine entegre etmek.

-Karbonsuzlaştırılması zor endüstrilerde ve ulaşım sektörlerinde, doğalgaz, kömür ve petrolün yerini almak için 2030’a kadar 10 milyon ton yerli yenilenebilir hidrojen üretimi ve 10 milyon ton da hidrojen ithalatı gerçekleştirme hedefi.