Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Abbas GÜÇLÜ

ÜNİVERSİTE sistemlerini inceleme gezimiz ABD ile başladı, İsveç'le noktalandı. YÖk, üniversiteler, Türkiye bu mükemmel projeden ne kazanır bilmem ama, ben kendi adıma hazine değerinde birikim elde ettim. Yeri geldikçe bunları sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.
Dün sabah, işe geldiğimde daha önceki gezilerden sonra olduğu gibi yine ilk olarak lise 1'ler ve mağdur üniversite adaylarıyla ilgili bir gelişme olup olmadığını sordum. Umutsuz bir "hayır" cevabı aldım.
Türkiye gerçekten garip bir ülke. Pek çok ülkeyi gezip gördükten sonra bunu çok daha iyi anlıyorsunuz. Çağı yakalayan bütün ülkeler, en fazla değer verdikleri gençleri, daha iyi anlamaya, onlara daha fazla olanaklar sunmaya hazırlanırken, biz yüzde 100 haklı oldukları konularda bile, süründürüyoruz.
Hukuksal ve pedagojik açıdan savunulur hiçbir yanı olmayan yeni üniversite sınav sistemi, hala nasıl iptal edilmiyor, anlamış değilim.
Eski mezunları mağdur edici haksız uygulamanın bir benzeri Hasan Celal Güzel'in bakanlığı döneminde de gündeme gelmiş ve mahkeme kararıyla aynı yıl kaldırılmıştı. Aynı filmi bir kez daha izliyoruz. Yine haksızlık ve yine mahkeme kararı alınmak üzere. Aksini düşünmek, hukuka haksızlık olur. Ama MEB, YÖK ve ÖSYM'den tıs yok.
Peki ama neden gençlere, anne babalara bu kadar eziyet çektiriliyor, sistem böylesine yaz boz tahtasına döndürülüyor?
Gezdiğimiz ülkelerin hemen hepsinde eğitimde uzun vadeli planlar yapılıyor. Değişiklikler yok mu? Elbette var. Ama 5 yıl sonra yapılacak değişiklikler şimdiden biliniyor. Oysa bizde "ben yaptım, oldu" mantığı ile tam bir dayatmacılık var.
Öğrenci liseye bir sistemle başlıyor, ikinci sınıfı geçtiğinde sistem ters yüz oluyor. Mezun olduğunda ise çok daha farklı bir uygulamayla yüz yüze geliyor.
Böyle bir çelişki dünyanın neresinde var? Bizim sistemi anlattığımızda, öylesine hayret ediyorlardı ki, sanki dalga geçiyoruz sanıyorlardı.
Bizim de şaşkına döndüğümüz durumlar olmadı değil. Söz makam arabalarından açıldığında, örneğin İsveç'te ne bakanların, ne de YÖK başkanı ve rektörlerin makam arabaları olmadığı, gerektiğinde taksiye bindiklerini öğrendiğimizde halimizi düşünün.
"Makam arabasına harcayacağımız parayla, kütüphaneleri birkaç saat daha fazla açık tutarız" dediklerinde şaşkınlığımız daha da artıyor. Hele hele ABD, İsrali, Kanada'da olduğu gibi rektörlük seçimleri de neymiş, böyle aptalca uygulama olur mu, diye söze başladıklarında da, bunlar ne biçim demokrat ülke diye bu kez biz, acaba bizimle dalga mı geçiliyor diye düşünmeye başladık.
Anlayacağınız, son iki ayda dünya eğitimine, bilimine damgasını vuran ülkeleri, hem çok şaşırttık, hem de çok şaştık. Ya biz yanılıyoruz, ya da onlar...
Fazla söze ne hacet! Sonuç otada...



Yazara EmailA.Guclu@milliyet.com.tr