Öğrenim ücretleri

29 Haziran 2022

Enflasyon sadece bizi değil dünyayı kasıp kavuruyor. Önce korona, sonra da Putin’in savaş inadı ekonomik dengeleri altüst etti.
Enflasyon ve cari açık nedir bilmeyen ülkeler bile şu anda bu krizden nasıl çıkarız arayışı içinde. Ekonomik istikrarsızlıktan az ya da çok etkilenmeyen ülke, sektör, vatandaş yok gibi. Rusya ve Ukrayna dünyanın buğday ambarı ülkelerinden. Yine aynı şekilde başta doğal gaz olmak üzere önemli enerji tedarikçilerinden. İşte bu yüzden savaş bir an önce bitmeli ki kıtlık ve kışa soğukta girme kâbusu sona ersin.
Üretim artsın, ekonomik dengeler yerli yerine otursun. Küresel istikrarsızlık ülkeleri daha derinden etkilemesin.

VELİ DE ZORDA, KURUMLAR DA
Ekonomik gidişattan etkilenmeyen sektör yok gibi ama sanki en can alıcı olan eğitim. Kolejler gibi vakıf üniversitelerinin öğrenim ücretleri adeta uçuyor. Bugünkü kurlarla yurt dışında öğrenci okutmak da artık hayal ötesi hale geldi.Velilerin tek başına bu yükün altından kalkması ise mümkün değil. Çocuklarını okuldan alsalar olmuyor, devam ettirseler devamı gelmiyor. Madalyonun öteki yüzüne baktığınızda ise kurumların bu zor süreci enflasyonun altında rakamlarla geçiştirmeleri de imkânsız gözüküyor.Anaokulundan üniversiteye hangi kurum yöneticisi ya da sahibiyle görüşseniz bir dokunup bin ah işitiyorsunuz. “Girdi fiyatları öylesine arttı ki altından kalkmamız mümkün değil” diyorlar. Peki, ne olacak? “Batan batar, giden gider, kalanlar bize yeter” mi diyeceğiz yoksa gemi su almaya başlamadan çareler mi üreteceğiz?
DURUM TESPİTİ
İsterseniz gelin önce bir durum tespiti yapalım.

Yazının devamı...

Üretim, üretim, üretim…

15 Haziran 2022

Napolyon “Para, para, para” demiş. Günümüzün söylemi ise üretim, üretim, üretim…

Ama katma değeri yüksek üretim. Üretimin olmadığı yerde sıkıntı vardır. Panzehri de üretimdir. Günümüz dünyasının yaşadığı tüm sıkıntıların kökeninde üretimin azalması, tüketimin artması yatmaktadır.

Dizilerle lükse, şatafata, tüketime öylesine alıştırıldık ki, “Ayağını yorganına göre uzat” atasözünü hatırlayanımız kalmadı. Bankalar önüne gelene peynir ekmek gibi kredi kartı dağıttı. Gelirlerine göre limit koymak akıllarına gelen en son şey oldu.

Bırakın bizi, dünya genelinde borçlu olmayan yok gibi. Nedeni de çok açık: Az üretiyor, çok tüketiyoruz.

Köyler bile ekmeğini, yumurtasını, yoğurdunu, sebzesini dışarıdan gelen seyyar manavlardan alıyorsa, kasaba pazarlarında yöre köylerden gelen tek ürün yoksa, başkalarına kızmadan önce kendimizi sorgulamalıyız. “Ülke üretimine katkımız ne?” sorusuna herkesten önce kendimiz cevap vermeli, ondan sonra başkalarını eleştirmeliyiz.

Ülkemizde ve dünyada kaç kişi üretiyor, kaç kişi tüketiyor? Kaç kişi vergi veriyor, kaç kişi hiç vergi vermeden o başkalarından alınan vergileri afiyetle yiyor? İthalat, ihracat dengesi ne? Aradaki makas giderek açılıyor mu, kapanıyor mu? Kapanan ve açılan iş yerleri arasındaki denge ve nedenleri neler?

Miadını doldurduğu için yok olan mesleklerin ve kapanan iş yerlerinin yerini, çağın ve geleceğin meslekleri ve iş yerleri alıyor mu?

Yazının devamı...