Dünyanın en zor işi? (3)

Geriye dönüp baktığınızda, arkanızda güvenebileceğiniz kaç kişi var?

Kimse kimseye güvenmiyor, kimse kimseyi kazanmak istemiyor.

Arkadaş ve dost biriktireceğimize, bol bol yeni düşmanlar ediniyoruz.

Yüzümüze gülenler, her nedense, arkamızdan en çok konuşanlar oluyor.

Yükseldiğinizde en büyük şakşakçınız onlar oluyor. 

Düştüğünüzde ilk tekme yine onlardan geliyor!

Birkaç gündür bu konuya takmış durumdayım. Çünkü, ortak değerlerimizi kaybettik, birbirimizi sevmiyoruz, daha da vahimi kimse kimseye güvenmiyor, inanmıyor, kefil olmuyor!..

Peki, bu durum nereye kadar böyle devam edecek?

Ülkenin en önemli sorunlarından bireysel sıkıntılara kadar hemen her konuda olması gereken sinerjiyi nasıl sağlayacağız?

Bu insanları birbirine daha bir düşman eden sınavlarla mı?

Birinin başarılı olması diğerini başarısızlığa mahkûm etmemeli!

Lise ve üniversiteye giriş sınavı, KPSS ve benzeri sınavlara yılda 10 milyon gencimiz giriyor ve içlerinde mutlu olan bir milyon çıkmaz!

Diğerlerini adeta değersizleştiriyoruz ve bu çok uzun yıllardır böyle gidiyor. Yani bugün geldiğimiz noktanın arkasında yatan sosyolojik nedenlerin kökeninde öncelikle bu sınavlar var.

Bunu başkaları yapsa, beka sorunu var deriz ama bu kazığı çocuklarımıza ve ülkemizin geleceğine bizzat kendimiz atıyoruz.

İnsan biriktirmek!

Ülke geneline bakalım, yetişmiş insan gücümüzden ne kadar haberdarız, onları ne kadar doğru kullanıyoruz, liyakate ne kadar önem veriyoruz?..

MEB, YÖK, ÖSYM ve geleceğimize yön veren kurumlar kaliteye, yeterliliğe, donanıma ne kadar önem veriyor?

Bu sorularla yüzleşmeden, geleceğe emin adımlarla yürüyemeyiz!

Biriktirdiği-miz insanlar ne kadar kalıcı, ne kadar gidici? Daha da önemlisi, onun bizim yanımızda olmasının, bizim de onu kabullenmemizin gerekçeleri ne?

Menfaate dayalı bir iş birliği mi yoksa ilke ve değerlere dayalı bir duruş mu?..

İtaat mi, güven mi?..

Evde, okulda, iş yerinde, askerde, partide, dernekte ya da başka bir yerde, konuşan, soran, sorgulayan, hayal kuran, kabına sığmayan insanlar istemeyiz. Olanları da yok etmeye çalışırız.

Çünkü ileride bize ya rakip olabilirler ya da diğerlerinin de kafasını karıştırlar. Bu yüzden, sorgusuz, sualsiz ne istersek yerine getiren, itaatkâr olanla yola devam eder, onları biriktiririz. 

Sayıları bazen onları, yüzleri, binleri, yüz binleri hatta milyonları bulur. 

Sosyal medya ve manipülasyonlarla rakamlar şiştikçe şişer, bazen kendimizi kral gibi hissederiz. Ama hadi gelin şu konuda mücadele edelim dediğinizde arkanızda üç kişi bulamazsınız. Neden, çünkü onların sorumlulukları vardır. Mücadeleyi siz verin ama kaymağını onlar yesin. Böyle gelmiş, böyle gidiyor...

Keşke, zor olanı yapıp, aykırı olanlarla yola devam edebilsek, emin olun çok daha farklı olacaktır.

Evet, onlarla uğraşmak, didişmek, yol almak biraz zor olur ama sürdürülebilir olur. Diğerlerinin ise hiçbir garantisi yoktur. Menfaatleri neredeyse orada olurlar. 

Hata yaptığınızda dur demezler, dara düştüğünüzde yanınızda olmazlar, vermeyi kestiğinizde de isyan ederler...

Özetin özeti: Başınız ağrıdığında size ilaç olacak kaç kişi var ya da siz böylesi bir durumda kaç kişiye koşarsanız?..