Dünyanın en zor işi?

Hemen herkes için bu sorunun cevabı, zamana, konuya, kişinin duruşuna ve en önemlisi de vizyonuna göre değişebilir...

Eğitim ya da insani çerçeveden baktığımızda, dünyanın en zor işi, insan kazanmaktır, çocuklarımızı geleceğe hazırlamak ve onların ayakta kalmalarını sağlamaktır.

En kolayı ise insan harcamaktır.

İnsan harcama konusunda bizim LGS, YKS, KPSS ile kimse boy ölçüşemez!

Tam bir kıyım makinesi.

Gençlerimizi paramparça ediyor, değersizleştiriyor ve bu durum, anne babalar da dâhil hiç kimsenin umurunda değil.

Eğitim sistemimiz ve iş yerlerimiz de farklı değil.

Kişileri kazanma üzerine değil, harcamaya yönelik bir düzenimiz var.

Bildiklerini değil, bilmediklerini ölçüyoruz.

Yaptıklarının değil, yapmadıklarının hesabını soruyoruz.

Oysa her çocuğun, her gencin, her insanın başarılı olabileceği bir alan mutlaka var. Ama biz bunları bulup çıkartacağımıza, yanlışlığına emin olduğumuz sistemin dayatmalarını sorgusuz sualsiz uyguluyor ve gençlerimizi hayata küstürüyoruz. Sonra da bunun adına eğitim, sınav, kariyer ve başarı diyoruz...

40 yıldır gazeteciyim ve hep bu konuların peşinde koştum. O günden bugüne değişen hiçbir şey yok!..

Ego mahkûmları

Eğitim kurumları böyle de iş yerleri farklı mı?

Hasbelkader bir yere gelenler, altlarındaki kadroları kazanmak yerine harcamak konusunda ellerinden geleni yapıyorlar.

Liyakat adeta yok olmuş durumda. Onun yerini sadakat almış. Bu yüzden de en iyisinin, en doğrusunun, en yararlı olanın peşinde olan yok gibi.

Bana, bize itaat etsin yeter mantığı yanlışların en büyüğü ama gören yok!

Yazının başında da söylediğimiz gibi, insan kazanmak zor iş ve biz kolayı severiz!..

Dünden bugüne gelen ahilik sisteminde çıraklık, kalfalık, ustalık, baş ustalık geleneğimiz vardı.

İnsan yetiştirmek bin yıllar boyunca en büyük onurdu.

Boynuz kulağı geçsin der, çırağımızın kendimizden daha üstün olmasını isterdik!

Atatürk’e “Atatürkçülük nedir?” diye sorulduğunda, “Benden ileri gitmektir” der.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında hemen herkes böyle düşünür, böyle hareket eder, koltuğun değil daha iyinin peşinde koşardı...

Sonra ne olduysa oldu, her şey tersine döndü!..

Sistem değişmeli!

Mevcut eğitim sistemimiz A’dan Z’ye yanlış.

Bire bir konuştuğunuzda bunu herkes dile getiriyor ama işler resmiyete dönüştüğünde, bambaşka şeyler söylüyorlar.

Sonrasında da hemen her şeyden en fazla şikâyet eden yine onlar oluyor!..

Ne olur artık, nabza göre şerbet vermekten vazgeçip, doğru olanı söyleyelim, doğru olanı yapalım.

Eğer bunu gerçekleştiremezsek, yarın bugünleri de arar noktaya gelebiliriz ki bu da hiçbirimizin hoşuna gitmez.

Eğitim sistemleri korona sonrasında çok önemli değişikliklere uğrayacak. Bunun sinyalleri şimdiden geliyor. Peki, biz bu konuda ne yapıyoruz? Üniversitelerimiz, geleceğin mesleklerine yönelik hangi adımları atıyor?..

Çok daha önemlisi, pandemi süreci uzar ve okulların açılması gecikirse ne olacak?

Bu konuda senaryo üretmenin dışında ne yapıldı?..

Özetin özeti: Çok zor günler geçirdik ama daha zorları da gelebilir. Peki, buna ne kadar hazırız?..