Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Görünen o ki seçimi kim kazanırsa kazansın hemen her alanda çok büyük değişiklikler olacak.

Değişim rüzgârının en sert estiği alanlardan biri de eğitim.

Bu konuda sessizliğini koruyan Millet İttifakı’ndan nihayet açıklama geldi.

Kılıçdaroğlu, “Eğitimde yapacağım en büyük devrim, Milli Eğitim Bakanlığı’nı Merkez Bankası gibi bağımsız bir yapıya dönüştürmek” dedi.

Son 50 yılda duyduğumuz en güzel vaatlerden biri.

Peki, bu mümkün mü?

Uygulanabilir ve sürdürülebilir olabilir mi?

Uygulanabilirliği konusunda, detayları görmeden, ayrıntılarını tartışmadan ne söylense erken olur.

Haberin Devamı

Neden mi?

Kâğıt üzerinde “mükemmel” görünen pek çok projenin daha sonra, bırakın muhalefeti, bizzat o reformu gerçekleştirenler tarafından çöpe atıldığını çok gördük de ondan.

Yoğurdu artık üfleyerek yememizin tek nedeni bu.

Peki ama nasıl?

Kılıçdaroğlu, eğitim devrimi sayesinde ülkemizin her yerine büyük bir enerji yayılacağını, Cumhuriyetimizin 2. yüzyılına hak ettiğimiz şekilde gireceğimizi ve çocuklarımıza umut dolu gelecek inşa edeceklerini söylüyor.

Kulağa hoş gelen söylemler.

Bu bakış açısı hepimizinkinden farklı değil.

Ülke olarak yediden yetmişe eğitimin önemine inanıyor, eksikleri, yanlışları görüyor ve daha iyisini hak ettiğimizi her fırsatta dile getiriyoruz.

Hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk günden itibaren.

Hangi ülke bağımsızlık savaşı yaparken, bir yandan da Maarif Kongresi toplayarak, geleceğe yatırım yapar ki?

Aynı dönemde kurulan devletlerden hangisinin lideri “Ülkeyi biz kurduk, geleceği siz inşa edeceksiniz” diyerek öğretmenleri baş tacı etti?

Sıfırdan bugün bu noktaya geldiysek, eğitimin önemi ve gücü göz ardı edilemez.

Kılıçdaroğlu, keşke Amerika’yı yeniden keşfetmeye, farklı ülkeleri örnek gösterme ve yeni kurullar oluşturmaya gerek duymadan, “Fabrika ayarlarına yeniden döneceğiz” deyip son noktayı koysaydı çok daha umut verici olurdu.

Neden mi?

Vaat ettiklerinin hemen hepsi Cumhuriyet’in ilk 10 yılında zaten hayata geçirilmiş ve başarıyla uygulanmıştı. Keşke o heyecanı ve ivmeyi yeniden yakalayabilsek…

Haberin Devamı

Talim Terbiye Kurulu ve Milli Eğitim Şûraları yol geçen hanına dönmeseydi, yeni kurullar ve “yıldız” arayışı içine girmeye, kendilerini şirin göstermeye çalışan her dönemin adamı olmaya aday olanlara hiç gerek kalmazdı.

Peki ama kiminle?

Kılıçdaroğlu’nun önerdiği kurullar, Cumhurbaşkanlığı Başkanlık sisteminde de oluşturuldu, “Onlar karar verecek, MEB hayata geçirecek” denildi ama işlemedi. İşlemez de. 100 yıllık geleneğimizde böylesi kurullar hiç olmadı, olanlar da geride hoş bir seda bırakmadı.

Yakın tarihimizi hatırlayalım, benzeri kurullarda, 8 yıllık kesintisiz eğitime ve 4+4+4’e geçilirken de öğretmen okulları ve köy okulları kapatılırken de “Cumhuriyet tarihinin en büyük reformları” denilmedi mi?

Sınavlar kaldırılacak, azaltılacak denildikçe, sınav bataklığına daha da batmadık mı?

Son 40 yılda iktidara talip olan her siyasi parti, YÖK’ü kaldırma sözü vermedi mi?

Peki ne oldu?

Atılan her adım bir öncekini de aratır hale gelmedi mi?

Siyasetin eğitimi ciddiye alması, farklı bir bakış açısı getirmesi ve en önemlisi de eğitimin siyaset üstü bir yapıya kavuşturulacak olması çok önemli bir adım ama ayağı yere basan, sürdürülebilir uygulamalar hakkında daha ayrıntılı bilgi istemek de bizim hakkımız.

Haberin Devamı

Sonuç olarak, eğitimin, yıldızlara değil, idealist çalışkan öğretmenlere, liyakatli bürokratlara, özerk bir Talim Terbiye Kurulu’na ve eğitimin mutfağında yetişmiş vizyoner bir Bakana ihtiyacı var.

Tıpkı birinci 100 yılın ilk yıllarında olduğu gibi.

Model aramak için de uzaklara gitmeye hiç gerek yok. MEB arşivleri başarılı örneklerle dolu.

Köy enstitüleri, Anadolu liseleri, fen liseleri, mahalle okulları, meslek liseleri, tekniker okulları, öğretmen liseleri ve daha neler...

Peki ya yükseköğretim?

Eğitimde gerçekten de köklü bir reform düşünülüyorsa, bu reform okul öncesinden doktoraya kadar bir bütünlük içerisinde olmalı. Yoksa yedi kocalı Hürmüz’e döner. Kılıçdaroğlu yükseköğretime yönelik görüşlerini muhtemelen farklı bir video ile açıklayacak. Açıklamalı da.

YÖK ve ÖSYM’den kurtulacak mıyız yoksa çocuklarımızı değersizleştirmeye ve umut tacirliği yapmaya devam mı edecekler?

Tıpkı MEB gibi özerk bir Yükseköğretim ve Bilim Bakanlığı düşünüyor mu, düşünmüyor mu?

Açıklamalı ki taşlar yerli yerine otursun…

Özetin özeti: Gençleri ve geleceği doğru okuyan, eğitime, bilime ve liyakate yatırım yapan ipi göğüsleyecektir.