Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kürşat Aydoğan Hoca ile YÖK’ün, Bilkent’in, Hacettepe’nin kurucusu rahmetli Doğramacı’yı yad ettik… 

YÖK’ün kuruluş aşamasından itibaren yani 80’li yılların başından itibaren çok uzun süre kendisiyle birlikte çalıştık. Masanın bir tarafında o vardı. Diğer tarafında biz… Attığı her adım çok tartışmalıydı. 

Yaşamı boyunca hep eleştirilerin odağında oldu. 

Hakkında en çok haber yapanlardan birisi de bizdik. 

30, 40 yıl öncenin koşullarında, dünyanın neresinde olursa olsun yazılarımızı günlük olarak bulur, altını çizerek okur, katıldığı, katılmadığı noktaları arayıp paylaşırdı. Bir gün olsun kırıldığını görmedik tam aksine yazdıklarımıza olan ilgisi giderek daha da arttı. 

Haberin Devamı

“O sizi sürekli eleştiriyor, siz ise onu her defasında daha da yüceltiyorsunuz” diyenlere, güler geçer, eleştirinin ne kadar zor bir görev olduğunu, ne denli ağır bir sorumluluk taşıdığını, demokrasinin ve gelişmenin olmazsa olmazı olduğunu usanmadan anlatırdı… Genç Bakış’ta Demirel’i defalarca konuk ettik. Eleştirilerin dozu bazen öyle artı ki, biz “Ne olur saygı sınırlarının dışına çıkmayalım” derken, onun müdahalesi hep hep “Bırakın konuşsunlar” yönündeydi. Eski söylemleri ile yenileri çeliştiğinde “Günah mı çıkartıyorsunuz?” şeklindeki yorumları ise sessiz kalarak geçiştirdi… 

Bir itirazı olmadı 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı konuk ettiğimiz programda da eleştirilerin dozu oldukça yüksekti. En ufak bir itirazı olmadı. Öğrencilerin tüm sorularını saatlerce sabırla, sükunetle, hoşgörüyle dinledi, tek tek cevapladı, program bitiminde onlarla fotoğraf çektirdi… 

Önceki gece Merkel belgeselini izledik. 

Siyasete ve özellikle de yaşama ve kadere ilgi duyanlara mutlaka izlemelerini öneririm. Çok emek harcanmış. 

İki Almanya’nın birleşmesinden sonra önüne çıkan fırsatları çok iyi değerlendirmiş ve hayallerinin ötesinde görev ve sorumluluklar yüklenmiş, mutluluklar yaşamış. Beyaz Saray’da Obama tarafından ABD’nin en yüksek nişanın kendisine verildiği törende yaptığı konuşma kısa ama çok çarpıcıydı: 

Haberin Devamı

“Gençliğimizde Amerika’ya gitmek hayaldi. Beyaz Saray’a gelmek hele ki Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın elinden böylesi bir nişan almak, hayallerimizin çok ötesindeydi…”  

Merkel belgeselini ve özellikle de konuşmalarını izlerken vurguladığı en önemli tema hep eleştirel düşünceye saygı ve onun korunması gerektiğine olan vurgulardı. Israrla “Konuşamamanın ne olduğunu çok iyi biliyorum” diyerek Doğu Almanya günlerine vurgu yapıyor, demokrasinin güçlenmesi için eleştirilere tahammül edilmesi gerektiğini, her ortamda herkese hatırlatıyordu. 

“Doğru eleştiriler geliştirir, gerçek olmayan ya da abartılı olanlar da, karşılık bulmaz, unutulur gider” diyordu. 

Putin ve Trump’ın en çok eleştirdiği isimlerin başında geliyordu. O da onları eleştiriyordu ama birlikte çalışmak zorundaydılar. Çalıştılar. 

Biz, biz olmazdık! 

Verdiği mesaj şuydu: 

O eleştiriler olmasaydı biz, biz olmazdık! 

“Sovyetler Birliği’nin dağılması Putin’e göre dünyanın büyük yanlışıydı ama benim en büyük şansımdı. Dağılmasaydı ben bugün bu görevde olamazdım. Ne onun görüşü değişti ne de benimki. Uzun yıllar birlikte çalıştık. Onun Almancasının yetmediği yerde ben ona yardımcı oldum, benim Rusçamın yetmediği nokta da o bana yardımcı oldu” derken de çocukluğunda yaşadığı travma nedeniyle hâlâ üzerinden atamadığı köpek korkusunun bilinmesine rağmen  

Haberin Devamı

Putin’in onu köpekleriyle karşılamasını eleştiriyor ama bu tür hareketlerin birlikte çalışmalarına engel olmaması gerektiğine vurgu yapıyordu. 

Görünen o ki, devlet yönetiminde olduğu kadar kamusal sorumluluğu yüksek görevlerde olmak zor hem de çok bir süreç. 

Tahammül, tolerans, hoşgörü ve en önemlisi de sabır gerekiyor. 

Eleştirinin bazıları can sıkıcı ve boş olsa da bazıları keçiboynuzu gibi mini minnacık bir tat bıraksa da, bazıları da var ki üslubu farklı da olsa verdiği yapıcı mesajlar önemlidir. 

Özetin özeti: Eleştiri kültürü olmadan demokrasiyi kurumsallaştıramayız. Bu yüzden eleştirene de eleştirilene de büyük sorumluluk düşüyor. Amaç bağcıyı dövmek değil üzüm yemek olmalı!..