Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Öğretmeni, öğretmenliği hiç ama hiç kimse hafife almaz. Çünkü o mesleklerin en kutsalıdır.

Ailemizden sonra üzerimizde en derin iz bırakanlardan birisi de onlardır.

Bir çocuğun yaşamı boyunca karşısına çıkacak en büyük şans, onu keşfedecek bir öğretmendir.

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum”, “İlim Çin’de de olsa gidip alınız”, “Hiç okuyan ile okumayan bir olur mu” ile yoğrulmuş bir kültürden ve inanç sisteminden geliyoruz.

Bu yüzdendir ki öğretmenlerimizin kalbimizde ve başımızın üzerinde her daim yerleri vardır…

Haberin Devamı

Öğretmenler geleceğin mimarlarıdır. Onlar ne kadar mutlu, donanımlı, liyakatli, erdemli olurlarsa, geleceğimiz o denli güçlü olur.

Bu sadece bizde değil, dünyanın her yerinde böyledir ve böyle olmaya da devam edecektir.

Şimdi bu çerçevede yaşanan “mülakat krizine” bir kez daha göz atalım. Nerede hata yapıyoruz sorusuna hep birlikte cevap arayalım…

Robotların eğitim ve yargıdaki rolüne yönelik bir toplantıya katılmıştım. Özeti şuydu:

Robotlar ödevleri değerlendirmede, sınavları okumada, savcı ve avukatların yaptıkları görevlerde, öğretmenlerin ve yargı mensuplarının üzerlerindeki yükü önemli ölçüde alabilirler ama bir hakimin vicdani kanaatini, bir öğretmenin şefkatini asla gösteremezler. Bu yüzden de hakim ve öğretmen olamazlar, olsalar da bir şeyler hep eksik kalır!..

Dönelim jüriye, 45 dakikalık öğrencisiz bir süreçte, bir öğretmenin öğrenciye bakışını, şefkatini, toleransını, sabrını, empatisini, sızlayan vicdanını, kırılan kalpleri tamirini ve en önemlisi de dışarıdaki sorunları nedeniyle kendini derse veremeyen öğrenciyi derse döndürmek için verdiği çabayı nasıl göreceksiniz, nasıl ölçeceksiniz, nasıl değerlendireceksiniz?..

Öğretmenliği sıradan bir memuriyetle aynı kefeye koyamazsınız. Onlar 8/5 çalışan, işten çıktığında görevi sona eren çalışanlar değil. 7/24 akılları öğrencileriyle, eğitimle, meslekleriyle iç içe olan yorgun savaşçılardır.

Öğretmenlik diplomayla, sınavla, jüriyle hak edilen bir hak değil, bir sevdadır. O sevda yoksa gerisi teferruattır…

Haberin Devamı

Yanlış karar Ankara’dan döner

Hangimiz hata yapmayız ki?

Sorun hata yapmak değil, hatada ısrar ve aynı hatayı bir kez daha denemektir.

Mülakat konusunda “pardon” deyip, yeni arayışlar içerisine girilseydi, bugün bu noktaya gelinmezdi.

Hâlâ da geç kalınmış değil.

Bu sistemi dayatanlar, belli ki ya hiç derse girmemişler ya da verdikleri dersi ve en önemlisi de öğretmenliği hiç ciddiye almıyorlar.

Bu mesleğe gönül verenler çok iyi bilir ki hiçbir öğretmen, ciddi bir ön hazırlık yapmadan elini kolunu sallayarak derse gitmez.

Hiçbir öğretmen yardımcı ders materyalleri olmadan dersi çok daha verimli hale getiremez.

Hiçbir öğretmen karşısında öğrencileri olmadan motive olamaz.

Hiçbir öğretmen, öğretmenliğinin sorgulandığı bir ortamda kendisi olamaz...

Öğretmen adaylarının, öğretmen olup olamayacağına, son dakikada değil o diplomayı vermeden önce karar verilir.

Mezuniyet öncesi kurulacak jürilerde herhangi birileri değil, onları eğiten hocaları olmalı, içlerinde bu ünvanı hak etmeyenler olduğunda da onlara hesap sorulmalıdır!

Haberin Devamı

Ödevler, stajlar, sunumlar, kanaatler, davranışlar, sabır, tolerans, birikim ve daha başka her ne aranıyorsa bütün bunlar o kutsal sıfat verilmeden önce sorulur, soruşturulur, test edilir, ondan sonra tamam “Sen öğretmen olabilirsin” denilir.

Bu da 45 dakikalık bir oldu bitti değil; 4, 5 yıllık bir süreci gerektirir...

Şipşak jüri uygulamasından vazgeçmek için onlarca neden var.

Örneğin jürilerin elinde kaç soru olacak?

Ne kadar çok olursa olsun, ilk birkaç günde hemen hepsi deşifre olacak, sonraki girenler ilk girenlere göre hep çok daha avantajlı olacak.

Böylesi bir adaletsizlik olabilir mi?

150’yi aşkın branşta öğretmen alındığı söyleniyor.

Peki, Beden Eğitimi öğretmeninin jürisine Matematik öğretmeni mi girecek?

Jüriler branşlara göre mi düzenlenecek yoksa her jüri, her öğretmeni mi dinleyecek?

Puanlamada standart nasıl sağlanacak?

Beden Eğitimi deyip geçmeyin, bugün sadece filenin değil, gönüllerin de sultanı olan kız voleybol takımındaki tüm oyunculara bu sporu ilk sevdiren, ilk yönlendiren, gidip sorun, soruşturun, araştırın hep öğretmenleridir.

Jürileri dayatan kafa ile LGS ve YKS’de soru çıkmıyor diye Beden Eğitimini ve öğretmenlerini değersizleştiren kafa, aynı kafa.

Kadın Milli Voleybol Takımımız ülkemizi dünya ve Avrupa şampiyonu olarak onurlandırırken, MEB, YÖK, ÖSYM ve okul müdürleri, yaptıkları haksızlığı zerre kadar da olsa yüreklerinde hissedip vicdanları sızladı mı?

Standart ölçme değerlendirme?

Binlerce okul birincisi üniversiteye giremiyor, binlerce okulda neredeyse tüm öğrenciler 5 üzerinden 5 ile mezun olurken, on binlercesinde öğrencilerin yüzde 10’u bile 5 ortalamayla mezun olamıyor.

YKS’de başarılı olan on binlerce öğrencinin hormonlu notla mezun olanların gerisine düşmesi bu yüzden.

Lise ve üniversiteye geçişte adil bir sınav ve yerleştirme sistemi oturtamamışken, standart bir ölçme değerlendirme sistemi gerçekleştirememişken, böylesi bir maceraya girmek eğitime, öğretmenliğe, devlete, kurumlara olan inancı köreltmenin ötesinde bir işe yaramaz.

Ortada ciddi bir hata var ve ne olur gelin bundan vazgeçin! Hatadan dönmek de bir erdemdir ve bu karar vericileri incitmez tam aksine güçlendirir...

Özetin özeti: Öğretmene saygı, çocuğumuza, geleceğe ve en önemlisi de bizi biz yapan değerlere saygıdır. Ne olur bunda kusur etmeyelim...