Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Ali kıran, baş kesen ÖSYM’ye nihayet dur diyen birileri çıktı.
ÖSYM, tarihinde ilk kez, sınavını iptal ettiği öğrencilerden, özür dilercesine, yaptığından pişmanlık duyup, 50 adayın sınavını geçerli kıldı.
Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (KDK) uyarısı üzerine, içlerinde astım hastası adayın da olduğu 9.45 mağduru öğrencilere YGS puanları gönderildi ve LYS’ye girme hakkı tanındı.
Eyy ÖSYM, demek ki senden adil KDK varmış! Umarız bundan sonra daha dikkatli, adil ve hoşgörülü olursun.
Peki, bu durumda, sıralamaların da değişmesi gerekmez mi?.. Bir de 9.46’da gelip de sınava alınmayanların durumu ne olacak?
Rotanızı aldınız mı?
Bugün Rota günü, tatil, turizm, seyahat gazetenizi Milliyet’le birlikte ücretsiz almayı eminim ki unutmamışsınızdır.
Bir sorun yaşarsanız ya da katkıda bulunmak ister ve aguclu@milliyet.com.tr adresine yazarsanız, çok seviniriz.
Söz tatilden, turizmden açılmışken, hizmet sektöründe çalışan personelin, özellikle de garsonların memnuniyetsizliklerini bir değil, bin defa vurgulamakta yarar var.
İşini severek yapanı bulmak gerçekten zor. Meslek olarak seçmeyip, zoraki yaptıkları için, bir türlü içlerine sindiremiyorlar ve bunu da müşterilerine fazlasıyla hissettiriyorlar.
Oysa hiç de sıradan bir meslek değil. Hem onurlu hem de hakkıyla yaptığınızda kazançlı bir meslek. Yurt dışındaki garsonlara hayran olmamak elde değil.
Keşke bu işi artık biraz ciddiye alsak!
Eğer bir tatil ülkesi olmak istiyorsak, eğitimli personel olmazsa olmazların başında geliyor. Nabi Bey, eğitime uzak bir isim değil, umarız bu konuya da bir el atar...
Termal’e ne olmuş öyle?
Hafta sonu, çok uzun yıllar sonra Yalova Termal’e geldik. Turban Tesisleri, Sağlık Bakanlığı’na devredilmiş, memnun olanı bulmak zor.
Diğer oteller ve özellikle de o dünya güzeli belde adeta beton tarlasına dönüşmüş. Atatürk’ün anısına da adeta ihanet edilmiş!
Bugünkü Termal, 80 yıl öncesinin çok gerisinde.
Keşke birileri ilgilense!..
TEOG mağdurları
“39 yaşında, 3 çocuk babasıyım.
Bir öğretmenin gözüyle eğitim başlıklı köşe yazınızı okudum. Teşhisler gayet olumlu, artı, izninizle birkaç cümle de ben eklemek istiyorum.
Oğlum Anadolu lisesi 10. sınıf öğrencisi, kızım da 8. sınıfta okuyor. Malum, 8. sınıftaki TEOG sınavları iddialı bir öğrenci için çok önemli.
7. sınıfa başladığında, 2 ay dolmadan matematik öğretmenimiz başka bir yere atandı, yerine sözleşmeli bir öğretmen geldi ama bu arada dersler 3 hafta boş geçti.
İkinci dönemin ortalarında başka bir öğretmen geldi. O yıl bir şekilde bitti. 8. sınıfın 2. ayında öğretmenimiz hamilelik iznine çıktı.
Akabinde tekrar bir boşluk oldu ve yine sözleşmeli bir hoca geldi. Baktık iş kötüye gidiyor, dışarıdan biraz takviye aldırmaya çalışsam da nafile, TEOG’dan 353 puan aldık. Çok mu kötü asla, ama...
Okula mı kızayım, MEB’e mi kızayım, öğretmene mi? Hiçbirine hakkımı helal etmiyorum.
Sonuçta evlatlarımız için mücadele ediyoruz, evet bizler de çocuğumuzun iyi okullarda okumasını isteriz ama biliyorsunuz ki malum hayat şartları!..
Ders kitapları!
Yine çok can alıcı bir konuya değinmişsiniz. Ortaöğretime devam eden üç çocuk babası olarak söylüyorum.
MEB’in dağıttığı kitaplar hiç tartışmasız milyarlarca liranın göz göre göre israfıdır.
Master ve doktoramı Almanya’da yaptım, büyük kızım Sümeyye Almanya’da ilkokul ikinci sınıfa kadar devam etti.
Orada bu işin nasıl yapıldığını gözlerimle gördüm.
Devlet 1. sınıftan itibaren dağıttığı kitapları çocuğa zimmetliyor. Kitabın arka sayfasına bir çizelge yerleştirerek, her sene kullanan, adını oraya yazıyor ve bu kitap 10 sene okutuluyor.
Kitapları çocuğa zimmetleyince öğrenci bu kitabı tabiri caizse kendi elbisesinden bile daha dikkatli kullanıyor, karalamıyor, yırtmıyor.
Bir senenin sonunda, bütün öğrenciler, aldıkları kitapları bir sonraki sene alttan gelen öğrenciye verilmek üzere okul idaresine teslim ediyor.
Kitaba bir şekilde zarar veren öğrencinin velisinden kitabın bedeli tahsil ediliyor.
Ben de 10 euro ödedim.
Bu sistem bizde neden uygulanmaz anlamak mümkün değil.
2007’den beri bu yapılmış olsaydı, kamu en az 15 milyar lira kâr ederdi.
Bu fikirlerimi zamanın Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’e mektupla bildirmeme rağmen, lütfedip bana bir kez bile dönmedi.
Kanayan bir yaramıza daha parmak bastınız. Kitap işinin, bu şekilde halledilmesi için ne olur birkaç kez daha yazınız...”
Özetin özeti: Yapacak çok iş var da, kim yapacak?..