Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Dünyanın en önemli coğrafyalarından birinde yaşıyoruz. 

Sahip olduğumuz topraklar, binlerce yılda yüzlerce medeniyete ev sahipliği yaptı. Bin yıla yakın süredir de bize yapıyor. 

Beylikler, devletler, imparatorluklar kurduk... 

Son yüzyılımız ise en büyük mücadelelerin ve değişimin yaşadığı dönem oldu. 

Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk. 

Sevr’den Lozan’a, işgallerden Milli Mücadele’ye, Hilafet’ten Cumhuriyet’e zor hem de çok zor bir yolculuğumuz oldu. 

2. Yüzyıl’a çok daha güçlü, kararlı, donanımlı ve iddialı giriyoruz.

Haberin Devamı

2. Yüzyıl’ın “Türkiye Yüzyılı” olmaması için hiçbir nedenimiz yok.

Yeter ki inanalım, yeter ki bu yöndeki inancımızı kaybetmeyelim... 

Farklı bir bakış

 Sınav odaklı eğitim derslere bakış açımızı altüst etti. 

Sınavda çok soru çıkan dersler önemli, az ya da hiç soru çıkmayan dersler önemsiz hale geldi.  

Spor, sanat ve felsefe grubu dersleri bu yüzden yok oldu. 

Tarih ve coğrafya dersleri bakış açısı bu yüzden tüm önemini kaybetti. 

Cumhuriyet öncesi gibi yakın tarihimizi de unuttuk gitti. 

19 Mayıs, 30 Ağustos, 23 Nisan, 29 Ekim, 15 Temmuz hak ettiği önemi yeterince görmüyor. 

Oysa her biri ayrı bir destan... 

30 Ağustos’u iliklerine kadar hisseden birisini bulursanız, durdurun ve anlından öpün. 

Hani, hep bir üst kimlik arıyoruz ya, 30 Ağustos’tan daha önemli bir ortak paydamız olabilir mi? Eğer 30 Ağustos olmasaydı, bugün bu tartışmaların hangi birini yapıyor olurduk?.. 

Birileri bizi ısrarla tarihimizden ve köklerimizden uzaklaştırmaya kalksa da ne olur, bu tuzağa düşmeyelim. 

Eğer bugün 30 Ağustos’u unutursak, emin olun yarın 15 Temmuz da unutulur! 

Asla buna izin vermeyelim. 

Yoksa yoktan varoluşumuzu da unuturuz, demokrasi mücadelesini nasıl kazandığımızı da...  

İşte bu yüzden, 30 Ağustos’lar artık hak ettiği gibi kutlanmalıdır. 

Çünkü 30 Ağustos, sadece bir zaferin değil, bu milletin varoluş destanıdır!.. 

 Eğer tarihi seviyorsanız!

 Önceki yıllarda Genç Bakış’ta o kadar çok tarih programı yaptık ki, tadı damağımızda kaldı.  

Hangi konuya el atsak, ne süre yetti, ne de konuşulacak konular bitti. 

Haberin Devamı

Yani öğretim yılında yakın tarihimizi öğretmek, fen ve matematik kadar önemli olmalı, yoksa ulus olma konusunda, aradan bir yüzyıl daha geçse, benzer sancıları yaşamaya devam ederiz... 

30 Ağustos Zaferi kazanılmasaydı, Türkiye Cumhuriyeti zor kurulurdu. 

Ne olur bunu yediden yetmişe hepimiz kafalarımıza kazıyalım. 

Peki ya Mustafa Kemal’in “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün vatandır” dediği Haymana direnişi olmasaydı, ne olurdu? 

Milli Mücadele’de Sakarya Zaferi çok öne çıktığı için Haymana direnişi, neredeyse 100 yıla yakın göz ardı edildi. 

Oysa “Son Kale Haymana” ordularımızın yüzlerce yıl süren geri çekilişinin nihayete kavuştuğu, makûs talihin kırıldığı, düşmanın püskürtülmesinin başlatıldığı destansı bir yerdir. 

Eğer Haymana düşseydi, Ankara da düşecekti, gerisini siz düşünün... 

Ankara Üniversitesi İnkılap Tarihi Enstitüsü, on yılaşkın süredir Haymana’da yakın tarihimize ışık tutuyor. Birbirinden değerli tarihçiler, her yönüyle, yakın tarihimizi masaya yatırıyor. 

Haberin Devamı

Tüm o tartışmalar, keşke televizyonlarda yayınlansa da Büyük Zafer nasıl kazanıldı, daha iyi anlayabilsek ve bugün yaşanan bazı tartışmaların ne kadar anlamsız olduğunu anlayabilsek...  

 Haymana’nın önemi!

 İşte o günler: 

23 Ağustos 1921’de başlayan ve 12 Eylül 1921’de sona eren ve 22 gün 22 gece sürerek dünya meydan savaşları içerisinde, en uzun süreli olan Sakarya Meydan Savaşı’nda Haymana’nın stratejik önemini, Haymana ve çevresinde Türk ve Yunan ordularının çarpışmalarını anlatmadan geçmek tarihe saygısızlık olur. 

Yunan birliklerinin Haymana’ya gelerek Ankara’yı tehdit etmesi, gerek halk üzerinde, gerekse Meclis’te büyük sıkıntıların yaşanmasına neden oldu. 

Halk uzun konvoylar halinde Ankara’dan daha güvenli yerlere; Kayseri, Konya, Sivas, Kırşehir’e doğru şehri terk etmeye başladı. 

Tam bir panik havası yaşanmaktaydı. 

İşte böylesi bir ortamda Mustafa Kemal, 5 Ağustos 1921’de Meclis’ten başkomutanlık rütbesini alarak, büyük yetki ve söz sahibi olarak orduların başına geçti. 

Artık Yunan’ı Ankara’nın burnunun dibinden atmanın zamanı gelmişti. 

Yunan saldırısı 23 Ağustos 1921’de başladı. 

Mevziler sürekli olarak el değiştiriyordu. 

Yunanlılar, karşılaştıkları bu inatçı direniş karşısında ilk ümit kırıklarını 25 Ağustos’ta yaşadılar. Hedefleri Çaldağ ve Mangal Dağı’nı ele geçirmekti. 

Günlerce süren kanlı çarpışmalar sonucunda bunu başardıklarını sandılar. 

Fakat Türk birlikleri yine de pes etmedi. 

Savaşın en kritik günü 1 Eylül 1921’de yaşandı. 

Yunan ordusu, Haymana ve Çaldağ yönlerinde ilerlemeye devam etti. 

Başkomutanlık, elindeki bütün yedek birliklerini de bu bölgede savaşa sürdü. 

Çok büyük kayıplar verilse de 12 Eylül’de Haymana’da düşmana dur denildi ve Yunan ordularının geri çekilişi başladı. 

Sakarya Savaşı, Kurtuluş Savaşı’nda, Yunan Ordusu ile yapılan, en uzun süren meydan savaşıdır. 

23 Ağustos 1921’de başladı ve 12 Eylül 1921’de Yunan Ordusu’nun tam bozgunuyla sona erdi. Yeni Türkiye’nin kuruluş tarihinde bir dönüm noktası olması bakımından bu savaşın önemi çok büyüktür. 

Ondan tam bir yıl sonra (26-30 Ağustos 1922’de) yapılan Başkomutanlık Meydan Savaşı ile Büyük Zafer kazanılmış, düşman bütün yurdumuzdan sürülerek Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli atılmıştır. 

Haymana’nın Milli Mücadele’deki yeri Yakup Kadri’nin romanlarında ve o dönem Mustafa Kemal’in yanı başında olan Halide Edip’in yazılarında hep yer aldı... 

Haymana Tarih Sempozyumu, her yıl 12 Eylül’de gerçekleşiyor. 

Üniversiteler ve Genelkurmay’ın yanı sıra yurtiçi ve yurtdışındaki ilgili kurumlardan çok önemli tarihçiler katılıyor. 

Yakın tarihe ilgi duyuyorsanız, aynı zamanda bir kaplıca merkezi olan Haymana’da, 12 Eylül’de keyifli ve bir o kadar da tarihle iç içe bir hafta geçirebilirsiniz... 

 Özetin özeti: Tarihimizi bilmez, tarih yazanlarımızı tanımaz ve tarihimize saygı duymazsak, yarın aynı şeyi bize bir kez daha yapma cüretinde bulunurlar ki, bu, başımıza gelen en son şey olmalı.