Abbas Güçlü

Abbas Güçlü

aguclu@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi ve Ankara Bilim Üniversitesi Teknoloji Geliştirme Bölgesi ile ülkemizdeki Teknopark sayısı 100’e ulaştı. 

Teknoloji, inovasyon ve yüksek katma değerli üretim ekosistemimize önemli katkılar sağlayan bu teknoparkların bir bölümü üniversitelerimiz bünyesinde, bir bölümü de TÜBİTAK ve benzeri kurumlar, yerel yönetimler ve ortak girişimler öncülüğünde gerçekleşti. 

Teknoparklardan 20’ye yakını kuruluş aşamasında, 50’ye yakını altyapısını oluşturarak üniversite/sanayi iş birliği çerçevesinde bölgesel kalkınmaya katkıda bulunuyor, 15 kadarı Ar-Ge’ye yoğunlaştı, bir o kadarı da yüksek teknolojiye yöneldi. 

Haberin Devamı

Çok yol katettik ama katetmemiz gereken çok daha uzun bir yol var. 

Nedeni çok açık! 

Akıl, bilim, teknoloji, araştırma, inovasyon ve en önemlisi de yüksek katma değerli üretim olmadan, demokrasiyi, refahı, huzuru, hukuku, insan haklarını, eğitimi, sağlığı, hakça paylaşımı, ekolojik sistemi korumayı asla içselleştiremeyiz, sürdürülebilir hale getiremeyiz. 

Peki, buna hazır mıyız? 

Olmak zorundayız. 

Böylesi projeler, dünden bugüne hemen gerçekleşecek konular değil, sabır, ciddiyet, kararlılık, liyakat ve topyekûn seferberlik gerektirir. 

Zor mu zor ama istersek başarırız!.. 

Üretmek kadar korumak da önemli 

Yapay zekâ ile birlikte bilimsel ve teknolojik gelişmeler pek çok sorunu da beraberinde getiriyor. 

En önemlisi de siber güvenlik. 

Kendi yazılımlarımız ve üretimlerimiz kadar kendi koruma kalkanlarımızı da geliştirmek zorundayız. Özellikle de savunma sanayine yönelik alanlarda… 

Çalma ve kopyalama alışkanlığı hemen her alanda söz konusu olsa da en kârlı ve en yaygın olanı bilimsel ve teknolojik alanda. 

Ar-Ge’ye yeterince kaynak ayırmayan markalar ve ülkeler, olanları “aşırma” konusunda adeta birbiriyle yarışıyorlar. 

Daha önce düzenlediğimiz “Bizim Mucitler” ve mobil oyun yazılım yarışması “Büyük Oyun”da bunun çok örneklerini gördük, yaşadık ve olabildiğince kontrol altına aldık. 

Finale kalarak ekrana çıkmayı hak eden tüm sunumların sadece yurt içi değil, yurt dışı patentlerini de hukuki koruma altına alıp, çalınmalarının, kopyalanmalarının, sahiplenilmelerinin önüne geçmeye çalıştık. 

Haberin Devamı

Bir süre sonra çok benzerlerini, çok farklı isimler altında görmenin şaşkınlığını yaşamaktan da kurtulamadık. 

Biz, her sunumu, benzeri bir çalışma var mı diye çok sıkı bir araştırma sürecinden geçiriyor, ondan sonra yayına alıyorduk. 

Görünen o ki ticari kurumlar ya da onlara bu izni verenler aynı hassasiyeti göstermiyor. 

İşte bu yüzden bir yandan teknoloji geliştirirken, öte yandan her türlü kazanımları koruyacak hukuki, ticari, inovatif ve sürdürülebilir hakları koruyacak adımları da bir an önce atmakta yarar var. 

Bu konuda öncü olan İTÜ, YTÜ, ODTÜ, Bilkent gibi köklü ve öncü üniversitelerimiz ile Sanayi Teknoloji Bakanlığı’na bağlı kurumlarımız var ama yine de bürokrasinin çok ötesine geçmek gerekiyor. Çünkü rakamlar çok büyük ve bu alana özel tecrübe gerekiyor. 

Üç tarafımız denizlerle çevrili olmasına rağmen Deniz Hukuku konusunda uzman hukukçu sayımız yok denecek kadar azdı. Sonra ciddi adımlar atıldı. Şimdi çok merak ediyorum, bilim ve teknolojik hakların korunması konusunda uluslararası birikime ve deneyime sahip, birkaç yabancı dil ve yol yordam bilen yeterince hukukçumuz var mı? Olmalı hem de fazlasıyla. 

Haberin Devamı

Üretmek kadar onları korumanın, pazarlamanın, geliştirmenin de çok önemli olduğunu kafalarımıza kazımalı ve iş işten geçtikten sonra çare arama noktasına gelmemeliyiz. 

Teknoparklar? 

Araştırma deyince, Sabiha Gökçen Havaalanı’nın hemen yanında kurulan devasa İstanbul Teknopark’ta neler oluyor, bilen var mı? 

Müthiş yatırımlar yapıldı, müthiş araştırmalar gerçekleşiyor, peki ya sonrası?.. 

Heyecanla büyük projelere imza atıyoruz ama eleştirilerde sergilediğimiz bonkörlüğü, övgü söz konusu olduğunda asla sergilemiyor, cimri hem de çok cimri oluyoruz. 

Bu arada ne olur teknoloji geliştirme bölgeleri, teknoparklar diyerek, teknoloji çöplükleri yaratmayalım, zaten kıt olan kaynaklarımızı ve hayallerimizi, har vurup harman savurmayalım. 

Önce eldeki potansiyelimize bakalım, sonra bu gücümüze, nasıl daha fazlasını katarız onu düşünelim. 

Türkiye’nin yükseköğretimdeki en büyük yanlışlarından biri, ciddi hedeflerinin olmaması ve eldeki imkânların iyi kullanılmaması. Üniversitelerimizin bilim merkezi olma misyonlarının ikinci plana itilerek öğrenim deposu haline getirilmesidir. Aynı yanlışı teknoparklar konusunda da yapmayalım. 

Kent ya da bölge bazında merkezi laboratuvarlar olması gerekirken, her üniversite önce kendini düşündü, o da yetmedi, üniversite içinde herkes, küçük olsun, benim olsun yarışına girdi. Aynı tavrı teknoparklarda da göstermeyelim. 

Özetin özeti: Yapacak çok iş var. Başladığımız heyecanla bitirirsek bizi kimse tutamaz...