Hay Allah yine çenemi tutamadım!

16 Nisan 2017

Dün, şirketimizin 16 Nisan halk oylamasıyla ilgili yaptığı kamuoyu araştırması sonuçları yayınlandı. Bu hafta boyunca onlarca araştırma yayınlandı. Ancak bizim yayınladığımız araştırmadan sonra her seçim döneminde olduğu gibi tebrikler, tehditler, iftiralar havada uçuşmaya başladı. Seçim dönemleri siyasi araştırma yapan şirketler için sınav dönemidir. Siz pazar araştırması yapıyorsanız halkın ne kadarı makarna yiyor, kaç kişi dişini fırçalıyor, ne söylerseniz söyleyin, sonucun doğru olup olmadığını ölçecek bir mekanizma yok. Halbuki seçimler böyle değil. Siz sınav döneminde bir kağıt verirsiniz, başarılı olup olmadığınızı sandıktan çıkan sonuca göre tüm kamuoyu takdir eder.
Bu nedenledir ki; sandıktan birkaç gün önce tüm kamuoyu araştırma şirketleri elindeki verileri kamuoyu ile paylaşır, sandıkların açılmasını bekler. İşte biz de tam böyle yaptık, her seçim döneminde olduğu gibi! Unutmayalımki; bu işi hobi olarak yapmıyoruz, başka bir gelir kaynağımız da yok. Şirketimizin ve bu şirketten gelir elde eden yüzlerce insanın çoluk çocuğun rızkını etkileyecek bir sınava giriyoruz. Bu nedenle tüm şirketler kazanmak ister, en yakın sonucu bulmak ister, aylarca sadece bunun için hazırlanır. Biz de böyle yaptık ve bulduğumuz sonuçları kamuoyu ile paylaştık. Başarılı olup olmadığımızı bu akşam saatlerinde tüm kamuoyunun huzurunda hep beraber öğreneceğiz. Onlarca araştırmanın hata sınırları içerisinde birbirine yakın oranda yayınlandığı bir ortamda, hiç risk almadan benzer bir sonuçta açıklayabilirdik çeşitli gerekçeler ileri sürerek. Ancak, her seçim döneminde olduğu gibi elimizdeki verilere güvenip kamuoyu ile paylaştık, doğru olan da buydu zaten… Araştırma bir öngörü, tahmin sanatı değil;Rakamlara ve verilere dayanan bilimsel bir çalışma. Bulduğumuz rakamlardan farklı bir şeyi telaffuz etmek hem yaptığımız işe, hem bu işte emeği olan yüzlerce insana saygısızlık olurdu. Bugüne kadar ne bulduysak yayınladık; 2009’da herkes Ak Parti %45 -%50 alacak derken,%39 dedik.1 Kasım’da Ak Parti tek başına iktidar olamaz denilirken, rahat bir iktidar çıkacağını söyledik. Bu bir tahmin miydi? Elbetteki hayır!Bulduğumuz veriler bu yöndeydi. Yani bir araştırmacının, sınav döneminde bulduğu sonucun kime yaradığı, kime yaramadığı kaygısı olmadan verilerine güvenerek yayınlaması gerekirdi. Biz de onu yaptık! Hani bir söz vardır; “Kasap et derdinde, koyun can derdinde!”
Dünden buyana yapılan açıklamalara, eleştirilere baktığımda, şunu söylemeden geçemeyeceğim; elbetteki eleştiriler olacaktır. Bunu doğal ve saygıyla karşılarım. Ancak,nezaket sınırlarını aşan iftira ve tehditler için şu söylenebilir; Teessüf bile etmiyorum, tebessüm ediyorum! Bunca kara propagandaya verilecek en iyi cevap başarı olacaktır. Ha! kimse korktuğumuzu, çekindiğimizi de zannetmesin; değneğimizi gömdük ama yerini de unutmadık! Bu da böyle biline.
Bugün, tüm vatandaşlar sandık başında! Sonuç ne olursa olsun, yarın hep beraber bu ülkede kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz. Bugüne kadar defalarca söyledim; Suriyelilerin gidecek bir Türkiye’si vardı. Ama bizim gidecek hiçbir yerimiz yok. Onun için lütfen dikkat!Birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize en küçük oranda zarar verecek açıklamalardan kaçınmalıyız. Çünkü başka Türkiye yok...

Yazının devamı...

SANDIKTA HİLE OLABİLİR Mİ?

10 Nisan 2017

Türkiye’de ne zaman sandık gündeme gelse, seçimde hile yapılacak iddiaları hep ortaya atılır. Gerçekten bizim sistemimizde sandıkta hile yapılabilir mi?Bugün bu konuyu ele almaya çalışacağım. Bizim seçim sistemimizde herkesin bildiği gibi gizli oy, aleni tasnif yani sayım söz konusudur. Sandık kurullarına siyasi partiler birer müşahit yani gözlemci gönderirler. Ayrıca oy sayımı sırasında isteyen vatandaşlar sandık görevlilerinin oy sayımını engellemeyecek şekilde izleme hakkına sahiptirler. Zarfı açılan her oy, sandık başkanı ve siyasi partilerin temsilcilerinin gözleri önünde incelenir. Şayet geçersiz değilse yazılması gereken yere yazılır. Tüm oylar sayıldıktan sonra sandık başkanı ve müşahitler tarafından sandık sonucu tutanağı tek tek imzalanır ve birer kopyası siyasi partilerin temsilcilerine verilir. Bir kopya ise sandığın bulunduğu yerde herkesin görebileceği bir yere asılır. Oy pusulalarının yer aldığı torbayı sandık başkanı oy sayım pusulasının bir kopyası ile birlikte İlçe Seçim Kurulu’na götürür. İlçe Seçim Kurulu’nda o ilçeye bağlı diğer sandıklardan gelen sonuçlarla birlikte tüm pusulalar birleştirilir ve sandık sandık mahalle bazlı ve tüm ilçenin sonucu İl Seçim Kurulu’na iletilir. İllerden gelen sonuçlar ise Yüksek Seçim Kurulu tarafından birleştirilerek Türkiye sonucu ilan edilir.

Bu kadar detaylı anlatmamdaki sebep; Oy sayımında en önemli noktanın sandığın olduğu yani ilk sayım tutanağının imzalandığı yerdir. Onun dışındaki yerlerde sadece birleştirme işlemi yapılır.

Öyleyse oy sayımının yapıldığı sandıkta siyasi partiler gözlemci bulundurduğu takdirde asla hile yapmak mümkün değildir. Neden mi?Devir teknoloji devri, sandıktaki parti temsilcileri sandıktan çıkan oy tutanağının bir kopyasını alır,cebine koyar ve o siyasi partinin ilçe teşkilatında tüm tutanaklar birleştirilir. İlçe Seçim Kurulu’nun açıkladığı rakamlar ile arada bir uyumsuzluk tespit edilirse, bunu ispat etmek çok kolaydır ve mümkündür.

Özetle, Türkiye’de kurulan her sandığa siyasi partiler birer gözlemci koyabilirse hile iddiaları yapılamaz bile! Bu söylediklerim, gözlemci olmadığı takdirde mutlaka hile olur anlamına gelmemelidir ama insanın olduğu her yerde suiistimaller olabilir az veya çok…

Gelişmiş bazı ülkelerde olduğu gibi, mektupla veya elektronik ortamda oy kullanmış olsaydık, yapılacak tartışmaları hayal dahi edemiyorum. Anlatmaya çalıştığım, Türkiye’de gerçekten güvenli bir seçim sistemi var. Ama her nedense her seçim döneminde bir sürü iddia ortaya atılır. Çoğunlukla da bu iddiaları, sandıklara görevli dahi gönderemeyen örgütler, teşkilatlar, partiler gündeme getirirler. Halbuki bu iddiaları ispat etmek o kadar kolaydır ki!Halk arasında bir söz var; Oynayamayan gelin yerim dar dermis. Türkiye’de nedense hep kaybedenler tarafından mazeretler üretilir. Halbuki onların mazeret değil çözüm üretmeleri gerekir. Bu kadar basit bir konuda çözüm üretemeyenlerin ülkenin pek çok sorunu ile ilgili çözüm üretmesini beklemek de fazlaca iyimserlik olur.

16 Nisan’a çok az bir zaman kaldı! Yine sandıktan önce veya sonra bu iddiaları gündeme getirecek çevreler olacak. Bu tip iddialarla uğraşmak yerine her sandığa birer temsilci, gözlemci göndermeyi başaranlar, hem sandık güvenliğini sağlamış hem de Türkiye’nin seçiminin ne kadar güvenli olduğunu tüm dünyaya göstermiş, ispat etmiş olacaktır.

Yazının devamı...

GİZLENEN SEÇMEN VAR MI?

3 Nisan 2017

Türkiye 16 Nisan akşamı sandıklardan çıkacak sonuca göre kararını verecek, ya yeni bir hükümet sistemine geçilecek ya da, parlamenter sistemle yola devam edilecek. Hemen hemen her gün bir anket yayınlanıyor, kimilerine göre ‘Evet’ler, kimilerine göre ‘Hayır’lar açık ara önde, kimilerine göre ise durum başa baş.

Her seçim döneminde seçmenlerin bir bölümünün saklandığı, gizlendiği, gerçek fikrini söylemediği yazılır ve çizilir. 16 Nisan’a giderken de, Türkiye’de ciddi oranda gerçek fikrini gizleyen veya araştırmacıları yanıltacak seçmen kitlelerinin olduğu söyleniyor. Hâlbuki geçmiş tecrübeler bunun böyle olmadığını gösteriyor. Örneğin 28 Şubat sürecinde veya Ergenekon Balyoz operasyonlarının yapıldığı dönemde yapılan oylamalarda sandıkta öngörülemeyen araştırmacıları yanıltan sonuçlar çıkmadı.

Popüler tabirle ‘mahalle baskısı’ nedeniyle anketlere katılmayan, fikrini gizleyen, seçmen olmadığı anlamına gelmemeli. Elbette ki her seçim döneminde bunlar var ancak oranı seçimin kaderini etkileyecek boyutta değil. Örnek vermek gerekirse; Konya’da kendisini gizleyen CHP’li seçmen var, İzmir’de gizlenen AK Parti’li, Yozgat’ta HDP’li, Diyarbakır’da ise MHP’li seçmen var. Özetle ‘Mahalle baskısı var mı?’, evet var ancak, mahalle baskısı bölgeye göre, yöreye göre değişiyor. 16 Nisan’da ‘Hayır’ oyu verecek ‘Hayır’cılar, bazı bölgelerde ise ‘Evet’ oyu verecek ‘Evet’çiler mahalle baskısı nedeniyle biz araştırmacılara gerçek fikirlerini söylemekten çekiniyor olabilirler. Ancak hepsi bir araya geldiğinde, sonuca etkisi yok denecek kadar az. Çünkü matematiksel olarak bunlar birbirini götürüyor.

Hangi vesileyle sandık kurulursa kurulsun, seçmenlerin büyük bir çoğunluğu parti aidiyeti ile gidip oy veriyor. Yani oy vermeyi düşündüğü partinin görüşü neyse, seçmen tabanının büyük bir bölümü de o doğrultuda hareket ediyor. 16 Nisan’a giderken Ak Parti ve CHP seçmeninin tavrı çok net. Şu tarz haberler okuyorum; Ak Parti seçmeninin şu kadarı kararsız veya ‘Hayır’cı, Chp seçmeninin şu kadarı kararsız veya ‘Evet’çi. Her ikisine de gülüp geçiyorum, 16 Nisan’da bu iki partinin seçmeninin neredeyse tamamına yakını partisinin tavrı doğrultusunda karar verecek.

Diğer iki partiye gelince; MHP tabanında az veya çok bir görüş farklılığı olduğu doğru, ama bu görüş farklılığının MHP’deki liderlik ve yönetim tartışmalarıyla uzaktan yakından ilgisi yok. Ne mi demek istiyorum, 2010 referandumunda MHP’nin tavrı ‘Hayır’dı ama MHP seçmeninin bir bölümü gitti ‘Evet’ oyu verdi, sandıktan % 58’lik bir sonuç çıktı. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı vardı, MHP tabanının bir bölümü AK Parti’nin adayı Recep Tayyip Erdoğan’a oy verdi. Dikkat edilmesi gereken asıl ayrışma ideolojik. MHP’nin iki farklı tabanı var, Karadeniz’de, Orta Anadolu’da ve Doğu’da Ak Parti seçmeni ile benzeşen, Ege’de, Akdeniz’de ve Trakya’da ise CHP seçmeni ile benzeşen seçmenler var.

Özetle referandum sonucu ile ilgili hesaplar yapanlar bu ideolojik farklılıkları gözden uzak tutmamalılar. MHP yönetimi ‘Hayır’ deseydi de ‘Evet’ oyu verecek MHP’liler olacağı gibi, MHP yönetimi ‘Evet’ dediği halde hayır oyu verecek veya sandığa gitmeyecek MHP seçmenleri olacaktır. Muhtemel bir milletvekili genel seçiminde bu MHP’li seçmenler ‘Evet’çi de olsa, ‘Hayır’cı da olsa yine partisi MHP’ye oy verecekler. Yani bir yere gittikleri yok. Geçmişte böyle olmadı mı?

HDP ye gelince; HDP seçmeni içerisinde sol gelenekten gelen seçmenler olduğu gibi, son yıllarda HDP’ye oy veren muhafazakar Kürt seçmenler de var. İşte önümüzdeki 16 Nisan referandumunda bu seçmenler içerisinde partinin genel tavrı dışında gidip ‘Evet’ oyu verecek seçmenler olacaktır.

Tüm yukarıda yazılanları çizilenleri toparlayacak olursak, 16 Nisan’da ne çıkacağını kamuoyu çok fazla merak ediyor olabilir ama, kağıdı kalemi eline alıp partilerin oy oranlarını alt alta yazan herkesin bu hesabı yapması mümkün. Bunun için illa araştırmacı olmaya gerek yok. Yapılacak seçim bir Milletvekili seçimi olsaydı, gündelik yaşamına, cebine, konjonktüre bakarak karar verecek bir seçmen kitlesi olacaktı. Çünkü yıllardır yerel ve genel seçimlerde seçmen davranışını belirleyen asıl etkenin ideoloji olmadığını söyleyen birisi olarak, 16 Nisan için şunu söylemek mümkün. 16 Nisan’da halk oylamasının sonucunu seçmenin ideolojik yaklaşımı belirleyecek, gündelik yaşamdan ve konjonktürel gelişmelerden bu referandumda seçmen çok fazla etkilenmeyecek.

Yazının devamı...

Kamuoyu araştırmaları ne kadar etkili!

20 Mart 2017

Takvim işliyor, hızla sandığa doğru gidiyoruz. Kampanyalar başladı ve seçmeni etkilemek için taraflar tüm yeteneklerini ortaya koymaya çalışıyorlar. Gerek siyasetçiler, gerekse kampanyaları yürüten profesyoneller, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Ben bugün kampanyaların seyri ve etkisini değil, seçimlerde kamuoyu araştırmalarının sonuçlara etkisini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kamuoyu araştırmaları seçmen üzerinde ne kadar etkili bu konuda batıda, gelişmiş ülkelerde pek çok bilimsel çalışmalar yapılmış ve kamuoyu araştırmalarının seçmen tercihi üzerinde etkisinin neredeyse hiç olmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Anlatmaya çalıştığım, olumlu etkisi kadar olumsuz etkisinin de olduğu ve sonuçta alınan oy oranına etkisinin yok denecek kadar az olduğudur.

Örnek vermek gerekirse; 2002’de herkes DYP’nin baraj probleminin olmadığını söyleyip 3 partili bir Meclis beklerken, DYP baraj altında kaldı ve 2 partili bir Meclis oluştu. Veya 2009’da herkes AK Parti %45’nin üzerinde oy alacak derken, AK Parti 2009 seçimlerinde %40,0’ın altına düştü. 2011 seçimlerinde MHP kaset komplosuyla karşı karşıya kaldığında, MHP’nin baraj probleminin olduğu yazılıp çizilirken, MHP %10 ülke barajını çok rahat bir şekilde aştı ve %13,0 oy aldı. Daha yakın tarihten örneklere bakarsak; 7 Haziran seçimlerinde HDP barajı aşar mı aşmaz mı tartışılırken, HDP yine %13,0 gibi net bir sonuçla ülke barajını aştı. Veya 1 Kasım seçimlerinde AK Parti tek başına iktidar olamaz derken, %49,5 gibi bir oyla rahat bir şekilde iktidar oldu.

Sürprizmiş gibi görünen tüm bu sonuçlar ciddi kamuoyu araştırmalarında görüldü ve sürpriz sayılmadı. Nedense her sandık kurulduğunda taraflar araştırmalarda açık ara önde olduklarını duymak isterler ve bunun seçmen üzerinde etkisini düşünürler. Halbuki araştırmalar seçmeni bilgilendirmekten daha çok stratejileri belirlemede önemlidir. ‘Ne yapmalı !’, ‘Seçmen ne diyor?’, ‘Nasıl bir söylem geliştirirsek etkili olur?’ gibi yol haritasını çizmede kullanılmalıdır. Yani tüm araştırmacılar ağız birliği etmişçesine 16 Nisan’da % 60 EVET çıkar dese de, % 60 HAYIR çıkar dese de bu, sonuçların öyle veya tersi çıkmasında asla etkili olmaz. Olsa olsa sınırlı oranda çok yüksek görüneni veya düşük görüneni destekleyenlerin küçük bir kısmını rehavete itebilir. Nasıl olsa benim oyumun sonuç üzerinde etkisi yok diye sandığa gitme motivasyonunu düşürebilir.

2002’de 2 partili bir Meclis olacağını, 2009’da AK Parti’nin % 40,0’ın altına düşeceğini, 2011 de MHP’nin, 7 Haziran 2015’de HDP’nin asla baraj probleminin olmadığını aylar öncesinden açıklayan şirketimiz, 1 Kasım seçimlerinde AK Parti’nin rahat bir şekilde açık ara iktidar olacağını söyleyince 16 Nisan ile ilgili üzerimize ciddi bir sorumluluk yüklendi. 16 Nisan ile ilgili araştırmaları bulduğumuz rakamları aylar öncesinde kamuoyu ile paylaştık. Bir süredir rakam telaffuz etmiyoruz ama bunu sanki bir baskı, bir uyarı sonucu yaptığımızı söyleyenler, yazanlar ve çizenler var. 34 yıllık araştırma sektöründe yer alan biri olarak bugüne kadar hiçbir iktidar döneminde değil uyarı, telkinle dahi karşılaşmadık. Geçmişe baktığımızda açıkladığımız sonuçların kime yaradığını veya kime yaramadığına bakmadan açıkladığımız gibi 16 Nisan’dan önce de bulacağımız son rakamları kamuoyu ile paylaşacağımızdan hiç kimsenin endişesi olmasın. Kaldı ki az önce de ifade ettiğim gibi, açıklanan sonuçlar hiç kimseyi etkilemez. Bizler kamuoyunu etkilemek için araştırmalar yapmaz ve yayınlamayız. Sadece işimizi yapmaya, doğru ve başarılı bir sınav kağıdı vermeye çalışırız. Sandıktan çıkacak sonuca göre de kamuoyu değerlendirir, bildi veya bilemedi diye. Halbuki, istatistiki araştırmalar bir bilme sanatı da değildir. Süreci takip etme ve stratejileri belirlemede kullanılan bilimsel bir araçtır sadece. Aksini düşünenler, sadece geçici bir keyif almakla kalmayıp parasını da çarçur etmiş olurlar. Sandıktan çıkacak sonuçlara bakarak da kamuoyuna ve özellikle kendi tabanlarına hesap verirler.

16 Nisan referandumuna giderken farklılıklarımızın olduğunu ve 17 Nisan günü de birlikte yaşamaya devam edeceğimizi asla unutmayalım. Birliğimize ve kardeşliğimize zarar verecek her türlü söylemden kaçınmamız gerektiğini sık sık kendimize hatırlatalım. Ülkemizin bu kadar çok dış tehdit altında olduğu şu günlerde birlik ve beraberliğe her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var.

Yazının devamı...

Kadının iş gücünde ve siyasette yeri!

13 Mart 2017

Geçtiğimiz günlerde 8 Mart Dünya Kadınlar günü pek çok etkinlikle kutlandı. Nedense ülkemizde 8 Mart denildiğinde hep kadına şiddet akla geliyor ve konuşuluyor. Halbuki kadınlarımızın pek çok sorunu var; eğitim gibi, istihdam gibi, siyasete katılım gibi. Dün Milliyet gazetesinde bu konuda bazı araştırma verilerini yayınladık. Şimdi Türkiye ve bazı ülkelere ait istatistiki verileri inceleyelim.

İlk tabloda görüldüğü gibi Avrupa’da kadın istihdamının en düşük olduğu Malta’nın bile altındayız.Az okutuyoruz, çalışmasına izin vermiyoruz, çalışanlara ise erkeklerden daha az ücret ödüyoruz.

Bir de dünyada Parlamentolardaki kadın temsili oranlarına bakalım;

İkinci tabloda görüldüğü gibi Türkiye, Parlamentodaki kadın temsilci oranıyla Asya ve Arap ülkelerinin bile altında… Kadının istihdamda ve siyasette az oranda temsil edilmesinin nedenleri bu köşeye sığmayacak kadar geniş bir tartışma konusu. Ancak şunu belirtmeden geçmek mümkün değil. Kadının şiddet dahil pek çok sorununun çözümü,iyi bir eğitim almasından, iş gücünde ve siyasette daha fazla yer almasından geçiyor. Her iki yetişkinden birinin kadın olduğunu düşünürsek, kadınların işgücüne ve siyasete katılımının önündeki engelleri kaldırmak, pek çok sorunun çözümünde milat olacaktır.

Avrupa’nın kararı, vatandaşın kararını nasıl etkileyecek!

Üç ayı aşkın süredir Milliyet gazetesinde pazar günleri araştırma verileri yayınlayıp, pazartesi günleri ise bu verileri yorumlamaya çalışıyorum. Bugün de sadece dün yayınlanan araştırma verilerini yorumlamaya çalışacaktım ki, Avrupa’da, özellikle Hollanda’da yaşananlar birkaç cümle ile de olsa bu konuya değinmeyi gerektirdi.

Avrupa’da son dönemlerde yabancı düşmanlığı ve İslamofobi artıyor ve ülkelerdeki siyasetçiler maalesef bu konuyu iç politika malzemesi haline getiriyorlar. Seçimlerin olduğu ülkelerde siyasetçiler 1 puan oy uğruna akılsızca işler yapıyorlar. Almanya ve Hollanda’da son günlerde yaşananlar, bardağı taşıran uygulamalar oldu. Yapılan uygulamalar ne uluslararası hukuka, ne insan haklarına, ne de yıllara dayanan stratejik dostluklara sığar. Yapılan uygulama sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına dahi yapılsa bile kabul etmek mümkün değil. Bu uygulamanın diplomatik dokunulmazlıkları olan siyasetçilere yapılması, olayı daha da çirkinleştirmektedir.

Son zamanlarda, Avrupa’da yaşanan bu olaylar sadece Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarını değil, Türkiye’de yaşayan seçmenleri de etkileyecek, milliyetçi reflekslerin yükselmesine neden olacaktır. 15 Temmuz’dan itibaren Türkiye’de milliyetçi duygular zaten artmıştı, son bir haftada Avrupa’da yaşananlar ise bu milliyetçi dalgayı daha da güçlendirecektir. Zaten bir dış tehdit algısı hisseden kamuoyunda,dış tehdit algısı daha da güçlenecektir. Son yaşananların tepkisel olarak Avrupa’da sandığa katılımı artıracağı, özellikle Hollanda ve Almanya’da çok şaşırtıcı halkoylaması sonuçlarıyla karşılaşacağımızı düşünüyorum.Bu durum Halkoylamasına giderken heyecanın ve motivasyonun düşük olduğu ülkemizde de motivasyonu artıracaktır. Avrupa’nın iç siyaset kararının bu ülkelerde kendi vatandaşları için ne kadar etkili olur bilinmez ama,gerek Avrupa’da gerekse Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımız üzerinde çok etkili olacağı aşikar!

Yazının devamı...

16 Nisan’da katılım oranı sonucu nasıl etkiler?

6 Mart 2017

Dünkü Milliyet gazetesinde yayınlanan araştırma sonuçlarında vatandaşlara“16 Nisan’da sandığa gidip gitmeye-ceklerini” sorduk. Ocak sonunda yapılan araştırma sonuçlarıyla karşılaştırıldığında, sandığa“Mutlaka gidip oyumu kullanacağım” diyenlerin oranının %87,9’a çıktığını gördük. Son bir ayda sandığa “Mutlaka gideceğim” diyenler %2.8 oranında artmış.

Türkiye’de vatandaşın önüne her sandık konulduğunda, katılım oranının sonuca etkisi hep tartışılır, konuşulur. Katılım yüksek olursa şu partiye yarar, katılım düşük olur ise şöyle bir sonuç çıkar gibi bilimsel dayanağı olmayan sözler, kulaktan kulağa yayılır.

Bir başka ifade ile; katılım yüksek olur ise bu hep iktidarların aleyhine olur, katılımın yüksekliği değişim göstergesidir, vatandaş yüksek oranda sandığa giderse iktidarların aleyhine bir sonuç çıkar diye bir şehir efsanesi yıllardır var. Durum gerçekten böyle mi, bu soruya doğru cevap verebilmek için,AK Partinin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren yapılan seçimlere ve sandık sonuçlarına bakmakta fayda var;

Yukarıdaki seçimlerde katılım oranlarına ve sonuçlarına baktığımızda her seçimi kendi döneminde ve doğal atmosferinde değerlendirmenin doğru olacağını görüyoruz. Katılım ile sonuçlar arasında gözle görülür anlamlı bir illiyet bağı yok. 7 Haziran 2015 seçimlerinde katılım yüzde 86.6 olmuş iktidar partisi AK Parti’nin oyları yüzde 40.8’e düşmüş. Seçimden 6 ay sonra bir yeni seçim yapılmış, bu seçimde katılım bir miktar artmış AK Parti’nin oyları ise yaklaşık 9 puan artmış. Yukarıdaki tüm rakamlara baktığımızda katılımı görüyoruz ama kimin sandığa gittiğini kimin gitmediğini göremiyoruz. Demek ki sonucu belirleyen katılım değil, kimin sandığa gittiği… Seçmenini sandığa götürmeyi becerebilen kazanıyor!

İşte bu nedenle; 16 Nisan günü yapılacak halk oylamasında da katılım şu oranda olursa şöyle bir sonuç çıkar demek doğru değil. Katılım oranından daha çok ‘Evet’ veya ‘Hayır’ kampanyasını destekleyenlerin kendisine destek veren seçmenleri sandığa götürebilme becerisi sonucu belirleyecek ve etkileyecek.

Dünkü Milliyet gazetesinde yayınlanan araştırma verilerine baktığımızda, kadınların erkeklere göre sandığa gitme motivasyonunun daha düşük olduğunu görüyoruz. Yine Güneydoğu ve Akdeniz bölgelerinde yaşayan seçmenler, diğer bölgelere oranla daha düşük oranda ‘mutlaka sandığa gideceğim’ diyor. Aynı şekilde AK Parti ve CHP seçmeni oldukça yüksek oranda %93 - %94 mertebesinde ‘mutlaka sandığa gideceğim’ derken, HDP tabanında bu oran Yaklaşık 5, MHP tabanında ise 10 puan daha az.

Bu nedenle,‘Evet’ veya ‘Hayır’ kampanyasını destekleyen siyasi partilerin 16 Nisan Günü kendi tabanlarını sandığa götürebilme becerisi ve 16 Nisan’a kadar geçecek süreçte ikna yeteneği Halkoylaması sonuçlarını belirlemede etkili olacak. Yoksa hiçbir bilimsel veriyi dikkate almadan, sandığa kimin gidip kimin gitmediğine bakmadan katılım şöyle olursa böyle bir sonuç çıkar tarzındaki sözler, bilimsel dayanağı olmayan laflardan öteye geçemeyecektir.

Yazının devamı...

Kararsızlar kadar önemli yurt dışı seçmen kararı!

27 Şubat 2017

Dün Milliyet gazetesinde 1 Kasım 2015 Milletvekili Genel Seçimlerinde yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sandığa gitme oranlarını ve hangi partilere oy verdiklerini gördük. Bugünkü köşemde yurt dışındaki seçmenlere dair ek bazı verileri daha paylaşmak istiyorum. 16 Nisan’da yapılacak halkoylamasında her bir oyun altın değerinde olduğunu göz önüne aldığımızda, toplam seçmenin yaklaşık %5’ini oluşturan bu yurtdışı seçmenlerle ilgili daha fazla bilgiyi paylaşmanın doğru olacağını düşündüm.

Sandık kurulan 54 ülkede neredeyse yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın tamamına yakınına oy kullanma imkanı tanındı. Sandığın olmadığı ülkelerdeki vatandaşlarımızın sayısı 1 Kasım seçimlerinde sadece 18 bin seçmendi.

Kullanılan oyların büyük bölümü yurt dışındaki temsilciliklerimizde kullanıldı. Gümrüklerde kullanılan oylar toplam kullanılan oyların sadece %10,7’si.

Katılım, 1 Kasım’da %44,78 oldu. 7 Haziran seçimlerinde bu oran %36,84 idi. 1 Kasım’da ciddi bir artış görülse de, yurtdışındaki vatandaşlarımızın yarıdan fazlasının sandığa ilgi göstermediğini gördük.

16 Nisan için katılımın artarak devam edeceğini düşünüyorum. Bunun temel nedeni, oy kullanmada yeni bazı kolaylıkların tanınmış olması. Örneğin, vatandaşların kendisine en yakın temsilcilikte oy kullanabilme imkanı, katılımı artıracaktır diye düşünüyorum.

Yurt dışında en çok İstanbul, Konya, Kayseri, Sivas ve Kahramanmaraş nüfusuna kayıtlı vatandaşlarımız yaşıyor.

Yazının devamı...