Anadolu ve mimarlık

Dini, sivil, askeri ve ticari maksatlı eserlerden örnekler vererek Anadolulu çağdaş hemşerilerimizin bakışlarını Anadolu’ya çekmeye çalışmak heyecan verici

Dünya mimarlık tarihinin en önemli ilk eserlerinin verildiği Anadolu’dan merhaba... Dini, sivil, ticari ve askeri mimari eserlerin en önemli örneklerinin ilk ürünleri Anadolu’da karşımıza çıkar. İnsanoğlu her zaman neye ihtiyaç duymuşsa onu yaratmıştır ve akabinde de neye inanmışsa onu biçimlendirmiştir. Bu bağlamda insanoğlunun ortaya koyduğu ilk anıtsal eserlerin kökeninde din olgusu görülür.

Günümüzün Şanlıurfa iline sadece 30 dakika mesafede bulunan Göbeklitepe höyüğünde ortaya çıkarılan dairesel planlı tapınaklar M.Ö. 10.000 yıllarına tarihlendirilmiştir. Göbeklitepeli hemşerilerimiz kaya bloklarını yontarak
T şekline dönüştürmekle kalmayıp leopar, yılan, domuz ve tilki olmak kaydıyla iki ve üç boyutlu kabartmalar yapmışlardır. Bir anlamda Paleolitik dönem dünya coğrafyasındaki insanoğlu yarı vahşi bir şekilde mağaralarda yaşarken Anadolu’da bu evreyi yaşayan Göbeklitepeliler ilk tapınağı inşa ederek kadim Anadolu tarihinin ilk dini mimari örneklerini ortaya koymuşlardır.

Izgara planlı şehir

Göbeklitepe’den birkaç bin yıl sonra günümüz Konya iline 50 km mesafede bulunan Çatalhöyük Neolitik yerleşkesinde ise bu defa mülkiyet kavramında “Benim” deme ihtiyacı duyularak inşa edilen ilk sivil mimari örnekleri karşımıza çıkar. Birbirinden ayrı oda duvarları bu anlayışın delilleridir.

Anadolu ve dolayısıyla dünya mimarlık tarihinin dini ve sivil maksatlı bu ilk eserlerini günümüz Aksaray ilinin yakınlarında bulunan Aşıklıhöyük yerleşkesindeki ilk surlar ile askeri mimari elemanları izler. Sur mimarisi Anadolu’da ilk örneğini vermekle kalmaz, akabinde dünyanın en uzun surları İmparator Teodisius zamanında İstanbul’da inşa edilecektir (22 km uzunluğunda). Diyarbakır surları ise yeryüzünün gördüğü hem biçimsel hem de sembol dili en renkli örnektir.

13. yüzyıl Anadolu’sunda Selçuklu medeniyeti bu defa ticari mimari maksatla kervansarayları ve hanları inşa eder. Anadolu’yu doğu-batı ve kuzey-güney istikametinde 40 km aralıklarla kervansaraylarla donatır. Kervancılar develeri ile birlikte bu 40 km’yi dokuz saatle alıyorlardı.

Helenistik dönem Anadolu’sunda (M.Ö. 330-30) Priene antik kentinde mimar Hipodamus ilk ızgara planlı şehri uygulamıştır. Bin yıllar sonraki New York şehrinin planı Priene’nin tekrarıdır. Helenistik dönemde karşımıza çıkan en önemli şehir ise Bergama’dır.

Ayasofya ve Selimiye

Dini, sivil, askeri ve ticari maksatlı onlarca eserden sadece birer örnek vererek Anadolulu çağdaş hemşerilerimizin bakışlarını ve ilgilerini Anadolu’ya çekmeye çalışmak her zamanki gibi heyecan verici.

Öte yandan tüm mimari ürünlerin en etkileyici örtü biçimi kubbedir. Tüm dünyada kubbe deyince aklımıza Ayasofya ve Selimiye gelir. Ayasofya kubbesi semantik (anlambilimsel) ve morfolojiktir (yapıbilimsel). Selimiye ise yapıbilimselliğinin yanında sesbilimsel olarak ilgi çekicidir. Ayasofya’nın kubbesi sembol diline cevap veren büyüklüktedir. Selimiye’nin kubbesi ise biçimsel açıdan en ideal örnek olduğundan akabinde sembolleştirilmiştir.

Ayasofya, mimarlık tarihinde Roma’nın görkemli dış cephe göstergesidir; Helen dönemi eserleri ise mimarinin iç zarafetidir. Mimaride iç ve dış kavramlarını Ekrem Akurgal hocamız Selimiye için şu şekilde ifade eder: “Mimarlıkta Yunan mimarinin içidir, Roma dışıdır; Selimiye ise hem içi hem dışıdır.”