Neyimize neyzen lazım

12 Eylül 2021

Ney, hem insanın derdine dermandır hem de dertleri dile getirendir

Zaman zaman yalnız kalıp kendimi sorguladığımda, çoğu zaman ise tek başınalığımın verdiği coşkuyla en iyi dostum neyi alır üflerim kendi kendime; dinlerim benden önce dinleyenlerin dinlediklerinden. Bugünün gündüzüne dünden devam eden ney, çıkardığı sesle pes bir enstrüman olmasına rağmen, insana çok benzer. Gönlümüzün zaman zaman sesi olan en iyi dost neye yer verelim bugün…

Duygu ve düşünceleri bazen tek sesli bazen de çok sesli dile getirme sanatına müzik diyebiliriz. Dinî, millî, kültürel, yerel ve daha pek çok isim altında müzik türleri bulunur, yüzlerce enstrüman bu türdeki müziklere eşlik eder. Binlerce yıl öncesinden günümüze ulaşmış enstrümanların yanı sıra yeni müzik türlerine göre geliştirilen enstrümanlar da her zaman karşımıza çıkar. Ney, kanun, kudüm, bağlama, davul, düdük, flüt, kaval, Anadolu’nun duygu, düşünce ve güzelliklerini dile getiren müziğin en bilinen enstrümanlarıdır. Ney, hem insanın derdine dermandır hem de dertleri dile getirendir.

 

Ney dokuz boğumlu olması gereken bir kamıştan yapılır. Ney ustası sazlıktan orantılı aralıklarla dokuz boğuma ulaşmış kamışı keser ve atölyesine getirir. Kızgın bir demirle kamışın içini oyar, üzerine yedi adet delik açar. Baş kısmına baş pare yerleştirir, ayakucu dediğimiz diğer ucuna gümüşten halka takar ve iyice kuruması için onu yalnız başına bırakır. Kısa süre sonra baştan aşağı yağlanır ve iyice yağı içine sızdırmış ney artık neyzenini beklemeye bırakılır.

Tanışmak değil, buluşmak lazım

Neyin, kamışlıktan enstrüman olana kadar geçen süreyi sufiler -ki başta Hz. Mevlânâ olmak üzere- sıradan bir insanın, türlü aşamalardan geçtikten sonra insanıkâmil olma yolculuğuna benzetir. Şöyle ki; neyden maksat kâmil, olgun insan ya da bildiğimiz enstrüman neydir.

Ney yetiştiği kamışlıktan kesilip ayrılmış, göğsüne ateşten delikler açılmış, başına-ayağına halkalar teller takılmış, koparıldığı yerdeki nemden mahrum kalmış, bundan dolayı kupkuru ve sapsarı kesilmiştir. İçi artık boştur; ancak bir neyzenin nefesiyle dolabilir. Kendi başına kalırsa ne sesi ne de soluğu çıkabilir.

Yazının devamı...

Anadolu’yu iyi dinlemek

5 Eylül 2021

Bu memleketi, kendi benliklerini yükseltmek, göstermek için Anadolu’ya yaklaşanlardan değil, yaşayarak “bizim” demesini bilenlerden dinleyin, tanıyın ki çok sevebilesiniz

 

Diğerleri arasında en iyi olan değil, bütün diğerleri araştırıldığında en iyi olan iyidir. Anadolu iyiden iyiye araştırıldığında ve bütün halleriyle yaşandığında size iyi gelir, sizi iyileştirir ve iyinin ne anlama geldiğini öğretir. Anadolu’da sizin hayretinizi yaratmaya sebep olan neyse, buna Anadolu’nun ve dolayısıyla dünyanın en görkemli eseri, değeri demelisiniz. Dünyanın ve Anadolu’nun değil, Anadolu’nun ve dolayısıyla dünyanın elbette.

Kim iyi? Neresi daha iyi? Kim kime karşı iyi? Kim kendisine iyi? Günümüzde ne kadar kolay ve çabuk “iyi” diyoruz hemen hemen her şeye veya aynı kolaylık ve aceleyle kötüleştiriyoruz. Faydalı ve gerekli olan her şey güzeldir, ancak güzellikleri iyi davranışa, eyleme, yaratıcılığa dönüştürmek gereklidir ki buna “erdem” denir. Anadolu yüzlerce erdemli yapı, davranış, söz ve kişilerle doludur. Bunların her biri iyice öğrenilmeden iyi olandan hiç nasiplenmeyeler iyi diye gösteriliyor, nitelendiriliyor. İyi ile pişmiş, yanmış, olmuş kişilerin tariflerine kulak vermeyenler, bu kulaksız halleriyle iyi olmayanları iyi diye konuşuyor.

Zehir erbapları

Anadolu’nun iyilerini anlama, anlamlandırma gayretini gösteremeyenler, hem iyi olmayana iyi diyor hem de gerçek iyilerin üstünü farkında olmadan örtüyor. Önce iyi düşünen sonra iyi söz söyler, akabinde de iyi iş yapar. İyi düşünebilmek için kültürel derinlik gereklidir ve iyiye niyet edilebilecek en derin yer Anadolu’dur. Karasındaki koskoca denizde birkaç metre derinlikte dolaşıp Anadolu hakkında ipe sapa gelmez söz ve düşünceleri yayanlar zehir erbaplarıdır. Binlerce metre derinliği olmakla birlikte alabildiğine geniş bir yatay kültüre sahip olan bu memleketi, yaşayarak “bizim” demesini bilenlerden dinleyin, tanıyın ki çok sevebilesiniz. Kendi benliklerini yükseltmek, göstermek için Anadolu’ya yaklaşanları bizzat Anadolu, denizinin üzerinden karasındaki kıyıya atar bir çırpıda.

Dalgıç ve kâşif

Hem yatay hem de dikey medeniyet göstergelerine sahip bu memleketi, yatayda kâşif dikeyde dalgıç olamayanlar dile getirmesin! “İyi, lezzetli, güzel” diyenler ne kadar iyi, güzel ve değerli? Anadolu’nun mutfağı, coğrafyası ve bütünsel her şeyi hakkında bilgi sahibi olmak, lezzetlerini tatmak, ziyaret etmek istendiğinde, iyiden nasibini almamış kişilerin tavsiyelerine kulak verip planlama yapılmamalıdır. İyi de doğru mekân doğru zamana hasrettir. En iyi haliyle kendisine gelinmesini ister; her iyi olan şeyde, yerde. İyinin en iyi olduğu şeyi ve yeri, ne görgüsü ne birikimi ne de tecrübesiyle bilmeyen birisinin iyi önerisi ve tarifi yine zehirden başka bir şey değildir.

Yazının devamı...

Tek ümidimiz sonbahar

29 Ağustos 2021

Bu sonbahar hepimize ruhsal ve fiziki serinlik vermek için aceleyle geliyor

Yeniden yeniye ve her zamankinden çok daha yeni bir sonbahar geldi yine… Yaz mevsiminin, başta yangın ve seller olmak üzere boğucu sıcaklarından dolayı yaşadığımız tüm şikâyetlerin ardından bu sonbahar hepimize ruhsal ve fiziki serinlik vermek için aceleyle geldi. İlkbaharın coşkusunu, geride bıraktığımız son iki senede yaşayamadık, yaz mevsiminin bildiğimiz tüm şikâyet ettirici etkilerinden birbirimize yaklaşmadık, kış ise bizi bir araya getiremedi. Gecelerinin uzunluğu gibi uzun sohbetlerden mahrum kaldık. Tek ümidimiz sonbahar! Serin, sessiz, rengârenk... Mevsimler içinde sadece sonbahar her zaman sadece kendine benzer. Diğerleri karışırlar birbirlerine çoğu zaman.

Eylülün ikinci yarısından kasım ayının ilk haftasına kadar zaman yaratın kendinize Anadolu’nun kuzeyinde, Ege’de ve Akdeniz bölgelerinde. Kuzeydoğumuzda, Artvin’in Şavşat ve Macahel’i sonbaharda coşar. Dereler her zamankinden daha uzun ve ıslaktır; rengârenk ağaçların arasından akmaya başladıklarından sonra elbette. Gökyüzünde Ay, hilal ise gecenin karanlıklarında yıldızlar size değil siz yıldızlara çok yakın olursunuz ve iç sesiniz sizi size bağlar. İnsanın kendisiyle bağ kurması ve akabinde kendisine bağlanmasına sebeptir bu mevsim kuzey doğuda.

Ege öğretir

Eylülün ikinci yarısı bu sonbahardan itibaren dişildir. Şefkat, merhamet, adaleti daha önceki mevsimlerde herkese cömertçe dağıttınız. Bu sonbahar kendinize şefkatli, merhametli, adaletli olmaya bakın. Öyle ya! Kendini bilmeyen kendini bulamaz ve kendisi olamaz. Dişil yanınızla kendinizi yaratın ki kendinizi aramayın. Sadece kaybedenler arar. Bu sonbahar Ege’ye zaman ayırın ve kendiniz olun. Gökyüzünde dolunay zamanı Ege’ye yönelin. Ay’ın ışıklarıyla Ege’nin serin suları birlikte sizi yüklerinizden arındırır ve dert çekmekten yorgun omuzlarınız rahata kavuşur. Ege’de bu sonbahar, ince akan bir dereyi yüzünüze ayna yapın ve dışa dönük tüm bağlarınızdan kurtulup özgürlüğünüzü ilan edin. Bilge olun; sadece bilgeler özgürdür ve bunu en iyi Ege öğretir.

Kültür hafızası

Bu sonbahar ekim ayı hem eril hem de dişil hallerle iç içedir. Hermafrodit bu durum sizleri Ege’nin sonu Karya’dan Akdeniz’in başlangıcına götürsün. Altıncı kıta olan Akdeniz, can Halikarnas Balıkçısı’nın en sıcak merhabasıyla sizi Antik Çağ kültür hafızasına yaklaştırır. Karya, Likya, Pamfilya kıyılarında bir an Kraliçe Artemis veya Prenses Ada olursunuz; başka bir koyda ise Herodot ve daha nice canlarla hemhal olursunuz. Tüm Akdeniz kıyılarına adeta gökyüzünde asılı bir teras gibi hâkim olan Psidya ise seyreder sizin tüm hayret dolu, ancak mutlu yolculuklarınızı. El sallar size Psidya, artık bizim tarafa yönelin diye. Ve en güçlü silahı olan Sagalassos antik şehrinden yapar bu daveti haklı olarak. Uyun bu sıcak davete ve çıkın Anadolu’nun en yüksek rakımlı antik şehri olan Sagalassos’a. Mevsimlerden sonbahardayız! Şarap tanrısı Dionysos’un şehrindesiniz elbette. Antoninler Çeşmesi’nde, “ben bir çeşmeyim sen benim suyumsun” deyin, tiyatroda kendi kendinize kadeh kaldırın ve sonbahara tüm cömertliği için teşekkür edin. Bu sonbahar ve bundan sonraki her zaman hiçbir şey istemeyin; sadece gönlünüze, aklınıza düşen her şeyi niyet edin. İstemek ayıptır, niyet etmek teslimiyettir.

Yazının devamı...

Anadolu’nun serinliği, sessiz dili

22 Ağustos 2021

Çam Kibele’nin kutsal ağacıdır, servi Anadolu’nun sessiz dili, çınar serinliği, meşe dağların, ovaların nazarıdır; şimdi yok olan ağaçlarımız için yas tutalım. Yas tutmazsak yeniden yanmalarını önleyemeyiz

Çam, servi, çınar ve meşe başta olmak üzere on binlerce ağacımız yanıp kül olmadan önce bir arada kardeşçesine halay çektiklerinde ve nadir de olsa yer yer özgürce tek başlarına kaldıklarında bilgece düşüncelerini rüzgârlar aracılığıyla Anadolu’ya yaydıklarında çok mutluydular.

Çam, Anadolu’nun ana tanrıçası Kibele’nin kutsal ağacıdır; her mevsim muhafaza ettiği yeşil rengiyle sürekliliğin sembolüdür. Orta Asya Türk kültürü inanç dairesinde Nardugan gününün motifidir. Akdeniz’in Anadolu kıyısında yok olan çamlarımıza öncelikle yas tutalım, akabinde de yeni genç fidanları birer birer dikelim. Şayet yas tutmazsak yeniden yanmalarını önleyemeyiz.

Kökleri fıstık çamlarında olduğu gibi toprak ananın altında yatay giderek köklerinden bir örtü çeker âdeta yerin derinlikleri arasından. Hamuşan; “belli bir süreliğine susmuş olanlar”, bu dünyadan ayrılmış ruhların bedenlerinin konulduğu mezarlıklarda servi boy boy göğe yükselir yükselebildiği kadar. Çünkü ruhlar gökte dans eder; bir zaman önce bulundukları, yaşam verdikleri bedenleri içerisinde dans ettikleri gibi. Servi sessizdir; bilir beden içindeki ruhun hüznünü ve çok iyi seyreder bedenden ayrılmış ruhun sevgiliyle kavuşmasını.

Sarıp sarmalayan çınar

Çınar Anadolu’nun serinliğidir. Tek başınalık onun karakteridir. Geniş gövdesi, alabildiği kadar her yöne uzanan güçlü dal ve budaklarıyla âdeta her şeyi sarıp sarmalar haldedir. Bir arada birbirlerini engellerler, ancak tek başlarına herkesi kendilerine imrendirirler. Anadolu’nun yarısı çınar yarısı servidir. Çınar serin tutar, servi sessizliği sağlar. Servinin seni bize bağlayan sesini duyabilir, anlayabilirsen çınarın etekleri altında serinleyebilirsin. Akabinde de çam adlı koca babadan dinlersin Anadolu’nun on binlerce yıllık hikâyelerini!

Çınar anaçtır sarıp sarmalar, servi zarif ve nazik olmasıyla her yaşta Anadolu’da peri kızı gibidir, çam atadır, babadır. Tek başınalığı sevmez çam, bir arada güçlüdürler ve bu nedenle bir araya gelerek orman olurlar. Çınar tek ve hürlüğü çok görkemli gösterir herkese, çam ise bir arada kardeş gibi olarak güçlü olunması gerektiğini öğretir cümle âleme.

Üç kez tahtaya vurunca

Yazının devamı...

Orman perileri fısıldıyor

8 Ağustos 2021

Klasik Çağ’da her ağacın bir perisi vardı, onlara “Dryad” denilirdi. Rüzgâr estikçe periler birbirlerine fısıldar; her türden ağaç, kendi dilinden hikâyeler anlatır bir diğerine

Koca yurt Anadolu’nun Ege ve Akdeniz dağları, ovaları yanıyor; ormanlarımızda yaşayan can dostlarımız hayvanlarımız yanıyor; hepimizin yüreği kan ağlıyor. Antik Pamfilya bölgesi “Antalya” ile “Karya”, “Muğla” o denli bir ateş topu içinde kaldı ki, onlarca yıl sonra ancak birkaç gün önceki görünümüne, cennet bahçesi haline gelebilecek! Bodrum Güvercinlik bölgesinden başlayan Mazı ile Çökertme arasındaki geniş dağlık alanı küle çeviren yangın, Ören ve Akyaka’ya doğru ilerlerken, umarım sizler bu yazıyı okuduğunuzda ateş felaketi kontrol altına alınmış ve Gökova Körfezi’nin suları gibi dağları da serinlemeye başlamış duruma getirilmiş olur.

Nebatat; “bitkiler” tıpkı insan ve hayvanlar gibi canlıdır ve insanın ilgisi, sevgisine muhtaçtır. İnsan ne denli ilgi ve sevgi gösterirse nebatatın tüm türleri de doğadaki herkese o denli bereket, şifa ve görsel zenginlik sunar. İnsanoğlu doğaya benzemeye çalıştığı sürece hem doğal olur hem de doğayı korur. Doğayı türlü cehalet veya rant odaklı arzularla yok edenler, aslında kendi yaşam alanlarını yok etmekte, nefes borularını kesmektedirler. Doğa sel, yangın, fırtına gibi argümanlarıyla insanların yaptığı tahribata karşılık veriyor aslında. Her yıl artarak devam eden küresel ısınma ve buna bağlı olarak görülen doğal felaketlerin sebebi doğa değil; doğayı hunharca katleden doğanın canını acıtan insanoğludur!

Doğayı rahat bırakın

İnsanoğlu artık dersini alsın ve doğayı rahat bıraksın; içinde yaşayan doğaya asla zarar vermeyen hayvanlara saygı duysun ve doğayı süsleyen ağaçlara sevgi beslesin. Doğa kendisini yeniler elbette, ama insanoğlu kendisini yenileyemeyecek ve birbirlerinin doğal zenginliklerine göz koyarak birbirlerini yok etmeye çok daha şiddetli devam edecek. Doğayı bilenler doğanın içerisinde bir yaşam kurarlarken, doğayı bilmeyenler kendileriyle birlikte doğayı yok ediyor.

Klasik Çağ’da ormanların, ağaçların ve bitkilerin perilerine/ruhlarına “Dryad” denilirdi. Yani her ağacın bir perisi vardı. Rüzgâr estikçe periler birbirlerine fısıldar; her türden ağaç, kendi dilinden hikâyeler anlatırmış bir diğerine. İnsanlar canlarını sıktığı zaman ise derin bir “Ah!” çekerlermiş; bugünlerde cayır cayır yanan ağaçlarımızın çektiği “Ah!” gibi. Buna sebep olanlar, ormanların her bir ağacın ahıyla Yaradan’a hesap vereceklerdir elbette.

Yüzü yaşama  dönük Anadolu

Yazının devamı...

Hiera’nın gizemli şehri

1 Ağustos 2021

Cehennem Kapısı’nın esrarının aydınlatıldığı Pamukkale’deki Hierapolis antik şehrinde gün batımını travertenlerin yanı başından izleyin veya Apollon’u uğurlayın ertesi güne kadar

Anadolu’nun “telli duvaklı gelini” Pamukkale (Hierapolis), son yapılan kazılarda, yer altı tanrısı Hades’e giden kapının ortaya çıkarılmasıyla gündemimizde. Bergama Kralı II. Eumenes tarafından karısı Hiera adına inşa edilen antik şehir kralın sevgili eşinin adıyla bilinir. Eş deyişle “Hiera’nın şehri” anlamına gelir şehrin adı. Konumuz herhangi bir antikite dönemi yerleşkesi üzerineyse her zaman ısrarla belirtmek isterim ki, Antik Çağ’da kent yoktur, “polis” adı verilen yatay yerleşkeler vardır ve bunların tam olarak karşılığı şehirdir. Yazılı ve görsel basın, dahası konuyla alakalı alakasız artık herkes, antik kent ifadesini kullanmasın; antik şehir en doğru çeviri ve tanımlamadır. II. Eumenes, Bergama Krallığı’nın en başarılı krallarından olmanın yanı sıra Helenistik kültürün önemli bir âdetini de karısı adına bir şehir kurarak sürdürmüştür. Tıpkı Selevkos Euphrates gibi.

En önemli kehanet merkezlerinden

Günümüzde antik şehrin kalıntılarından daha çok, travertenleriyle yerli ve yabancı ziyaretçilerin ilgisini çeken şehir, yaklaşık iki bin yıl önce Anadolu’nun ve dolayısıyla dünyanın en önemli kehanet merkezlerinden biriydi. Bilici ve özbeöz bir Anadolu tanrısı olan Apollon’a adanan şehir, gerek Helenistik gerekse de Roma döneminden kalma çok önemli kalıntılarla önemli bir ziyaret yeridir ve olmalıdır. Başta Roma İmparatoru Septimius Severus’un mali desteğiyle sahnesi yenilenen tiyatrosu olmak üzere hamamları, anıtsal şehir giriş takları (kapıları), tapınakları, nekropol olarak adlandırılan mezarlığı ve Hristiyanlık döneminde, burada öldürülerek şehit edilen Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Philippus Martyrionu’nun defnedildiği alan olmak üzere son derece görkemli ve önemli alanları bu şehirde görmek mümkündür.

Apollon Tapınağı’nın hemen yakınında bulunan ve bir dönem “cin deliği” olarak adlandırılan alan, kazı ekibi tarafından kısmen açıldı. “Cehennem Kapısı” olarak adlandırılan bu yer altı odasında bulunan zehirli bir gazdan dolayı Antik Çağ inanç dünyası içerisinde bulunan insanlar için ölüler ülkesinin tanrısı Hades’e giden yol, bu kapının ardında sayılıyordu.

Şifalı sulardan hastalıklara çare

Hierapolis antik şehri, bir kehanet merkezi olmanın yanında termal sularıyla önemli bir sağlık merkeziydi. Şehri ziyaret edenlerin iki temel nedeni vardı. Birincisi gelecekten haber ulaştıran Apollon rahiplerine danışmak, diğeri ise Apollon’un oğlu sağlık tanrısı adına hizmet veren şifalı sulardan hastalıklarına çare bulmak. Bu anlamda şehir bir ticaret ve liman şehri değil, kutsallığıyla ön plandaydı. Tıpkı Bergama’daki sağlık evine gidip orada şifa bulmak isteyen hastalar gibi, pek çok hasta tedavi olmak için yılın her mevsimi Hierapolis’e gelirdi. Elbette ölümcül hastalıklarına tedavi imkânı bulamayıp bu şehirde hayatını kaybedenler vasiyetleri gereği bu kutsal şehirde defnedilmek isterlerdi. Böylece mezarlık alanı, şehrin doğal nüfusuyla bir paralellik göstermez. Anadolu’daki antik şehirler arasında, mezarlık alanı en büyük ve mezar tipleri açısından da en fazla mezarın bulunduğu şehir Hierapolis’tir. Ev tipi, tümülüs tipi, fallus tipi, lahit tipi gibi yüzlerce mezara sahip şehrin nekropolü ölüler ülkesine açılan kapının hemen yanı başındaydı.

Yazının devamı...

Anadolu’da yol verin kendinize

25 Temmuz 2021

Erdemli dağlar, bilge denizler, derin vadiler; yakınlarında mutlaka bir ova size genişlik duygusu verir Anadolu’da! Ve seyahat, varılacak noktanın kendisidir

Dağlar erdem kokar, denizler akla aşinadır, vadiler dar ve ara ara genişleyen kıvrımlarıyla hayatın iniş çıkışlarını andırır, ovalar ise özgürlüktür, berekettir.

Semavi dinler için dağların en kutsalı Ağrı, 5167 metre yüksekliğiyle tüm erdemli dağlar arasında özel bir konumdadır. Büyük Ağrı dinsel pek çok anlam yüklüdür ve hemen yanı başındaki Küçük Ağrı ise anlamlı olana en yakın olandır. Ağrı Dağı’na benzemeye çalışan, ancak volkanik patlamaların pek müsaade etmediği Tendürek Dağı ise yataydır, zirvesi yoktur ama toprak anayı lavlarıyla sarıp sarmalamıştır. Doğu Anadolu’nun denizi olan Van Gölü’nü Süphan ve Argos dağlarıyla seyreylemek, erdem denilen duyguyu iyiden iyiye hissettiğimiz yerlerin ilk sırasında gelir.

Denizler akla yakın ve aşina olmasaydı şayet bilim, sanat, felsefe su kokmazdı! Suyun kendine özel bir ak, pak kokusu vardır ve güzel sanatları besler. İnsanın susuzluğunu giderir, sanat ve felsefeye ilham kaynağıdır. Su kirli kokmaz, sudan habersizler suyu kirletir. Tıpkı insanoğlu gibi. Her insan ak pak yaratılmıştır, tertemizdir; onu kirletenler ondan ayrı kalanlardır. Marmara, Ege, Karadeniz, Akdeniz, Anadolu karasının yanı başında ve içindedirler. Hey koca yurt Anadolu! Denizlerle çevrili, iç içe tüm bilimsel değerleriyle... Yeryüzündeki birçok yer denize ya yakın ya da uzaktadır. Sadece Anadolu iç içedir; hem de denizlerin deniz gibi olduğu denizleriyle.

İz bırakan vadiler

Vadiler kıvrım kıvrım süzülür, iz bırakır derin çizgileriyle bu koca yurt üzerinde. Keloğlan Vadisi Kars’ın Arpaçay’ından uzanır sere serpe Gümrü’ye. Ihlara Vadisi, kilise ve şapelleriyle dua saçar bin yıllardan beri içerisinde kıvrıla kıvrıla yol alan herkese. Frig Vadi’miz Marsiyas ile Apollon’un müzik enstrüman müsabakalarına halen sahnedir; elbette duyabilenlere. Flüt ile lir arasında yapılan bu müzik yarışmasının ezgilerini sırasıyla duyabilmek için tanrı ve tanrıçalara hayal dünyamızda yakın olmak gerek. Dinleyebilmek için dinlenmiş olmak gerek.

Erdemli dağlar, bilge denizler, derin vadiler yakınlarında mutlaka bir ova size genişlik duygusu verir Anadolu’da. Harran Ovası, Göbeklitepe’nin mesire yeridir. Iğdır Ovası besler güneşin doğduğu yerdeki herkesi. Amik Ovası ev sahibidir göçmen kuşlara. Çukurova, beyaz altın pamuğuyla dillere destandır; “Ağrı Dağı Destanı”nı kaleme alan Yaşar Kemal’in destansı düşünce dünyası Çukurova’dan beslenmişe benzemektedir.

Yazının devamı...

Kırkpınar denilince…

18 Temmuz 2021

Sporcuların güç ve dayanıklılıklarının sergi alanı Kırkpınar, aynı zamanda güreşçilerin, rakiplerine saygı, tevazu gösterdikleri, kibrin uğramadığı bir meydandır

İlkin Gılgamış ile Enkidu arasında yaşanan güreş mücadelesi çıkar karşımıza; akabinde Hz. Yakup ile yüzü peçeyle örtülü insan kılığındaki bir melek tutuşur güreşe. Gılgamış Destanı’nda ve Tevrat’ta anlatılan her iki güreş mücadelesi, içlerinde birçok anlam ve mesaj barındırmaları açısından önem arz eder. Helenistik kültürün Gimnasyum adı verilen spor alanlarında da delikanlıların iyi bir savaşçı ve dayanıklı vücuda sahip olmaları için yağlı güreş ettikleri bilinmektedir. Çıplak olarak idman yapan bu sporcuları izleyen heykeltıraşlar böylece ideal insan vücudunu güreşçileri izleyerek kavrıyor ve eserlerine yansıtıyorlardı.

27 yıl aralıksız başpehlivan

Güreş Türkler için ata sporu olarak tüm spor dalları arasında en ön sıradadır. Ancak Türklerin bu sporu ve kurallarını icat ettiği anlamına gelmemelidir. Bozkırlarda savaşçı bir millet olan Türklerde güreş sevilmiş ve gerek toylarda gerekse de askerî idmanlarda her zaman ön planda tutulmuştur.

Kırkpınar yağlı güreşleri, Osmanlı’nın yurt edinmeye başladığı Balkanlar bölgesinde 14’üncü yüzyılda başlatılır. Yaklaşık 660 yıldan günümüze kadar savaş yılları haricinde düzenlenmeye devam etmektedir. Kırkpınar adlı bölgenin Osmanlı’nın elinden çıkması ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarına dahil edilememesi sonucu Kırkpınar adı altında, Edirne’de yağlı güreş geleneği devam ettirilmektedir.

Kel Aliço, Adalı Halil, Koca Yusuf, Kırkpınar er meydanının en bilinen başpehlivanlarıdır. Özellikle Kel Aliço, 27 yıl aralıksız başpehlivanlığı kazanmış, kırılması neredeyse imkansız bir rekora sahiptir.

Yağlı güreş gelenekleri

Yazının devamı...