Anadolu’nun ölümsüzlük ağacı

Mitolojik söylencelere konu olan, kutsal metinlerde adı geçen, dinî ritüellerde kullanılan zeytin İlk Çağ Anadolu’sundan bugüne tahtını koruyor

Ana vatanı Anadolu olan zeytin, şifa değeri ve ekonomik getirisiyle binlerce yıldan günümüze kadar insanoğlunun sofrasında. M.Ö. 4000’li yıllarda Mezopotamya’nın kuzeyi, şimdiki Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde nebatatı gözlemleyen Anadolulu atalarımız tarafından hayatın içine alınan zeytin, kısa bir zaman sonra Girit Adası’na ve oradan da Akdeniz havzasındaki ülkelere yayılır.

Yüzyıllar boyunca yaşayabilmesinden dolayı “ölümsüzlük ağacı” olarak bir anlam yüklenir. Keza Anadolu’da bin yaşından daha yaşlı zeytin ağacı bulunur. Öte yandan yaprağından gövdesine çekirdeğinden yağına kadar ağacın bütün unsurlarından yararlanan insanoğlu, o yüzden bu ağaca kutsallık atfeder.

Nuh Peygamber’in, yakınlarda kara olup olmadığını anlamak için gemisinden uçurduğu güvercinin ağzında zeytin dalıyla döndüğü söylencesi, zeytinin tarih öncesi dönemden gelen önemini vurgulaması açısından ilgi çekicidir. Kur’an-ı Kerim’in Tin Suresi’nde, “Ant olsun incir ve zeytine” ibaresiyle incir ve zeytin üzerinden yemin vardır. İsrailoğulları’nın ilk kralı Şaul (Saul/Tâlût), alnına zeytinyağı sürülerek kutsanır; böylece doğru, erdemli kişi olarak işaret edilir. Türkçemize bir deyim tadında geçen “Halis zeytinyağı gibi adam” ifadesi de muhtemelen kaynağını buradan alır.

İlk Çağ’dan bugüne

İlk Çağ Anadolu’sunun Erdobe (Mardin), Antakya (Antiochia) civarından İonya’ya (Ege) yayılan zeytin, insanoğlunun söylence dünyasına son derece güçlü bir şekilde girer. Besin değeri, kullanım alanının genişliği ve ticari gelirinden dolayı mitlerde türlü anlatılarla karşımıza çıkar zeytin. Efesliler, Apollon ve Artemis’in, Efes’te bulunan bir zeytin ağacının altında doğduklarına inanırlardı. Keza ilk çağlarda şimdiki Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden yola çıkan zeytin, o bölgelerde hâkimiyetini buğdaya bırakır ve Ege’ye yayıldığında bin yıllar boyunca tahtına hiçbir ürün geçemez. Hayvancılık ve sulu tarım ürünleri, Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik yapısında çok daha önem arz ettiği için zeytin buğdaya yenik düşer, ancak tüm Ege’nin her daim göz bebeği olur. Özellikle Urla yöresi zeytinin Ege Bölgesi’ndeki ticari merkezine dönüşür.

Çok daha değerli olmalı

Erken Hristiyanlık döneminden günümüze kadar Hristiyanlığın en önemli sakramenti (kutsalı) olan vaftiz ritüeli sırasında, kutsallık atfedilen zeytinyağı kullanılır. Öte yandan, sözüm ona mitolojinin mitosuna göre, yeni kurulan bir şehir için isim aranmaktadır. Düzenlenen yarışmaya tanrı Poseidon ve tanrıça Athena da katılır. Athena zeytini, Poseidon atı yaratır. Şehrin sakinleri, yöneticileri, şehirleri için zeytinin, binek hayvanı ata göre daha faydalı olduğuna karar verir ve şehirlerine Athena’dan dolayı Atina ismini verirler.

Kur’an-ı Kerim’de hurma, üzüm, nar, muz, kiraz, incir ve zeytin isimlerinin geçmesiyle ayrıca önem arz eder. Bunlardan ana vatanının Anadolu olması açısından zeytin bizim için hepsinden çok daha değerli olmalıdır. Yüz milyonun üzerinde zeytin ağacına sahibiz.

Başta Güneydoğu Anadolu Bölgesi olmak üzere Anadolu’nun iklimi, zeytin için çok elverişli; her yerinde fidanlar dikilmeli. Keza mavi gözlü dev adamımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk, zeytin üretimi için halkı teşvik eder.

Zeytin, kiraz, üzüm, buğday, pamuk gibi ürünlerimizin tüm hasat ritüelleri, şenlik kapsamında organize edilebilir. Böylece düne ait değerlerin canlı tutulması ve rekoltelerinin artırılması da sağlanır.