Artemis’ten Meryem Ana’ya

Artemis, Meryem Ana’nın öncülü olarak değerlendirilebilir. Çatalhöyük’ten bu yana ana tanrıça kültü Kybele gibi doğurgan değil besleyicidir

Gece tanrıçası Leto’nun kızı Artemis, ikiz kardeşi Apollon ve Dionysos gibi özbeöz Anadolulu’dur. Anadolu’nun son ana tanrıçası Artemis, Efes antik şehrinin koruyucusudur. Antik dünyanın yedi harika mimari eserinden biri, onun adına Efes’te inşa edilen tapınaktır. Bu anıtsal tapınak, 115 metre uzunluğunda 55 metre genişliğinde ve her biri 18 metrelik 127 sütundan ibaretti. İlk tapınak M.Ö. 625’te yıkılır. İkincisi ise M.Ö. 564’te yanar. Tapınak birçok kez yıkıma uğrar ve her seferinde yeniden yapılır. Efes Artemis Tapınağı, aynı zamanda dünyanın ilk bankası gibidir. Varlıklı Efesliler, değerli eşya ve takılarını, korunması için tapınağa bırakır ve bunun için tapınak rahiplerine bir ücret öderlerdi; âdeta bir banka kasası gibi... Öyle ya tanrıçanın evinden daha güvenli neresi olabilirdi ki!

Artemis, Meryem Ana’nın öncülü olarak değerlendirilebilir. Şayet Artemis kültü, Efes yerine bir başka şehirde olsaydı Meryem Ana o şehirle bir şekilde ilişkilendirilecekti. Günümüzde Meryem Ana Evi olarak gösterilen yerin Meryem Ana ile hiçbir tarihsel gerçekliği yoktur. Kanonik İncil yazarı St. Jean’ın, Efes’e beraberinde Meryem Ana ile geldiğine işaret eden hiçbir belgeye rastlanmaz. Hz. İsa’nın, çarmıhtayken ağlayan St. Jean ve annesini birbirlerine emanet etmesi, onların birlikte Efes’e geldikleri anlamına gelmez.

Doğurgan değil besleyici

Artemis, Çatalhöyük’ten bu yana ana tanrıça kültü Kybele gibi doğurgan değil besleyicidir. Onun iri kalçalı değil bol göğüslü olarak tasarlanması besleyiciliğine bir vurgudur. Artemis’ten Meryem’e geçiş tanrıların doğurtulmasından tanrının doğurulmasına geçiştir. Birinci kuşak Helen tanrıçası olan Gaia ile başlayan ve Hera’yla devam eden kendi kendine doğurma mitleri, Meryem Ana’yla son bulur. Gaia Uranüs’ü, Hera ise Ares’i kocalarına ihtiyaç duymadan doğurmuşlardı. Mitlerin kendi anlam dünyalarına anlam vererek anlamlandırabileceğimiz bu olağanüstü doğumlar, erken Hristiyanlar tarafından Meryem Ana’ya kadar taşınır. Keza Meryem Ana da İsa’yı kendi kendine, ancak tanrısal bir buyruk ve iradeyle Beytlehem’deki (Beytüllahim) bir mağarada doğurmuştur. Burada ilginç olan izlek şudur ki, İlk Çağ dünyasının en dip noktalarından beri süregelen bir mağara doğum kültünün olmasıdır. Zeus’un İda Dağı’ndaki Dikte Mağarası’nda doğması, Mitras kültünün ibadet yerinin mağaralar olması, Hz. İbrahim’in, Hz. İsa’nın mağarada doğmaları ve Hz. Muhammed’e ilk vahyin mağarada indirilmesi, bunun örnekleridir.

Tapınak, kilise, cami ve kale

Artemis öncesinde ana tanrıça figürlerinde kadın bedeninin şekli belirgindir. İri göğüsler, geniş bir kalça ki bu doğurganlığa işarettir. Ancak Artemis heykellerinde kadın bedenine ait herhangi bir estetik veya kıvrım görülmez. Bu duruma bir yorum getirmek gerekirse; kadim kadının bütün imajı yok sayılmıştır. Manastırlarda yaşayan tesettürlü rahibeler veya çarşafa sokulan kimi kadınlar gibi! Erkeğin tekeline girmiş dinî söylemler neticesinde kadının sosyal hayatın dışına itilmesi olarak değerlendirebiliriz.

Günümüzde Selçuk ilçesinde, tek bir sütunu kalan Efes Artemis Tapınağı’na mutlaka yolunuz düşmeli. Tapınağın içinden kaleye doğru bakarsınız St. Jean Kilisesi’ni ve İsa Bey Camisi’ni aynı kadrajda görürsünüz. Yani tapınak, kilise, cami ve kale, bir bakış içinde yan yanadır âdeta. “İşte Anadolu” demenize vesile olacak noktalardan birindesiniz...