Ege Assos’tan başlar

Helenler tarafından M.Ö. 6’ncı yüzyılda kurulan Assos’un yüzü denize bakar; 14’üncü yüzyılda şehrin yüzü bu kez dağlara döner

Buram buram Helenistik dönem kokan Assos’un kendine özgü bir rengi vardır. Küçükkuyu, Altınoluk, Güre kıyılarını Kazdağları’na doğru açan deniz, bu geniş körfezde Edremit adını alır. Ören’den sonra denize mitolojik tanrı Poseidon tarafından serpiştirilen onlarca ada, Kidonya’da (Ayvalık) özellikle gün batımında muazzam bir görüntü sunar ve deniz izleyenleri kendi derinliğine çeker. Yeryüzünde hangi deniz vardır ki onu seyreden bir insanı kendisine hayran bırakıversin bir anda. İşte o deniz Ege’dir ve Ege Assos’tan başlar.

Volkanik andezit taşlarıyla inşa edilen antik şehrin nekropolü, tiyatrosu, surları ve Athena Tapınağı doğal afetler ve insanların tahribatına rağmen ayakta kalabilmeyi başarır. Assos, somut rengini andezit taşından, soyut renklerini ise bilge Aristo’dan, Aziz Pavlos’tan ve Sultan I. Murat Hüdavendigar’dan alır. M.Ö. 6’ncı yüzyılda Helenler tarafından kurulan şehrin yüzü denize bakar; 14’üncü yüzyılda bölgeyi fetheden Murat Hüdavendigar’dan sonra şehrin yüzü bu kez dağlara döner. Helenler denize aşinadır ve suya eğilimi olan insanlar zekidir, dağlara meyilli olanlar ise topraktan dolayı erdem yüklüdür.

Denize bakan yüzü

Assos’un denize bakan yüzü, Osmanlı döneminde dağlara dönünce “Behramkale” adını alır. Ana kara Anadolu’nun en uç noktasında inşa edilen şehrin karşısında Lesbos (Midilli) Adası vardır. Akıl ve zekâ tanrıçası Athena’ya ithaf edilen şehrin en yüksek yeri olan akropolünde görülen Athena Tapınağı, Anadolu’da ilk ve son olarak dor düzeninde inşa edilen tek tapınak olmasından dolayı önem arz eder.

M.Ö. 347 yılında şehri Aristo onurlandırır. Şehrin yöneticisi Hermesias’ın daveti üzerine Assos’a gelen Aristo, burada onun yeğeni Phtias ile evlenir ve üç yıl şehirde kalır. Eş deyişle tüm dünya tarafından ilk öğretmen olarak kabul edilen Aristo eniştemizdir. Günümüzde antik şehre gidildiğinde şehrin giriş kapısının hemen önüne konulan Aristo heykeli, biz Anadolulular tarafından onur verici olarak kabul görür. Umarım Tales, Diyojen, Anaksimenes, Bias ve daha onlarca Anadolulu düşünce mimarının büstleri, yaşadıkları, iz bıraktıkları yerlere konarak oralara ışık saçmaya devam eder.

Assos erken Hristiyanlık döneminin en önemli misyoneri Aziz Pavlos’a da kısa süreliğine ev sahipliği eder. Miladi 1’inci yüzyılın ilk yarısında tanrıça Athena, pagan inanç dünyasında korku ve zekâ saçarken, Aziz Pavlos’un Assos sokaklarında Hristiyanlığı yaymaya çalışması ve akabinde buradan Roma’ya doğru yol alması ilgi çekicidir.

Ege Assos’tan başlar

MÖ. 6. yüzyılda kurulan Assos antik kenti, sönmüş bir volkanik tepe üzerinde yer aldığı için yapımında işlemesi zor ama son derece dayanıklı olan andezit taşı kullanılmıştı.

Uyum kayboldu

Koyu andezit taşından ötürü kendine özgü mimari bir rengi olan Assos, düşünce mimarlarının düşün rengi mavi ile her zaman diliminde özel bir görsellik sunmuştur. Ancak son bir yılda andezit kayalarından kopma tehlikesi olan taşlar tıraşlanmaya başlandı. Masmavi denizle dudak dudağa inşa edilen yapılara zarar gelmemesi için başlatılan çalışma, yakın zamanda tamamlanacak. Lakin antik Assos şehrinin kaya dokusunun karakteristik rengiyle denizin mavisi arasındaki uyum kayboldu. Athena Tapınağı’ndan başlayıp denize kadar inen tüm yapılar arasında bir renk uyumu vardı ve kendine özgüydü. Denizin derin mavisi ile Assos’un kaya renklerini ara ara yeşil örtü süslüyorken, bu çalışmayla kel bir görüntü meydana çıktı.

Umarım çalışmalar tamamlandığında liman hem güvenli hale gelir hem de önceki renk dokusuna yeniden kavuşur.