Hadrianus’un izinde

Şiirler yazan, askerleriyle savaşta ve sonrasında birlikte yemeğe oturan, dağların doruklarına yürüyüp gün batımını izleyecek kadar duygusal zarafete sahip Hadrianus, Anadolu’ya büyük ilgi duyar ve eserler yaptırır

Alabanda, tarihçi Herodot ve coğrafyacı Strabon gibi hemşehrilerimizin yazılarında belirttikleri üzere, kültür düzeyi yüksek bir antik şehirdi. Genç kızların arp çaldığı, general ve tüccarların şehri anıtsal eserlerle donatıp koruduğu şehir, özellikle Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine geçtikten sonra “küçük Asya” Anadolu’da ön plana çıkar. İlkin bir Karya şehri olmakla birlikte zamanla Helenleşir ve Roma imparatorluk döneminde ise her alanda zenginleşir.

Roma imparatorlarından Hadrianus, gerek sıra dışılığı gerekse başarılı yönetimiyle en dikkat çeken kişilik olarak karşımıza çıkar. Anadolu’nun antik şehirleri arasında birçok yapı kendisine adanmıştır. Efes’te kült tapınağı, Antalya’da şehir giriş kapısı (Hadrian Kapısı), ilk akla gelenlerdir. Bununla birlikte Afrodisias heykel okulunda birçok heykeli yapılan Hadrianus, MS 117-138 yıllarında, Roma İmparatoru olarak o dönem dünyasının en kudretli kişisidir. İyi bir eğitim alması ona şiirler yazdırır; askerleriyle savaş zamanı ve sonrasında birlikte yemek yemesi onun sıcakkanlı kişiliğini yansıtır ve dağların doruklarına yürüyüp (Etna ve Hatay’daki Kel Dağı) gün batımını izlemesi, Hadrianus’un duygusal zarafetini gösterir. Sıra dışı karakteri onun dış görünüşüne yansır. Büst ve heykellerinde sakallı olarak gösterilen ilk Roma imparatorudur. Uzun boyuna göre dar omuzları vardı ve kambur gözükmemek için yürürken dik durmaya çabaladığını, antik kaynaklar belirtir. Pantheon Tapınağı, 43 metre çapındaki kubbesiyle tüm zamanların en görkemli yapılarındandır ve bu anıtsal binayı inşa ettiren Hadrianus’tur.

Hadrianus’un izinde

Başta tiyatro ve hamamlar

Geçtiğimiz günlerde Alabanda antik şehrinde yapılan son kazılarda Hadrianus’a ait bir heykelin bulunması üzerine bu yazıyı sizlerle paylaşırken, tüm Anadolulular adına Hadrianus’a Anadolu’ya olan ilgisi ve yaptırdığı eserlerden dolayı teşekkür ederim.

Erken Hristiyanlık döneminin henüz başlarında bir anlamda İncillerin yazılmasından kısa bir süre sonra imparator olan Hadrianus, Hristiyanlık karşıtı paganizm taraftarı bir imparatordu. MS 30 ile 395 yıllarında egemen olan birçok Roma imparatoru gibi Hadrianus da geleneksel dinin koruyucusu ve savunucusu, Hristiyanlığın ise güçlü, sert karşıtı olmuştur. MS 395 yılında başta imparatorluğun bekası gerekçesi olmakla birlikte pek çok sebepten dolayı II. Teodisius, Hristiyanlığı devlet dini olarak kabul eder. Ve hemen erken Hristiyanlar eski dini ve onun geleneklerini hatırlatan her şeyi yıkmaya başlar. Başta tiyatro ve hamamlar vardır. Eş zamanlı olarak tüm resim ve heykeller yakılır yıkılır. Erken Hristiyanlık döneminde resim ve heykel haram sayılırdı. Bu dinsel yoz sebepten dolayı antik dönemden günümüze sağlam bir şekilde gelebilen resim yok gibidir, heykeller ise materyallerinden dolayı kırık dökük halde ulaşabilmiştir. Son derece ironiktir ki, İkonaklazm (resim kırıcı) akımından sonra resim ve heykel, Hristiyanlar için tapınma aracı haline gelecektir. Tüm Roma İmparatorluğu sınırlarındaki her şehir tahrip edilir ve binlerce heykel yıkılır, mermer ve bronzları eritilir. Büyük ölçekli imparator heykellerinden toprak altında kalan parçaları ise Alabanda’da olduğu gibi zaman zaman gün yüzüne çıkarılmaktadır.

Burunsuz heykellerin sırrı

Şayet bir Romalının büstü veya imparator heykelinin baş kısmında burnu olmayan bir örnek görürseniz, bunun sebebi yere atıldıktan sonra oluşan bir hasar değildir. Burunlar bizzat kesilmiştir. Çünkü bu durum, erken Hristiyanlık döneminin en belirgin aşağılama göstergesidir.

Din, inanç, ne denli sanat ve kültür eserlerine saygı duyarsa o denli çağdaş, birleştirici sözler geliştirebilir. Aksi halde sanat ve kültür eserlerine verdiği zararlar kadar ayrıştırıcı bir dil kullanır.