Isıt bizi cemre

Ateşin sıcaklığı düşer havaya, suya ve toprağa. Ateş varlığını havaya borçludur, su ateşe düşman gibi görünür, toprak ateşe yurt olur


Tabiatın takvimi her yıl kendisini tarihi takvimdeki olaylar gibi tekrar eder. “Cemre” uzun kış mevsiminden sonra insanların özlemle beklediği bahar mevsiminin ilk habercisidir. Üç zamanlıdır cemre. İlkin havaya, bir hafta sonra suya düşer. Suya düşmesini takip eden yedinci günde de toprağa düşerek ısıtmaya başlar her yanı.

Cemre; sıcaklık, ateş anlamına gelir. Önce havaya düşünce ısıtır havayı, kırılır zemheri soğuklarının şiddeti. Ateş üstünlük sağlar havaya bir anlamda. Havanın kış boyu soğukluğundan nasibini alan su da buz kesilmiştir çoğu yerde. İnsana ve tüm canlılara yakın olan su, bu haliyle uzak kalmıştır kendisine ihtiyaç duyanlara. Ateşin havaya galip gelmesinin ardından su kana kana bekler ateşin kendisine ulaşmasını. Nihayet havayı yendikten sonra ateş suya kavuşur, sarıp sarmalar; adeta gökten düşer suya ve kırar üzerindeki donları, buzları. Böylece söze, dile gelen su kavuşur susuzlarla. Su hayat bulur ateşle ve hayatın kaynağı olur herkese bir kez daha. Ateşin işi cemre adıyla bitmemiştir yeryüzünde henüz! Toprak da rengi soluk bir halde, sessiz sedasız bekler ateşi; çünkü toprak tevazu ehlidir, söyleyemez derdini, isteyemez kendisi için hiç kimseden bir şey! Ateş sudan ayrılıp toprağa doğru yola çıkar ve bu yolculuğunun kadim yedinci gününde toprağı tüm gücüyle sarıp sarmalar ve onun solgun yüzüne renk katar.

Cemreviyeler

Yirmi bir günlük bir zaman dilimi içerisinde ateş havaya, suya ve toprağa birer hafta aralıklarla ağırlıklarını yeniden hissettirir. Havanın suyun toprağın malum ağırlığı vardır; ancak ne özeldir ki ağırlığı olmayan ateş, hepsinin canlanmasını sağlamaktadır. Divan edebiyatımızda şairler cemrenin düştüğü dönemlerde kaside türünde ve “Cemreviye” denilen şiirler yazmışlardır. Bahara övgüyle başlayan “Bahariye” kasideleri gibi çok sık yazılmamışlardır ve birkaç örneği olduğu için, cemreviyeler edebiyat tarihimizde önem arz eder. Bosnalı Sait adlı şairin cemreviyesi bu türün belki de ilk ve son örneğidir. İki beyit örnek vermek gerekirse:

“Dil i ateş-i muhabbet ile feyz-i âb olur
Derya gibi cemrede pür âb u tâb olur
Nil i hevaya düştü bugün nokta cemreden
Şimden geru serab-ı muhabbet şarap olur.”

Hem kız hem erkek ismi

Cemre, Tokat yöresinde eril bir karakterde kişileştirilse de; özünde Anadolu’da hem eril hem de dişil isimler şeklinde yeni doğan çocuklara verilir. Hermafrodit bir isim olarak çıkar karşımıza cemre. Ateşin sıcaklığı düşer havaya, suya ve toprağa. Ateş varlığını havaya borçludur, su ateşe düşman gibi görünür, toprak ateşe yurt olur. Her yerde türlü türlü renk olur:

Cemre havaya düşer
Su telaş ve tebessümle acele eder
Toprak meşrebi gereği bekler
Ateş ısıta ısıta havadan suyu sudan toprağı
Her sene bir defa üçünü de ziyaret eder.


Bugün adım cemre

Birbirlerine düşman görünürler ama özünde birbirlerine ne de muhtaçtırlar! Hava yoksun bırakırsa kendisini; solarız, sararırız. Su kendisini bilmeyeni boğar, kendisini bilenle oynar durur; toprağın işi vermektir sadece. Ateş kimini arındırır kimini yakar.
Sevgili hava sen, su sen, toprak sen
Sen! Ben ben dediğin için ben yok oldum senden
Ateş ben; bugün adım cemre yeniden
Soludum kokunu havadan, gördüm gönlünü sudan, sarıp sarmaladım bedenini toprak olan ana vatanından.