Kırkpınar denilince…

Sporcuların güç ve dayanıklılıklarının sergi alanı Kırkpınar, aynı zamanda güreşçilerin, rakiplerine saygı, tevazu gösterdikleri, kibrin uğramadığı bir meydandır

İlkin Gılgamış ile Enkidu arasında yaşanan güreş mücadelesi çıkar karşımıza; akabinde Hz. Yakup ile yüzü peçeyle örtülü insan kılığındaki bir melek tutuşur güreşe. Gılgamış Destanı’nda ve Tevrat’ta anlatılan her iki güreş mücadelesi, içlerinde birçok anlam ve mesaj barındırmaları açısından önem arz eder. Helenistik kültürün Gimnasyum adı verilen spor alanlarında da delikanlıların iyi bir savaşçı ve dayanıklı vücuda sahip olmaları için yağlı güreş ettikleri bilinmektedir. Çıplak olarak idman yapan bu sporcuları izleyen heykeltıraşlar böylece ideal insan vücudunu güreşçileri izleyerek kavrıyor ve eserlerine yansıtıyorlardı.

27 yıl aralıksız başpehlivan

Güreş Türkler için ata sporu olarak tüm spor dalları arasında en ön sıradadır. Ancak Türklerin bu sporu ve kurallarını icat ettiği anlamına gelmemelidir. Bozkırlarda savaşçı bir millet olan Türklerde güreş sevilmiş ve gerek toylarda gerekse de askerî idmanlarda her zaman ön planda tutulmuştur.

Kırkpınar yağlı güreşleri, Osmanlı’nın yurt edinmeye başladığı Balkanlar bölgesinde 14’üncü yüzyılda başlatılır. Yaklaşık 660 yıldan günümüze kadar savaş yılları haricinde düzenlenmeye devam etmektedir. Kırkpınar adlı bölgenin Osmanlı’nın elinden çıkması ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarına dahil edilememesi sonucu Kırkpınar adı altında, Edirne’de yağlı güreş geleneği devam ettirilmektedir.

Kel Aliço, Adalı Halil, Koca Yusuf, Kırkpınar er meydanının en bilinen başpehlivanlarıdır. Özellikle Kel Aliço, 27 yıl aralıksız başpehlivanlığı kazanmış, kırılması neredeyse imkansız bir rekora sahiptir.

Kırkpınar denilince…

Yağlı güreş gelenekleri

Kırkpınar Ağası seçilen kişi tarafından her yıl er meydanına davet, gelenek üzere kırmızı dipli şeritli mumla yapılır. Halkın konuşma diline giren “kırmızı dipli mumla davet etmek” deyiminin kökeni başpehlivan adayları için yapılan bu davetten gelir.

Yağlı güreşte sporcular kispet giyer. Deriden yapılan ve belden diz altına kadar uzanan dar paçalı kispeti diken ustaların sayısı günümüzde çok azalsa da İrfan Şahin beyefendi, 2012 yılında “yaşayan insan hazinesi “olarak ilan edilmiştir.

Yağlı güreşlerin her yıl en fazla ilgi gösterilen kategorileri “baş altı” ve “baş”ta yapılan güreşlerdir. Rakiplerini yendikten sonra başpehlivan olan kişiye altın kemer takılır ve kemer, bir yıl boyunca emanet olarak pehlivanda kalır. Üst üste üç defa başpehlivanlığı kazanan, artık altın kemerin daimi sahibi olur.

Davul ve zurna, güreşlerin sürdüğü bir haftalık süre zarfında hiç susmaz. Her yıl yaz mevsiminin kavurucu sıcaklarında organize edilen Kırkpınar yağlı güreşleri, sporcuların güç ve dayanıklılıklarının en üst seviyedeki sergi alanıdır. Öte yandan güreşçiler, rakip olsalar da güreş öncesinde, güreş esnasında ve sonrasında birbirlerine karşı saygı ve tevazularını korumaya özen gösterir. Spor, güç ve dayanıklılık kazandırmakla birlikte kibre izin vermez.

Geleneksel Kırkpınar güreşleri, sporun insan vücuduna sağladığı dayanıklılığın yanı sıra sporun halk tarafından benimsenmesine, sevilmesine çok önemli katkı sağlamıştır.

Kırkpınar denilince…

Edirne’de düzenlenen 660’ıncı Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin başpehlivanı olan Ali Gürbüz altın kemeri kazandı.