Mesnevi yolunda

Mesnevisinde kandil bulunan kandiline benzer. Sabahlardan daha nurlu bir suretle parlar. Hakikati arayan gönüller için bir cennettir; mesnevinin pınarları var; dalları, budakları var. Bu pınarlardan birine selsebîl derler ki, o da başlangıcı keşfetmektir

Mesnevi “hakikate ulaşmak isteyenler ve Yaradan’ın sırlarına agâh olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur.” Hazreti Pir Mevlânâ, ilahi aşktan esinlenerek meydana getirdiği eserini bu ifadelerle tanıtır. Mesnevi, makam sahiplerince, kalpleri uyanık insanlarca en hayırlı duraktır. En güzel dinlenme yeridir. Hayırlı insanlar, iyi kimseler, orada yerler içerler neşelenirler. Nitekim Hakk, Kur’ân’ı Kerim ile çoğunun yolunu akıtır, çoğunun yolunu doğrultur. Şüphe yok ki mesnevi; temizlenmiş kişiler için gönüllere şifadır. Huyları güzelleştirir, gönülleri temiz insanlardan ve hakikati sevenlerden başkalarının mesneviye dokunmalarına müsaade yoktur.

Mesnevi bir edebiyat türü olup “ikişer ikilik” anlamına gelir. Fuzuli, Hafız gibi birçok şairin mesnevi türünde eserleri vardır. Her biri de belirli bir tertiple yazılır. Bu edebiyat türü, usulü gereği disiplininden çıkılmadan yazılır. Oysa Hz Mevlânâ bir şair değil, sufi, âşık, insanı kâmil ve mürşidi kâmil olduğundan onun “Mesnevi”si, tertipsizliğin içerisinde bir tertiptedir. Öte yandan Hz. Mevlânâ, “Mesnevi” adlı eser yazmamıştır, söylemiştir. Âşıklar yazmaz, söyler ve geçerek bir andan bir başka ana giderler. Bu meyanda Hz. Mevlânâ’nın “Mesnevi”si okunamaz, dinlenmelidir. Yazılan eserler okunur, söylenen eserler ise dinlenir. Demine huuuu!

Halimi bilenin hükmü yürür

İnsanı kâmiller sessiz, sakin kendi demlerinde ömürlerini hal dilleri ile geçirirler. Onları pek kimse tanımaz. Çünkü onlar buna müsaade etmezler. Bilen bilir; o kâfidir. Sırlıdırlar bir anlamda. Mürşidi kâmiller ise insanları aydınlatırlar; ders, gizli öğüt, seminerler vererek bir anlamda öğretmendirler. Kılıktan kılığa girerler; göçebe, zaman zaman da yarı göçebe halde dolaşır, yaşar, aydınlatır ve aydınlanırlar. İnsanı kâmiller ferdi yaşarlarken, göz önünde olan mürşidi kâmiller ise topluma rol model olurlar. Öğretmek için gayret kemerini kuşanmışlardır, onlara dur durak yoktur. Kendilerinden şikâyet etseler o an Yaradan onların işini, gayretini daha da artırır. Bu hal dilini bilen mürşidi kâmil için bir uyarıdır elbette: “Halimi bilenin hükmü yürür” derler.

Mevleviler bir sorunla karşılaştıklarında 26 bin 465 beyitten ibaret “Mesnevi”yi açıp ilk gördükleri beyitten yaşadıkları soruna cevap ararlardı. Bu bir hoş adet olarak düşünülmelidir. Hz. Mevlânâ, yol ehli insanlara karşı bazı dualar dile getirmiştir. Başta benim gibi zor zamanlar geçiren kişiler istifade edebilsinler diye: “Ya Rabbi! Bizim halimize bakarak bize muamele etme. Kendi ikram ve ihsanına göre bize muamele eyle. Kerem ve lütuf ile hidayet ettiğin kalbi tekrar dalalete meylettirmek. Belaları bizden sarf eyle, çevir ve değiştir. Ey affı çok olan, günahları örten Rabbim! O günahlar dolayısıyla bizden intikam alma. Bize azap etme. Biz nefs ile şeytana köpek gibi tabii olsak da sen azap aslanını bize gönderme. Ebedi olan Rabbim; sen kerem sahibisin. Ruhumda bir ilim katresi var. Onu heva rüzgârıyla ten toprağından muhafaza eyle. Affetmeyi seven Rabbim, bizi affeyle. Bizi köle gibi kullanan bu serkeş nefisten bizi satın al. Ey yaptıklarına hayran olduğum Rabbim! Sen madem ki dua etmemizi emrettin, ne olur şu emrettiğin duayı da kabul buyur. Çok acı çektim, yas tuttum, kalp kırmamak için kalbim kırıldı; kırılan kalbimden kalpler de kırıldı. Beni rahata erdir, huzur ve tek başınalığa doğru yola koy...”