Nevbahar mevsiminde İstanbul

Erişti yeniden nevbahar mevsimi açıldı güller renk renk, çerağan vaktinde şehirlerin prensesi İstanbul’da bir kez daha!

İki imparatorluğa başkentlik eden İstanbul hem coğrafi konumuyla eşsiz bir güzelliğe sahiptir hem de kültürel mirasıyla hiç şüphesiz yeryüzünün en güzel, en özel şehridir. Napolyon, “Şayet dünya tek bir devlet olsaydı, başkenti kesinlikle İstanbul olurdu” diyerek şehrin önemini vurgular.

Paris, Londra, Viyana, New York gibi şehirler, planlanarak dizayn edilmişler; ancak İstanbul kendi dinamikleri üzerine doğal bir planlama geliştirmiştir. Boğaz’ın her iki yakasındaki tepelerin her biri seyir terasıdır, yine her iki yakadaki koylar ışınsal planlı gelişen köylerle süslenmiştir. Sultanahmet başta olmak üzere birçok merkezi alan, şehre serpilmiş motif motif halılara benzer.

Yılın her mevsimi şehrin bir kimliği vardır, gecesi ve gündüzünün dinamikleri şehirde yaşayan insanları uykusuz bırakır. Sanat, kültür, edebiyat, müzik ve doğanın tüm mevsimlerdeki heyecanıyla elbette; lale, gül, sümbül ve erguvan şehridir İstanbul. Yarısı Prometyus ile Asya, yarısı Zeus ile Avrupa’dır.

Boğaziçi medeniyeti

Milletler arası kullanılması gereken medeniyet kelimesi, sadece ve sadece İstanbul için bir şehre indirgenebilir. Öyle ki Boğaziçi denilen su yolunun her iki yakasında 18. yüzyıldan itibaren başlayan bir Boğaziçi medeniyetine şahit oluruz. Yalı, sahilhane ve sahil saraylarında ikamet eden insanlar, maddi ve manevi birikimlerini sanat ve kültürün her alanına yansıtmışlardır. Özellikle Lale Devri (1718-1730) yıllarında Divan Edebiyatı ve 19. yüzyıl kültür dünyasının akımları olan Servetifünun ve Tanzimat Edebiyatı, Boğaziçi’de ve Kâğıthane’de son derece önemli edebi ürünler vermiştir.

M.S. 11 Mayıs 330’da Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan edilen şehir, Fatih Sultan Mehmet’in fethi sonrası da bu ayrıcalıklı konumunu Osmanlı Devleti’ne başkentlik ederek devam ettirmiştir.

İstanbul’un sahip olduğu ışınsal şehir planlamasında; bir mahalle, semt yaşamı vardır. Sokakları binbir türlüdür ve ışınsal planlı şehirlerin sokakları mahremdir. Şehrin caddelerinin ise kamusal bir karakteri vardır. Herkese açıktır ve bir zamanların Beyoğlu’su buna iyi bir örnektir. Kamusal merkeze gidilirken kılık kıyafete, söz ve hareketlere dikkat edilmelidir. İstediğin pek çok şeyi mahalle, sokak aralarında yapabilirsin; komşular aynı sosyal sınıftan olduğu için herkes bir diğerini anlar, anlamlandırır; gürültü patırtı sokakların müzikalleridir. Oysa ki kamusal olan caddelerin disiplini vardır ve oraya herkes uyum sağlamak durumundadır.

İstanbul’un sesi, kokusu

İstanbul sokaklarında yediden yetmişe oynamak ve İstanbul caddelerinde yediden yetmişe kadar her kesimin bir zamanlar zarafet, nezaket içinde temaşa etmesi ne de güzeldi!

Suriçi, Üsküdar, Eyüp ve Galata’da İstanbul’u dinlersiniz; Boğaziçi su yolunda gül ve erguvanları koklarsınız. Bir gün inerseniz Boğaziçi’ne, seyre dalın bu denizi; martılar, yalılar, gemiler ve mevsimine göre çiçekler eşlik eder size tüm cömertlikleriyle... Öyle ya! Dışarıdan bir ses gelir; ses kuş sesi. Kuş da martı, serçe ve bilge (karga): “Penceremin önü hep deniz, geceleri onunla uyur gündüzleri onunla uyanırım./Odamda perde yok; gerçekte perdeye gerek de yok./Şayet yeryüzünde yaşamak için bir yer seç deseler/Seni seçerim Boğaziçi;/Çünkü ben İstanbul’u sen sayar; İstanbul’u seninle yaşarım...”

İstanbul’un sokaklarında kedileri, havasında ise afacan martıları vardır.

İstanbul ikircikli bir şehirdir. Bir yakası eril Asya, diğer yakası dişil Avrupa!