Pers dini ve Anadolu’ya etkisi

Pers (İran) dinine baktığımızda, görülüyor ki bu din, Yunan ve onun etkisine giren Anadolu inançlarından farklıdır

Persler, MÖ. 6. yüzyılda egemenlik kurdukları Anadolu’da düzeni, yönetime getirdikleri genel valiler eliyle sağlardı. Bunlara Satrap denilirdi. Perslerin Anadolu’daki bu egemenliği yüzyıllarca sürer. Mitolojiye göre, Tanrıça Artemis’in sütoğlu olduğuna inanılan Büyük İskender, MÖ. 334’te Perslerin bu egemenliğine son verir. Yaklaşık 300 yıl Anadolu’yu yöneten bu halkın dininin adı Mazdeizm ve Zerdüştçülüktü.

Mazdeizm; var olan her şeyin ortak kullanılması olarak tarif edilebilir. Yani hava ve su gibi nesnelerin yanında, kadınların da nesneler gibi görüldüğü bir inançtır. Mazdek, MÖ 5. yüzyılda bir reformist olarak ortaya çıkar. Her şeyin eşit olarak paylaşılmasını öğütler. Mazdek’e göre, bütün insanlar tanrının kullarıdır. Ve Adem’in çocuklarıdır. Herkes, ihtiyacına göre diğerinin malını kullanabilmeli, herkes malca eşit olmalıdır. Mazdek bu paylaşımcılığı ortaya koyunca, herkes de malını ortaya koyar. Mazdek öldürülünce, karısı bu dini yaymaya çalışır.

Zerdüşt, İranlı bir peygamberdir ve kurduğu dine kendi adını verir. Kutsal kitabının adı “Avesta”dır. Zerdüşt, kendisinden önce İran’da hâkim olan Mazdeizm’in tamamlayıcısı olarak ortaya çıkar. Bu dinin temeli, iyi ve kötünün mücadelesidir. İyilik Ahura Mazda, kötülük Ahmiran olarak tanımlanır. İyilik ile kötülük arasında sürekli bir mücadele vardır ve bu mücadeleyi sürekli iyilik kazanır. Zerdüşt’e göre, din, birtakım yalvarmalar ya da tapınmalarla değil, iyiliğe yönelmekle yaşanmalıdır. Dünyada hem iyilik hem de kötülük vardır. Öyleyse “üretime geçerek iyiliğin yanında olun ve kazanın” der.

Pers (İran) dinine baktığımızda görülüyor ki bu din, Yunan ve onun etkisine giren Anadolu inançlarından farklıdır. Onda daha çok felsefi bir durum hâkimdir. İnsanoğlunun başına iyi ya da kötü işler gelebileceğini, ancak bunun nedenlerini, Yunan dininde olduğu gibi tanrılara bağlamak yerine, kendinde aramak gerektiğini vurgular. İyi de ortadadır kötü de… “Farklı iki kaynaktan çıkan ve var olan bu iki durumdan iyiliği seç ve kazan” der. Çünkü kazanan daima uğrunda çok acı çekilen iyilik olacaktır. Zerdüşt, iyiliği seçmenin doğru olduğunu, ancak iyiliğe giden yolun acılarla dolu olduğunu söyler: “Çünkü kötü hep yanı başınızdadır. Kötü, cazibelidir; kısa süreli mutluluklar ve güç sağlar. Ama sakın ola ki bu hevese aldanmayın; çok çalışın, üretin, mücadele edin, nefsinizi yenin ve böylece sonsuz mutluluğa iyilik vasıtasıyla ulaşabilin.”

Zerdüşt iyiliği çiftçi ile bağdaştırır

“Gerçek dindarlık üretmektir” der Zerdüşt! Öyle ya, çiftçi de ürün alabilmek için bütün bir yıl zorluklarla mücadele etmiyor mu? Gerçek, doğru ve zorlu bir çalışmanın neticesinde iyi olarak ortaya çıkacaktır. Zerdüşt şöyle söyler: “Düşünce iyi düşünülsün, söz iyi söylensin, iş iyi yapılsın.” Ne var ki, Zerdüşt dini, o dönem Anadolu’sunda pek taraftar bulamadı. Sebebi inanç boşluğu ortamında dejenere olan toplum ve ahlak çöküntüsüydü. Anadolu daha uzun yıllar Olymposlu tanrıların maceralarına ilgi duyacaktı.

Zerdüştler, Ahura Mazda için tapınaklar yapmıyorlardı. Sadece sunaklar üzerinde ateşler yakarak dua ediyorlardı. Ateşe tapmıyorlardı; ama genelde böyle bilinir. Ateş, temizliğin ifadesidir. Persler, özellikle Kapadokya bölgesinde daha etkin olmuşlardır. Uzun süre bu bölgede kaldıklarından ateş-sunak ayinlerini bu coğrafyada uygulamışlar ve Zerdüşt dinini buralarda hâkim kılabilmişlerdir.