Simurgu aramak, gülü koklamak

Anadolu kültür tarihinin tarihsel, toplumsal ve bunlara bağlı olarak işlevsel tüm süreçlerinde sembol diline konu edilmiş örneklerle bir kez daha “günaydın!”

Düşünceyi, sözü, davranışı, eşyayı sembol yapan özellik; kaynağını toplumun kültürel kabul ve değerlerinden alan ve sembole yüklenen “anlam”dır.

Simurg: İran halk edebiyatı kökenli bir sembolik yaratım olan Simurg, Selçuklu Türkleri tarafından Anadolu’ya taşınır ve içeriğiyle kabul görür. Ormanların kralının aslan olduğunu öğrenen kuşlar, gökyüzünde kendi krallarını merak eder. Bilgelerden biri onlara krallarının Kafdağı’nda olduğunu söyler. Ve her türden sayıları yüz binlere varan kuş  büyük bir heyecanla Kafdağı’na doğru kanat çırpar. Çetin hava koşullarına ve bunun sebep olduğu binbir zahmete dayanamayan kuşların büyük bölümü bu yolculuğu yarıda bırakır. Nihayetinde Kafdağı’na tüm engelleri aşarak sadece otuz kuş ulaşabilir. Dağın zirvesinde merakla beklerler krallarını. Günler geçer ama kralları yoktur olması gereken tahtında. Bu otuz kuş birbirlerine bakarken kendilerini Kafdağı’na gönderen bilgenin sözlerini kendi gözlerinde, anlayışlarında görmeye başlarlar. Ve anlarlar ki kral kendileriymiş. “Si” Farsça otuz sayısını ifade eder, “murg” ise kuş demektir. Simurg (otuz kuş)…

Her ne arar isen kendinde ara bu senden çok uzaklarda değildir. Ancak aradığın şeyin sende olduğunu bilebilmek için kimi zaman uzaklara gitmek gereklidir. Hakikat her zaman iki kişiye muhtaçtır. Öte yandan hakikat aranmakta bulunmaz; ama bulanlar hep arayanlardır. Kimi kendisinde arar bulur, kimi uzaklarda arar ama nihayetinde kendinde görür.

Güzel yüz ve sembolü gül

Gül: Yaradan bilgisinin ve rahmetinin bedenlerdeki vuku bulmuş halidir. Her insan gül kokusu taşır. O’na yakın olanlar o kokuyu herkeste bulur ve koklar. O’ndan uzaklaşanlarsa leş kokularıyla haşır neşir olurlar. Gül yüze benzer; yüzünde beliren gülücükler gülün goncalarıdır. İnsanda güzel olan gül yüzlüler! Güle gülün, yani birbirinize gülün. Hiç güle baka baka geçip gidilir mi? İnsanda güzel yüz ve sembolü gül olduğu için sözü söz de söyle gönülleri bulandırmasın; sözünü diz de söyle ki kulaklara inci inci takılsın. Sözünüzü yüzlerine söyleyin, dedikodu olup utandırmasın.

Gül, edebiyatımızda bülbül ile birlikte anılır. Bülbül, gülün yanındayken güzel güzel öter. Ama bu bülbül, ötüşündeki güzelliği kendinden bilirse, gül onu yanından uzaklaştırıp dut ağacına gönderiverir. Ve o bülbül, dut yiyerek, “dut yemiş bülbüle dönüverir”. Ne sesi çıkar ne de soluğu…

İyi sözün aslını bilenin derdi bu sözün geldiği yerdir; sözün aslını bilmeyen, hatırlayamayan, anlayamayan ise sanır ki bu söz benden gelir.

Gülün adı Ayasofya’dır

Gül, Doğu medeniyetinde bülbül ile dosttur; Batı kültüründe ise gül ile haç kardeştir. Gül mimari tasarımda Ayasofya’dır. Bülbül ile haç Ayasofya’da buluşmuştur. Gülün adı Ayasofya’dır.

Kendisinin bir gül olduğunu hatırlayabilenlere bir diğer gül der ki: “Ey gül; bir gün gül mevsimi gelip geçecektir. Şayet gül kokusunu almak istersen âşıkların yanma hallerindeki gözyaşlarını kokla.”

Gül; camilerde Yaradan’a bir dönüşken, kiliselerde tanrı imgesine doğru bir yöneliştir. Batı kültürü güle, “Ne kadar güzel” der. Anadolu medeniyeti güle, “Ne güzel yaratılmış” der. Gül insandaki ihlastır. Kokar ama ondan ötesi yayması elzemdir. Bir sır vardır ve Yaradan ile her biri gül olan insanlar arasındaki sırrı melekler dahi bilemez ki yazabilsinler; iblis de anlayamaz ki bozabilsin.

Diken gül ile birliktedir. Güle kendisindeki diken zaman zaman acı verir. Hatalar ve günahlarla. Acı, akıllı insanların hocasıdır elbette. Ne güzel kokar her acıdan sonra aklını başına almış gül sözlülerin sözleri, ne güzel güler gül yüzlülerin yüzleri, ne güzel akar gözyaşlarından gül suyu pınarları...