Aynı soyağacının meyveleri...

Emperyalist gözler hiç eksilmemiş bu topraklardan. Önceki yazılarımda bazılarını anlatmıştım size.

Demiryolu mühendisi olarak gelip Bergama Sunağı’nı kaçıran Carl Humann, onun oğlu, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na girmesine sebep olan Hans Humann ve Knidos Aslanı’nı İngiltere’ye kaçıran Thomas Newton, benim yazdıklarımdan birkaçı...

Kırım Savaşı yaralılarına yardım etmek amacıyla 1855’te İzmir’e gelen hemşire Henrietta Le Mesurier de yukarıda saydıklarımdan pek farklı değil.
Prof. Dr. Semra Daşçı, Sanat Tarihi dergisinin Nisan 2011 sayısında yayımlanan ‘İzmir’e Gelen Kadın Gezginler’ başlıklı makalesinde yer vermiş Henrietta Hemşire’ye.

Mart 1855’te İzmir’deki İngiliz Hastanesi’nde görev yapmak üzere gönüllü olarak gelmiş Henrietta Hemşire. İngiliz Hastanesi dediğimiz yer, 1955 yılına kadar Konak Meydanı’nın tam ortasında yer alan, İzmirlilerin Sarıkışla olarak bildiği o kocaman bina...

İzmir’le ilgili bir de kitap yazmış Henrietta Le Mesurier. Kitabın adı ‘İsmeer’...

Semra Daşçı Hoca, makalesinde kitaptan notlar aktarmış. Henrietta Hemşire İzmir’i, hastaneyi anlatmış ama bu arada bu toprakların zenginliklerinden de bir türlü gözünü alamamış.

Antikaya meraklı olan İzmir’deki Prusya Konsolosu Spiegelthal’ın, Kadifekale’de bulunduğu iddia edilen bir heykeli, Berlin’e götürmek için yaptığı çalışmaları anlatmış Henrietta Hemşire.

Spiegelthal saraya başvurmuş, ama Sultan heykelin Berlin’e götürülmesine izin vermemiş. Hatta heykel gizlice kaçırılmasın diye İstanbul’a getirtmek istemiş, ama büyüklüğü nedeniyle taşınamayacağı için Sultan’ın emriyle heykelin kafası koparılıp başka bir yere gizlenmiş. Ama bizim antikacı konsolos Spiegelthal ne yapmış etmiş, kafası kopuk olan heykelin gövde kısmını Berlin’e götürmüş. Henrietta Hemşire, kitabında heykeli Berlin’e götürmek isteyen Spiegelthal’in bizzat bunları kendisine anlattığından söz ediyor.

164 yıl sonra...

Peki sonra ne olmuş?

Sonra bir gün bizim Henrietta Hemşire, çalıştığı İngiliz Hastanesi’nin odalarından birinin penceresinden dışarı bakarken, avlunun karşı tarafında gördüğü bir nesne dikkatini çekmiş. Yanına gittiğinde onun, konsolosun anlattığı heykel başına benzediğini görür. Baş, ait olduğu gövdeyle birleştirilip eski haline getirilmezse yazık olacağını düşünen Henrietta Le Mesurier, durumu hemen antikacı konsolos Spiegelthal’a bildirmiş ve bir şekilde izin alınarak baş, gövdeyle Berlin’de buluşturulmuş. Henrietta Le Mesurier, kitabında heykelin Berlin’e gitmesinden duyduğu memnuniyeti de dile getirmiş.

İşte böyle... Gönüllü gelen hemşire bile bu memlekete ‘batan gemi’ muamelesi yapmış o dönemde.

Peki Henrietta Hemşire’nin soyadı hiç dikkatinizi çekti mi? Le Mesurier... Bu soyadına tam 164 yıl sonra yeniden rastladık. 11 Kasım 2019’da İstanbul’daki evinin çatısından düşen ya da atılan, eski İngiliz istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier...

Biraz araştırınca şaşırarak gördüm ki, Henrietta Hemşire ile James Le Mesurier, aynı soyağacının meyveleriymiş.

Dediğim gibi... Bu topraklar üzerindeki iştahları nesilden nesile hep devam edecek anlaşılan.