Kollarını açıp Atatürk’e koşan çocuk

27 Kasım 2019

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’e her gelişi İzmirliler için adeta bir bayram günü gibi olmuştur. Atatürk’ün İzmir’de kaldığı en uzun süre 1924 yılı ocak ve şubat aylarını kapsayan yaklaşık 2 ay süren ziyaretidir. Gazi Paşa’nın İzmir’deki ikinci uzun süreli kalışı 1926 yılında 16 Haziran-9 Temmuz tarihleri arasındaki ziyaretidir. Bu ziyaret süreci içinde 30 Haziran günü yaşananlar Urla ve Urlalılar açısından en unutulmaz günlerden biri olarak tarihe geçti. O gün Gazi Paşa 8 günlük bir dinlenme için Çeşme’ye doğru hareket ediyordu. Yol üzerinde Urla’ya da uğranacağı haberi bir iki gün önceden Urla’ya ulaşmıştı.

Belediye Başkanı Atıf Bey’in önderliğinde tüm hazırlıklar yapılmış, Uşaklı Aşçı Recep Usta’nın ellerinden yemekler hazırlanmış ve bütün Urlalılar Atatürk’ün geleceği güzergâh olan Urla-İzmir yolunun Urla girişinde (Günümüzde Kemal Paşa Caddesi, eski Urlalıların Balalaki diye andıkları güzergâh) yolun sağ ve sol tarafına dizilerek Gazi Paşalarını beklemeye başlamışlardı.

Henüz 5 yaşında olan küçük bir çocuk da Gazi Paşayı bekleyen kalabalığın içinde büyüklerin bacaklarının arasından Atatürk’ü görebileceği doğru yeri bulmaya çalışıyordu. O 5 yaşındaki çocuk yıllar sonra hayatının o unutulmaz gününe dair anılarını şöyle anlattı:

“…Bir telaştır başladı evde sokakta. Mustafa Kemal Urla’ya gelecekti. Babamın eve giriş çıkışları sıklaşmış gibiydi o günlerde. Annem, halalarım daha hızlı adımlarla dolanıyorlar gibime geliyor evin içinde. Sanki her şey, sokaktaki her insan karşılama hazırlığına girişmişti Gazi’yi.

Yazının devamı...

Bergama’nın küpleri

20 Kasım 2019

Sultan I. Murat’ın (Hüdavendigâr) hüküm sürdüğü günlerdi. O günlerden bir gün Bergama’da yaşamakta olan Hatip Mahmut Ağa, hizmetkârıyla birlikte Haylazlar Tepesi’nde çift sürerken saban büyük bir taşa takıldı. Ama sabanın takıldığı şey taş değil, koskocaman üç mermer küptü. Küplerin kapaklarını açtıklarında gördüklerine inanamadılar. Küpler tamamen altınla doluydu.

Mahmut Ağa küplerden birinin içinden bir avuç altın aldı ve hizmetkârına dönerek “Ağzını sıkı tut. Kimseyle bu konuyu konuşma. Ben, sultana haber vermek için Bursa’ya gidiyorum” dedi (O yıllarda Osmanlı Devleti’nin başkenti Bursa’dır) ve yola çıktı.

Bursa’ya gelir gelmez sultanın huzuruna çağrıldı. Altınları gösterdi ve yaşadıklarını anlattı. Sultanın emriyle bir grup asker ve vezirle birlikte Bergama’ya geri döndüler. Vezir, sultanın ödül olarak bir küp altın vaat ettiğini söyledi ama Mahmut Ağa’nın altında gözü yoktu. Sadece boşaltılan üç küpten, üzeri desenli olanın ve birkaç tane altının hatıra olarak kendisinde kalmasını istedi. Hemen verdiler...

O küp hâlâ yerinde mi?

Ama, Sultan Murat Hüdavendigâr bu, sadakati mükâfatsız bırakır mı?

Bırakmamış elbette.

Hatip Mahmut Ağaya ‘paşa’ unvanı vermiş ve gözünün alabildiğince genişlikteki bir araziyi Hatip Mahmut Paşa’ya vererek onu tımar sahibi yapmış.

Bir masal gibi...

Yazının devamı...

Bir belgeselde ortaya çıkan hazine

2 Ekim 2019

Bir önceki yazımızın son cümlelerinden birinde “Keşfedilmeyi bekleyen pek çok ayrıntı var tarihin derinliklerinde” demiştik.
Bu yazımızda da göreceksiniz ki hakikaten öyle...
Geçen günlerde TRT 2’de yayımlanan ‘Tarihin Ruhu’ adlı dizi belgeselin 26. bölümünü izledim. Diziyle ilgili araştırmaları, tarihçi-yazar ve çevirmen Saadet Özen yapmış. Bornova’daki Steinbuchell Köşkü’nün restorasyonu esnasında tanıştığım, mimar arkadaşım Seda Özen Bilgili’nin ablası olduğu için telefonla da olsa tanışma fırsatım oldu kendisiyle.
Metinlerini de Saadet Özen’in yazdığı belgesel, İzmir’in kurtuluşu sürecinde ordu içindeki sinema biriminin çektiği düşünülen TRT arşivindeki görüntülerden hangisinin sonradan canlandırma, hangisinin aktüel görüntü olduğunun değerlendirildiği, çok güzel bir çalışma olmuş.
Milli bayramlarda ya da özel günlerde izlediğimiz, hepimizin bildiği o siyah beyaz Kurtuluş Savaşı görüntülerinin önemli bir bölümünün sonradan canlandırma olduğu tespitiyle yola çıkılan belgeselde, canlandırma olan görüntüler örneklerle anlatılıyor.

Bornova’daki ilk 9 Eylül görseli

Ancak, Kurtuluş Savaşı’nın son yılında Anadolu’da kameramanların da görev yaptığı belirtilen belgeselde, Kemal Film’le çalışan Fuat Uskınay’ın çekimler yaptığından ve ayrıca Ankara Ordusu’nun da bir kamerasının bulunduğundan bahsediliyor.

Yazının devamı...