Antik Meles Çayı nerede? (2)

18 Kasım 2020

Yeşildere (Kemer Çayı) ve Halkapınar dereleri hakkındaki notlarımızın yer aldığı ‘Antik Meles Çayı nerede?’ başlıklı yazımızın Bornova Çayı’yla ilgili bölümüne, yaşadığımız deprem felaketi nedeniyle iki hafta gecikmeli olarak devam ediyoruz.

Bornova Çayı olabilir mi?

Tarih meraklısı dostlarımız iyi bilirler ki, medeniyetler taşınırken sadece evlerini değil, hikâyelerini ve kutsallarını da beraberinde götürür.

Adını Meles Çayı’ndan alan, Homeros’un yaşadığı dönemde Smyrna şehrinin Bayraklı Tepekule’de olduğunu biliyoruz.

Her ne kadar bir kısım tarihçi Yeşildere’nin, önemli bir kısım tarihçi de Halkapınar Deresi’nin Meles Çayı olduğunu öne sürse de, tarihçi ve coğrafyacı Strabon’un Meles Çayı’nın yerini ‘Antik Smyrna şehir duvarlarının dibinden geçtiği’ şeklinde tanımladığını bildiğimize göre, bugün Tepekule’nin dibinden geçen çayın hangisi olduğu gün gibi ortada. Bornova Çayı...

Belli ki, İzmir şehri Tepekule’den Kadifekale’ye taşınırken İzmirliler, kutsal Meles Çayı’nı da hikâyeleriyle birlikte yeni şehrin yakınlarına taşımıştı.

Tarihçi Pausanias, 1800 yıl önce “Smyrnalılar, pek kaliteli suyu olan ve kaynaklarında Homeros’un şiirlerini yazdığı bir mağara bulunan Meles’in sahipleridir” cümlesiyle, Meles’ten ve Homeros’un yaşadığı mağaralardan bahseder.

Yazının devamı...

Antik Meles Çayı nerede? (1)

21 Ekim 2020

Tarihe meraklı İzmirlilerin Homeros’un adını aldığı Meles Çayı’nın “Yeşildere mi, Halkapınar Deresi mi yoksa Bornova Çayı mı olduğu” şeklinde bitmeyen bir gündemi vardır. (Homeros’un asıl adı Meles’in çocuğu anlamına gelen Melesigenes’dir) 

Değerli dostum İlhan Pınar’ın İzmir Yazıları 2 kitabını okuyan okuyucularım varsa konu onlar açısından büyük oranda açıklığa kavuşmuştur aslında ama ne yazık ki kitap okuma alışkanlığımız yok.

Milliyet Ege Yazarı kent gözlemcisi dostum Orhan Beşikçi geçtiğimiz günlerde İlhan Pınar ile bir mülakat yapmış. İnternet haber sitesi kentyaşam.com da yayınlanan mülakatta konu yine Meles olmuş.

Yazım alanımız yeterli olmayacağı için 2. bölümü önümüzdeki hafta yayınlanmak üzere İlhan Pınar’ın anlatımlarından yola çıkarak bu konuyu üç başlık halinde değerlendirelim.

Yeşildere olabilir mi?

1675 yılında İzmir’e gelen seyyah ve arkeolog Jakop Spon, Strabon’un, “Meles Çayı’nın antik Smyrna şehir duvarlarının dibinden geçtiği” şeklindeki  tasvirinden yararlanarak Yeşildere’yi (Kemer Çayı) Melez olarak anan ilk isim olmuştur. Spon’un bu saptaması kendinden sonra kente dair araştırma yapanlar tarafından kabul görmüş ve kullanılmıştır. Evet, Yeşildere (Kemer Çayı) Jakop Spon’un 1675 yılında geldiği İzmir Şehri’nin hemen dibinden geçiyordu ama Homeros’un yaşadığı dönemdeki İzmir, o İzmir değildi. Homeros’un yaşadığı dönemdeki İzmir rahmetli Ekrem Akurgal Hoca’nın ömrünü verdiği Bayraklı’daki Tepekule’de idi. Yeşildere’nin Antik Meles Çayı olmadığına dair bir diğer önemli kanıt da bu derenin antik isminin “Meles” değil “Kaleon” olduğunun neredeyse net olarak biliniyor olmasıdır. Yeşildere’nin (Kemer Çayı) antik dönemdeki isminin Kaleon olduğunu kayıtlara geçiren ilk kişi 1824-1828 yılları arasında İzmir’le ilgili araştırmalar yapan Baron Anton Prokesch von Osten’dir. Yeşildere’nin antik dönemdeki adının Kaleon olduğuna dair en yeni ve en önemli kanıt da Prof. Dr. Akın Ersoy Hoca başkanlığında Kadifekale’nin hemen alt kısmında yapılan tiyatro kazılarında yakın zamanda bulundu. Kazılarda ortaya çıkarılan bir antik çeşmenin kitabesinde “Bu su Kaleon’un suyudur” şeklinde bir ibare yer alıyordu.

Bu bilgiler ışığında Antik Meles Çayı’nın günümüzdeki Yeşildere (Kemer Çayı) olmadığı söylenebilir.

Yazının devamı...

Bakü Fatihi Nuri Paşa

14 Ekim 2020

Kardeş Azerbaycan’ın işgal altındaki Dağlık Karabağ için verdiği haklı mücadelesi hepimizin ortak gündem konusu bugünlerde. Dualarımız onlarla.
Doğal olarak televizyon programlarının birinci maddesi de Azerbaycan’ın Karabağ’ı işgalden kurtarma mücadelesi.

Tarihe ilgi duyan okuyucularım eminim kaçırmamışlardır. Bu televizyon programlarında “Bakü Fatihi” olarak çok sık geçen bir isim vardı. Nuri Paşa…

Kimdir Nuri Paşa?

Nuri (Killigil) Paşa, ağabeyi Enver Paşa’nın verdiği görevle Kafkas İslam Ordusu komutanı olarak 15 Eylül 1918’de Bakü’yü kurtaran Osmanlı kumandanıdır. Nuri Paşa, o gün Azerbaycan halkı tarafından nasıl bir hürmet, heyecan ve coşkuyla karşılandıysa bugün de tüm Azerbaycan tarafından saygıyla anılmaktadır. Öyle ki Nuri Paşa’nın Bakü’nün kurtuluş günlerinde Tezepir Camisi’nde halka hitap ettiği minber bugün de “Nuri Paşa minberi” diye anılmakta ve aynı yerde korunmaktadır. Paşanın Gence’de konakladığı ev de müze olarak faaliyet gösteriyor.

Ne yazık ki Mondros Mütarekesi’nin ardından Kafkas İslam Ordusu Bakü’yü terk etti ve Nuri Paşa tutuklandı. Ancak, 8 Ağustos 1919’da yargılanmak üzere götürülürken Kafkasyalıların yardımıyla hapisten kaçmayı başardı.

Kurtuluş savaşı sürecinde Erzurum ve Kars’taki silah tamir ve imalathanelerinin başında görev yapan Nuri Killigil, Kurtuluş Savaşı’nın ardından yarbay rütbesiyle emekli oldu.

Yazının devamı...

‘Bornova’ adı nereden geliyor?

30 Eylül 2020

Bugüne kadar Bornova tarihi ile ilgili yaptığım her anlatımda istisnasız olarak karşıma çıkan ilk soru budur. Değerli dostum Prof. Dr. Hasan Mert, bu konu hakkındaki bütün varsayımları, “Geçmişten Günümüze Sosyal, Ekonomik ve Kültürel yönleriyle Bornova” adlı kitabında bir araya getirmiş. Başlıklar halinde bir göz atalım.

Prinobaris

Prof. Dr. Bilge Umar, “Türkiye’deki Tarihsel Adlar” adlı kitabında, Lembos Manastırı’nda bulunan kayıtlardaki kaba meşe ağacı anlamına gelen Prino Barys ibaresinden yola çıkarak oluşturduğu bu teze göre, daha sonraki yüzyıllarda kayıtlara geçen isimler bu temel isimden evirilerek ortaya çıkmıştır.

Profesör Dr. Ersin Doğer de Tepekule Tarih Dergisi’nin 1. sayısında yayınlanan “Bornova’nın kısa tarihi” adlı makalesinde aynı hipotezi farklı bir şekilde yorumlamıştır.

Doğer’e göre, “prinobaris” ibaresi 9. yüzyıla ait eski Helence kayıtlarda yer almaktadır. Eski Helence’de yabani meşe ağacı anlamına gelen “prinobar” (Türkçe’ye pınar ağacı olarak geçmiştir) kelimesi 13 ve 14. yüzyıllar arasında (farklı kültürel etkilerle) değişerek “Burunabar” haline gelmesi akla yakın görünmektedir ve yüzyıllar içinde “Bornova”ya dönüşmüştür.

Bîrunâbat

1970 yılında yayınlanan Bornova Kitabı’nda, kitabın yazarı Cemal Saran, Bornova isminin Bîrunâbad kelimesinden türediği düşüncesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Cemal Saran’a göre bu bölgenin Bîrunâbad ismini nasıl aldığı konusunda iki varsayım vardır. Birinci varsayım: Aslen Hindistanlı olan ve 1970’li yıllarda Ege Üniversitesi Tarih Bölümü’nde Hindoloji Profesörü olan Abdülrab Bey’e göre İran Kralı Dara, İzmir’i fethi sırasında kentin dış kısmında kalan Bornova’ya “dış şehir” anlamına gelen Bîrunâbad ismini koymuştur. İkinci varsayım: Evliya Çelebi Seyahatna-mesinde bölgeyi anlatırken bu şehri kuranların Bîruniler adlı bir Eti Türk boyu olduğundan bahisle buraya Bîrunâbad denildiğini ifade etmiştir.

Burunova

Yazının devamı...

Şehrin sokaklarına çıkın

23 Eylül 2020

Şehri sevmek için o şehri bilmek birinci kuraldır. Salgın var ama gerekli tedbirleri alarak yarından tezi yok çıkın İzmir’in sokaklarına...
Bornova’da, cennet gibi bahçelere sahip, muhteşem Levanten köşklerinin önünden geçerken gördüğünüz güzelliklerin keyfine varın.
Buca’da özgürce uçarak çığlık çığlığa başınızın üzerinden geçen kuşların yemyeşil papağanlar olduğunu fark edin.
Alışveriş yapmasanız bile İzmirliler için Havra Sokağı’nı şöyle bir turlamak bir ritüeldir. Yapın... Uzun, çok uzun yıllardır Abacıoğlu Han’da mumlu havyar satan amcanın sevimli dükkânını görün. Çakaloğlu Han’ın tavanında İzmir’in kurtuluşunda yaşanan büyük yangının kalan son izlerini görün. Büyük acıları hatırlayın.
İşgal günlerinde birkaç sarhoş Yunan askerinin ezan okunuyor diye kurşun yağmuruna tuttuğu Basmane Çorakkapı Camii’nin şerefesinde halen duran kurşun izlerini fark edin.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın mezar taşının önünde, onun sonsuza dek Karşıyaka’nın kollarında uyuyacağını düşünün ve o gururu yaşayın.
100 yıldan uzun zamandır Alsancak’ta aynı sokakta, aynı köşede sabırla işini yapmaya devam eden Zeynel Usta’nın, tadına doyulmaz kumru ve gevreklerinin kokusunu hissedin.

Bayraklı Tepekule’de İzmir’in 5 bin yıllık geçmişini gün ışığına çıkarmak için bir ömür boyu emek veren, rahmetli Ekrem Akurgal Hoca’nın izlerini arayın.

Yazının devamı...