Henüz gözleri açıkken

Mübadele ile Bornova’ya gelen bir ailenin 3. neslidir sevgili dostum Hasan Arıcan. Yaşadığı şehre aşık insanlardan biridir o... Ömrü Bornova’nın sokaklarında geçmiş. Ama öyle bomboş geçirmemiş hayatını. Neredeyse 50 yıldan bu yana ilçenin her yerini fotoğraflamış. Efemera ve tarihi fotoğraflar toplamış. Bornovalı Levantenlerden 100-200 yıl önceki Bornova’yı dinlemiş, kayıt altına almış.

Bunca emek ve birikimin ardından nihayet 1999 yılında “Bornova Albümü”, 2003 yılında “Bornova Köşkleri, Gezginler ve Anılar” ve 2009 yılında da “Bornova Tarihinden Yapraklar” adlı kitapları yayınlanan Hasan Arıcan’ın geçtiğimiz günlerde “Bornova Albümü 2” adlı dördüncü kitabı yayınlandı.

Sunuş bölümünü kendisinin de Bornova ile ilgili çok kıymetli çalışmaları olan Prof. Dr. Vehbi Günay’ın kaleme aldığı kitap, harika bir çalışma olmuş. Tepekule Kitaplığı yayınlarından çıkan ve kalın kuşe kâğıda basılmış 310 sayfalık kitapta Bornova’nın 100-120 yıllık geçmişine dair 300’den fazla tarihi fotoğraf bulunuyor.

Hasan Arıcan önsöz kısmında Bornova Albümü 2 adlı kitabının misyonunu, “Kişilerin birikim, bilgi, görüş ve imkanları düşünüldüğünde, bu çeşit yayınların zorluğu ortadadır. Bu eşiğin aşılmış olması, birçok kişi ve kuruluşun ilgi göstermiş olması sevindiricidir. Çeşitli bakış açılarına sahip, hevesli meraklı kişilerin çalışmaları ve ellerindeki belgelerin yayınlanmasıyla Bornova’mız kazançlı çıkacaktır. Temennim bu ilginin devam etmesi ve oluşacak ivmenin ‘Bornova arşivi’ oluşturma yönünde gelişmesidir” cümleleriyle anlatmış.

Sevgili Hasan Arıcan üstadımın ellerine sağlık. Ömrü uzun olsun, daha çok üretsin.

Şimdi anlatacağım olayla göreceksiniz ki henüz gözleri açıkken böyle insanların kıymetini bilmek lazım.

Henüz gözleri açıkken

Ne zaman Bornova Büyük Çarşı’ya gitsem aracımı Dut Altı kıraathanesinin otoparkına bırakırım. Sahibi arkadaşım Erden Gürel’dir. Sohbeti boldur. Misafiri hiç eksik olmaz. Birkaç yıl önce Şemi Bey’le onun sayesinde tanıştım. Yaşı benden büyük olmasına rağmen çok zarif bir hareketle ayağa kalkarak, “Ben Şemi Bürket” diyerek kendini tanıttı.

Biraz ayak üstü sohbet ettikten sonra işi varmış Şemi Bey ayrıldı. Şemi Bey’in ardından Erden dostum, “Birader bu Şemi abi bir deryadır. Tarihi senin gibi o da çok sever. Kitap yazıyorsun, köşe yazarlığı yapıyorsun, burada gördüğün zaman onu kaçırma. Çok iyi anlaşırsınız” gibi bir şeyler söyledi. Ben de gayri ihtiyari “inşallah” dedim ve oradan ayrıldım. Birkaç kez daha yine orada karşılaştık Şemi Bey’le ama ya benim bir işim vardı ya da o ayrılmak üzereydi. Kısacası birkaç merhabalaşmadan öteye geçemedi tanışıklığımız.

Sonra geçtiğimiz yıl bir gün arabamı yine Erden’in yerine park ettikten sonra “Birader Şemi Abi’yi kaçırdın” diye arkamdan seslendiğini duydum “Burada mıydı?” diye sordum. “Yok” dedi, “Şemi Abi’yi kaybettik”. Tabii ki üzüldüm. Tanıdığım zarif bir insandı sonuçta…

O gün üzülmüştüm ama vefatına dair asıl acıyı ancak geçtiğimiz gün hissettim. Şemi Bey’in eşi hanımefendi taşınma nedeniyle evi boşaltacağı için Erden dostumdan yardım istemiş ve bir kısmını ayırdıktan sonra kütüphanesinde kalan kitapların tamamını kıymetini bilecek birine vermesi için ona teslim etmiş. Erden Gürel dostum da “Bunların kıymetini sen bilirsin” diyerek hepsini bana verdi. İzmir tarihi ile ilgili ancak sahaflarda bulunabilecek kitapların da olduğu bir araba bagajı dolusu kitap artık bana emanetti ama ne kadar donanımlı bir insan olduğunu okuduğu kitaplarından anladığım Şemi Bey’i, Erden dostumun tabiriyle ne yazık ki kaçırmıştık. Nurlarda uyusun. Yukarıda da yazdığım gibi, henüz gözleri açıkken böyle insanların kıymetini bilmek lazım.