İtalyan bir gazetecinin gözüyle İzmir’in İşgal günü

İzmir’in işgalden kurtuluşunun 100. yılındayız. Bu özel durum nedeniyle 9 Eylül’den birkaç gün sonra İzmir’in kimler tarafından yakıldığı, o günlerde gayrimüslim İzmirlilere eziyet edilip edilmediği ya da benzer konulardaki tartışmaların biraz daha yoğun yaşandığı ve yaşanacağı hassas bir sürecin içindeyiz. Nitekim İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildiği 15 Mayıs 1919’un, 103’üncü yıldönümü olan geçtiğimiz 15 Mayıs ve sonrasındaki birkaç gün Yunanlı ve Türk sosyal medya takipçileri arasında işgalci Yunan askerlerinin katliam yaptıkları ya da yapmadıkları konusunda bazı tartışmaların yaşandığına kendim de tanık oldum.

O günlere dair kayda değer belgeler var mıdır? Tabii ki vardır. Araştırılırsa dahası da bulunur mutlaka. Bu konuda yapılan çalışmalardan biri de Prof. Dr. Mevlüt Çelebi’nin, İtalyan arşivlerinde ortaya çıkardığı belgelerdir. Mevlüt Çelebi Hoca’nın “İtalyan Arşiv Belgelerinde Anadolu’da Yunan Mezalimi” adlı bir kitabı var. Tarih meraklıları tarafından bilinebilir ama sade vatandaşın pek bilmediğini düşündüğüm, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi’nde (XIX/Özel Sayı: İzmir’in İşgali (2019), ss. 131-154) yayınlanan bir de makalesi var Prof. Dr. Mevlüt Çelebi’nin…

Çelebi Hoca makalesinde, İtalyan gazeteci Ernesto Vassalo’nun o günlerin İzmir’i ile ilgili izlenimlerini aktarmış ve değerlendirmiş. Ernesto Vassalo’nun 15 Mayıs’tan sadece 3 gün sonra kaleme aldığı ve 7 ve 9 Haziran 1919 günlerinde 2 bölüm halinde İl Tempo Gazetesi’nde yayınlanan ancak uzunluğu nedeniyle bizim de 2 bölüm haline yayınlayacağımız yazısından bazı çarpıcı bölümler aşağıdadır.

İtalyan bir gazetecinin  gözüyle İzmir’in İşgal günü

“Birinci tümene bağlı alayın sancağını taşıyan ilk Yunan askerinin karaya ayak bastığı an, hazır bulunan Rum kalabalık için büyük bir duygu anıydı. Sonraki yüzlerce asker, sancaktarın arkasına dizildiler. Metropolit, onları karşılamak için kutsal haçı hareket ettirdi. Dalgalanan kalabalığın tezahüratları yankılandı; askerlerin üzerine bolca çiçekler serpildi. Bunlardan bir kısmı doğaçlama dans ederken çok uzakta karaya çıkan diğerleri, Kramer Hotel’in önünde toplanıyorlardı. Sabah karaya yaklaşık 7500 Yunan askeri çıktı. Ne o gün ne de sonraki günler hiçbir Müttefik askeri karaya çıkmadı. Sadece Yunan denizcileri devriye geziyorlar. Saat 10.20’de askerler, müzik ve başlarında bayraktarları ve coşkulu kalabalık Rum halkın eşliğinde kordon boyunca yürüyüşe geçtiler.

Rıhtım boyunca yapılan yürüyüş, ortasında bir Türk çeşmesi bulunan Konak Meydanı’na gelince bitti. Kemeraltı’nın meydanı kesmeye başladığı yer kalabalıkla doluydu. Burası ve Vali Konağı’nın köşesinin bir otelle kesiştiği ve Türk nöbetçisinin her zamanki gibi nöbet tuttuğu kışlanın olduğu yer kazasız geçildi. Orası, Türk mahallesinin başladığı yerdir. Aniden bir silah sesi duyuldu. Bir panik ve genel bir kargaşa meydana geldi. Bunu diğer silah sesleri takip etti. Birbiri ardı sıra silah sesleri duyuldu; daha çok ve daha yoğun. Kargaşa ve panik yaşandı. Meydanı dolduran kalabalık süratle Kordon’a doğru kaçışmaya başladı fakat yol askerler ve kortej tarafından engelleniyordu. Şehir merkezine doğru geri dönerek kaçmakta olanlar bir nehir gibi akıyorlardı. Pek çoğu korkudan kendini denize atıyordu. Evlerde asılı bazı Yunan bayraklarının çabucak indirildiği görüldü. Bu arada ilk şaşkınlığı atlatan Yunan askerleri, Türk kışlasına ve ateş açıldığından şüphelendikleri evlere karşı şiddetli ateş açtılar. Bir makineli tüfek çatırtısı da duyuldu. Vali, bazı memurlar, oraya sığınan kişiler ve teslim olma işareti olarak beyaz bayrak çekilmesini tavsiye edenlerle Konak’ın içerisinde bulunuyordu. Ama kimse bunu yapmaya cesaret edemedi. Sonunda bir beyaz çarşaf bulundu ve Konak’a getirildi. 11.45’e doğru tüfekler ateşe başladı. Ateş yarım saatten az sürdü. Meydanda pek çok şehirlinin cesetleri yatıyordu. Diğerleri de sokak boyunca yere düşmüşlerdi. Diğer kurbanların cesetleri saatlerce daha orada kaldı.”

Devamı gelecek yazımızda.