Saatteki aşk

Demlediği çayı kendi başına içmemek için elinde demlikle tereddütsüzce karşı komşuya geçiveren annelerin ablaların yaşadığı, çocukların sokakta oyun oynarken, “Acıktım” diyerek eve gitse annesinin öğlen uykusuna yatıracağını bildiği için alt sokaktaki Hatice teyzeden salçalı ekmek isteyebildiği yıllarda donup kalmış bir mahalleyi ziyaret ettim geçtiğimiz hafta.

Bir önceki yazımda bahsettiğim Bornova Kültür Adası Projesi çerçevesinde örnek bir projeyi incelemek amacıyla yürütme kurulu olarak Söke’ye Kemalpaşa Mahallesi’ne gittik. Yüzyıllar boyunca birlikte geçen bir yaşamın ardından Söke Rumlarının mübadele yüzünden ilçeden ayrılmasıyla bir yanı eksik gibi dursa da Kemalpaşa Mahallesi Koruma ve Yaşatma Projesi sayesinde eski yapıların restorasyonu ile sokak ve çevre düzenleme çalışmalarıyla mahalle adeta yeniden hayat bulmuş.

İzmir’in koşuşturmacası, trafiği ve telaşından sonra kısa süreliğine de olsa Söke, hele hele o mahalle çok iyi geldi bana. Sakin, huzurlu…

Söke Belediyesi eski Başkan Yardımcıları Mimar Mine Aşçı ve Levent Tuna, projenin yıldız yapılarından biri olan Uzbek Konağı’nda karşıladılar bizi. Çok güzel bir restorasyon çalışması yapılmış tarihi konakta. Başlangıçta konservatuvar binası olarak planlanmış ama binanın tarihine dair hikayeler ortaya çıkmaya başlayınca restorasyon bir müze ya da kültür ve sanat merkezine uygun olacak şekilde yön değiştirmiş ve ortaya muhteşem Ahmet Hilali Uzbek Kültür ve Sanat Evi çıkmış. Uzman sanat tarihçisi dostum sevgili Ayşegül Güngören de konağın açılışındaki Tasavvuf ve Girit kültürünü yansıtan muhteşem obje sergisinin küratörlüğünü yapmış ve metinlerini yazmış.

Başlangıcından günümüze kadar Kemalpaşa Mahallesi Koruma ve Yaşatma Projesi’ne büyük emekler veren Mimar Mine Aşçı, konağı ve konağın o dönemde sahibi olan Ahmet Hilali Uzbek’i şöyle anlatıyor;

“Konak Söke’nin Rum dönemi toprak zenginlerinden Kalenço tarafından, 19. yüzyılın son çeyreğinde kızına düğün hediyesi olarak inşa ettirilmiş. Atinalı bir mimar tarafından projesi yapılan konak, 1923 tarihli büyük mübadele sonrasında Girit’in Kandiye (İraklion) kentinden Söke’ye göçen Girit Kandiye Halveti Dergâhı’nın son postnişini Ahmet Hilali Bey’in kullanımına geçmiş. İlköğretimini Kandiye’de Müslüman mektebinde tamamlayan ve dönemin seçkin hocalarından özel dersler alan Ahmet Hilali Bey hem bilimsel hem de dini eğitimi ile takdir edilecek bir donanıma sahip biriymiş. Ayrıca Atina ve Kahire’de yüksek öğrenim gördüğü söylenmektedir.”

Saatteki aşk

Ahmet Hilali Bey Girit’ten Söke’ye gelirken sadece ailesi ve eşyalarını değil, büyük dedesi Elhac Ahmet Hilali Baba’nın kemikleri ve mezar taşını da getirmiş ve binanın bodrum katına gömmüş. Restorasyon sırasında ortaya çıkarılan Elhac Ahmet Hilali Baba’nın naaşı şu anda binanın bahçesinde onun için hazırlanan mezarda yatıyor.

Son derece aydın ve donanımlı bir insan olan Ahmet Hilali Uzbek’in frak ceketi ve dergâhta oturduğu postun da sergilendiği konakta cebinden çıkarıp çevresindeki insanların dikkatini çekecek şekilde çok sık baktığı köstekli saatinin fotoğrafını da görebilirsiniz. Çocukları Ahmet Hilali Bey’in 1945 senesinde vefatından sonra saati açıp baktıklarında görmüşler ki Ahmet Hilali Bey’in çok sık baktığı şey saat değil, 1938 yılında vefat eden çok sevdiği eşi Cevher Hanımın saatin içindeki fotoğrafıymış.

Söke’ye giderseniz mutlaka o mahalleye uğrayın.

Hem küçücük bir saatin içine sığan kocaman aşkı görün. Hem de kocaman aşkların gücüyle yeniden hayat bulan Kemalpaşa Mahallesi’ni…

Emek verenlerin akıllarına, ellerine sağlık.