‘Aile İşi’nde işler ne âlemde?

Toplumların yapı taşı olan ‘aile’, yediden yetmişe herkesi ilgilendiren bir olgu. Problemleriyle, ilişkileriyle, çoluk çocuk öyküleriyle hayatın ta kendisi aile denilen kurum. Bundan dolayı, kurgu dünyası için de aile çerçevesinde gelişen konular her zaman için öncelikli tercih durumunda. Üstelik kolayca benimsenebilecek karakter çokluğuyla malzeme sıkıntısı çekmemek adına da avantaj yaratma özelliğine sahip. Ayrıca ailelerin iç dünyasını yan konularla besleyip dizi yaratmanın farklı türdeki senaryo üretmeye nazaran daha kolay olduğunu da kabul etmek lazım. Ekranlara baktığımızda karşımıza çıkan tablo da bu mantıkla uyumlu zaten. İçeriklerin hemen hepsinin temelinde aileler bulunmakta. Gerek komedi, gerekse dram türü dizilerde ailelerin öyküleri bolca işlenmekte.

Öte yandan Güney Kore yapımlarının ekranlarımıza adapte edilmesi de dizicilerimizin sıkça başvurduğu yollardan biri. Yeniden konu geliştirmek yerine, mevcut bir temel üstünden bina yükseltme mantığı ağır basıyor. Nitekim aşk üçgenlerine dair pek çok yapımla ekran şansı denendi bu uğurda. Romantik komediler devşirildi Uzakdoğu’dan. Bir örnek de sahte aile temeline dayanan, ‘Aile İşi’… Şimdi ATV’nin yeni dizisinde işler ne âlemde bir bakalım.

‘AİLE İŞİ’ İYİ BAŞLADI AMA…

‘Fake Family Service’ isimli Güney Kore dizisinden uyarlanan ‘Aile İşi’ ilk ekrana çıktığında hem komedide deneyimli isimlerden oluşan usta oyuncu kadrosuyla, hem Özgür Evren Heptürk’ün senaryo kanadındaki güvencesiyle, hem de capcanlı içeriğiyle bayağı bayağı ümit vaat edici görünmüştü bana.

Dizinin başarısını etkileyecek avantajlı yönlerinin başında kuşkusuz Türk izleyicisinin kolayca benimseyebileceği bir konu yapısına sahip olması geliyordu. Malum, bizim seyirci şamatalı aile işlerini kolayca kabullenmiştir şimdiye dek. ‘Aile İşi’ de ailesini cinayetvari bir kazada kaybeden Ece’nin hafızasını canlandırmak için bir araya toplanan sahte ailenin maceracılığıyla epeyce izleyici takabilirdi peşine. Nitekim ilk bölümünde gelen sonuçlar bu düşüncede yanılmadığımızı da ispatladı. ‘Diriliş Ertuğrul’, ‘Poyraz Karayel’, ‘Kara Sevda’ gibi yapımlarla rekabete tutuşarak çıktığı ekranda totalde beşinci, AB’de altıncı oldu.

Ne var ki, bu mutlu tablo ‘Aile İşi’ için uzun sürmedi. Başlangıçta alınan sonuçların merak ve farklı bir tat bulma hevesinden kaynaklandığı gerçeği kendini çabuk gösterdi. İkinci bölümde sekizinciliğe gerileyen yapım, sonrasında hızla ötelenerek 22’inciliklere düştü. Kısacası ‘Aile İşi’ iyi başladı ama devamını iyi getiremedi. Peki, bu tepetaklak gidişatın sebebi neydi?

‘AİLE İŞİ’NİN GERİLEME SEBEPLERİ NELER?

ATV’nin ilk bölümden sonra umduğunu bulamayan ‘Aile İşi’nin performans kaybına nelerin yol açtığını irdelerken bu olumsuzluğun tek bir nedene bağlı olmadığı gerçeği çıkıyor karşımıza. Yani iç içe geçmiş hatalar zinciri mevcut. Bunlardan ilki de dizinin komedi mantığı!

Şöyle ki; Diziyi herkese benimsetebilmek için bulunan formülün başında ‘Geniş Aile’den izleyicinin gönlünü kazanan, ardından ‘Zengin Kız Fakir Oğlan’ ile TRT 1’de yer edinen Ufuk Özkan’ın varlığı geliyordu. Hakan karakterinde esprileriyle yaratacağı hava, yapımın gücü olabilirdi. Lakin bu düşünce dizinin en büyük yanılgısı oldu. Zira Ufuk Özkan’ın dizilerden filmlere hep aynı tarzda performans sergilemesinin izleyiciye artık cazip gelmediği gerçeği atlanmıştı. Evet, komediye uygun bir duruşu vardı, aile dizilerine uyumluydu ama sürekli benzer repliklerle ve mimiklerle varlık göstermesi bıktırıcı hale gelmişti.

Bu tabloya bakıp ‘Şart mıdır, bir oyuncuyu her yapımda aynı kıvamda izleyicinin önüne sürmek’ diye sormamak mümkün değil. Neden Ufuk Özkan’ı hep dişlerini sıkıp dudaklarını gererek aynı tonlamayla konuşan, absürt cümleler sarf eden bir karakter şeklinde sunuyor diziciler bize? Eminim komedinin farklı yüzünü de rahatlıkla becerebilecek kapasiteye sahiptir kendisi. Öyleyse ‘Geniş Aile’de sevildi diye aynı tarzın üstüne gitmek niye?

Dahası, asabımızı ikinci viteste kaldırıp beynimizi aşındıran Hakan’ın repliklerindeki abartı ‘Aile İşi’ni tümüyle kapladığından, dizinin izlenmesi hayli yorucu hale dönüşmüş halde. Hayattan 50 liralık mutluluk bekleyecek kadar kalender olup Ece’nin hafızasındaki kıpırdanmadan sonra kendini ‘adamın başkenti’ olarak görmeye başlayan Hakan karakterindeki şamatacılık bölümler ilerledikçe öylesine bariz hale gelmeye başladı ki, diğer karakterler boşluk dolduran konumuna düşer oldu. Oysa misal, şimdiye dek izlediğimiz farklı rollerle kendini gösteren Özgür Emre Yıldırım’ın tam kıvamında canlandırdığı Kudret, ilginç bir renklilik olarak daha verimli değerlendirilebilinirdi. Ya da ilave işi, Hakan’a çay söylemek olan Mülayim(Murat Akkoyunlu); Asiye’nin heyecanından toplu cümle kuramayan Mösyö Berk(Can Bonomo) daha etkin kılınabilirdi.

Ama maşallah Hakan öylesine ağır basıyor ki, ne bu karakterlerin diziye etkisi hissediliyor ne de onların mizahını özümsemeye fırsat kalıyor. Dolayısıyla harala hurala Hakan’ın klişe replikleri kulağımıza dolarken, insanın içinden, diziden ilhamla, ‘Ağzını at tepsin emi’ deyivermek geliyor. Arkadaş bi sus, nefes al da diğerleri de konuşsun layıkıyla! Ama nerede?

‘Aile İşi’nin gerilemesindeki bir diğer sebep Füsun Demirel olayı. Ne yazık ki medyanın sözleri saptırma işgüzarlığı ve sosyal medyadan verilen gazın kurbanı yapıldı kendisi. Tabii bu durum sadece sanatçıyı etkilemekle kalmadı, diziye de yansıdı. Hem de çifte kavrulmuş biçimde. Bir yandan çarpıtılmış sözlerden dolayı diziyi suçlayıp gözden çıkartanlar oldu… Diğer yandan Füsun Demirel’in yollanmasını haksız bulup tepki koyanlar diziyi terk etti. Böylece ‘Akasya Durağı’ndan gönüllerde taht kuran Gülay Baltacı, Füsun Demirel’in rolünü üstlenip Leman Hanım kimliğiyle alabildiğine döktürse bile, diziden kaçanları geri getiremedi. Yazık edildi.

Tüm bunların dışında ‘Aile İşi’ni etkileyen bir diğer faktör de senaryonun gidişatı. Özünde güzel bir öyküsü var. Ancak diziyi kurtarma telaşı sardı ortalığı. Bu uğurda konu, izleyiciye yansıtılırken sergilenenlerin mantığı o denli sulandırılıyor ki ortada güzellik değil saçmalık kalıyor. Mesela; Kaan’ın öfkesinden çekinen Müjde’nin ve ortalığı birbirine katıp Kaan’ı unlayan arkadaşı Asiye’nin marketteki cıvık halleri… Bu sahneleri nasıl kabullenelim? Bunları komedi olarak görelim mi? Veya toynakları nalbantta törpülenesi Emel ile kentsel dönüşüme ihtiyacı olduğu söylenen Leman arasında gelişen yerli yersiz atışmalardaki basenli-boylu laf kalabalıklarına ne ölçüde gülelim? Bu sahneleri yazıp ağza gelen laf silsilesini Hakan’a ve dahi Leman-Emel ikilisine sıralatanlar keşke ‘Aile İşi’nin bu yönlerini düşünmeyi de iş edinselermiş. İzleyicinin bu tür esprilere karşı istiap haddini doldurduğunu görselermiş. Olmamış.

ATAR RAMAZAN ‘AİLE İŞİ’NE KURTARICI OLUR MU?

Büyük hevesle beklediğim ve ilk bölümünden sonrasını ‘Belki Hakan daha fazla Cevahirleşmez, içerik de mantığını düzeltir’ umuduyla izlediğim dizide durum bundan ibaret. Bu gidişatla nereye varılır, derseniz… Bunca bölüm sonra ortalığı toparlayıp yeniden yapılanmak biraz zor. Ancak görünen o ki dizinin yukarı hamle yapma hevesi de sonlanmış değil. Kendini toparlamak için ‘Atar Ramazan’ diye bir karakter geliştirdi, daha doğrusu devşirdi! ‘Ben atar Ramazan. Ben bu oyunu bozarım’ diyerek havasını basan Bülent Çolak da ‘Aile İşi’ne dâhil oldu ya... Bakalım bu katılım ‘Aile İşi’ne kurtarıcı olur mu?

Bülent Çolak, komedisini bıktırmadan izletmeyi başaran bir isim. Yani performansına bir sözümüz yok. Ama bu diziye etkisi noktasında durum bambaşka. Bence onun gelişi ‘Aile İşi’ni iyiden iyiye ‘Geniş Aile’ haline çevirdi. Böylece ATV’nin kahkaha tufanı yaratma iddiasındaki dizisi, sadece ‘Fake Family Service’ uyarlaması olmakla kalmadı aynı zamanda ‘Geniş Aile’nin yeniden yapılanmış şekline dönüştü. Oldu olacak bir de ‘Koyu Bilal’ eklense diyeceğim ama… Reyting düşüklüğüyle ekrana veda eden bir yapımın izinden giderek onun üslubundan medet ummak ne derece akılcılık olur? Bilemedim.

Bu gerçekler ışığında ‘Aile İşi’ndeki son tablo…

Bir bardak çay için iki saat kafa ütüleyen Hakan şu hayatta ilk defa işe yarayıp Ece’nin hatırlaması için çabalarken Sami Bey’in verdiği sahte aile kurma işine çok kaptırır. Kaptırdıkça da esprilerin velvelesi ayyuka çıkar. Atar Ramazan, Ulvi’leşerek olaya göbekten dalar. Çöle maya çalan Mecnun misali Ece’nin mutluluğuna sevdalanan sahte aile, canlıları kaptıkça canlanır. Ama sürekli aynı türden esprileri dinleyerek Haliç’te donanma görmüş Bizans askeri misali canından bezen izleyici kanadında yaprak kıpırdamaz. ‘Aile İşi’nin geleceği de büyük ihtimalle hiç parlak olmaz. Acı ama gerçek bu!

Anibal GÜLEROĞLU

www.twitter.com/guleranibal