Pandemi’den komedi çıktı!

5 Ağustos 2020

‘Her durumdan vazife çıkartmak’ insanların hızlı etkileşimli yaşam rutininde bir geleneğe dönmüş durumda adeta. Eğrisine doğrusuna, yerlisine yersizine bakılmadan fırsatı kaçırmamaya yönelik işgüzar mantık giriyor devreye ve hemen kollar sıvanıyor. Kurgucular da bundan geri kalmamak için ellerinden geleni yapıyorlar doğrusu. Nasıl ki, farklı biçimlerde vazife çıkartmalara sahne olan pandemi yani salgın sürecinde dizi sektörünün duruma uygun icraatlarını gördük hep birlikte.

Nitekim ‘‘Pandemi’den komedi çıktı’’ dedirten içeriğiyle varlık göstermeye hazırlanan ‘Süt ve Kurabiye’ isimli komedi dizisi de, bu vazife çıkartma alışkanlığının bir yansıması olarak, sahnede yerini almak için gün saymakta.

SALGINA ‘SÜT VE KURABİYE’ BAKIŞI MI DEDİNİZ?

‘Süt ve Kurabiye’dendi mi hemen 80’li yılların sonunda TRT’de yayınlanıp günümüze kadar hafızlardan silinmeyen çocuk programı ‘Susam Sokağı’ gelir aklıma… Ve tabii doymak bilmeyen iştahıyla tabağındaki kurabiyeleri lüpleyip ‘Bir bardak da süt lütfen’ diyen sevimli Kurabiye Canavarı! Gerçi aynı isme sahip olan ve süt-kurabiye ikilisine kavuşma isteğine karşılık bulamamış küçük bir kızın bu hayal kırıklığıyla baş etme öyküsünü anlatan ‘Milk and Cookies’ isimli kısa film de var ama kurgu dünyasında… Kurabiye Canavarı’nın anısı her şekilde ağır basmakta.

Şimdiyse bu süt ve kurabiye deneyimine yeni bir boyut açılıyor… Salgına ‘Süt ve Kurabiye’ bakışı olarak! Doğrusu bu müthiş ikilinin pandemi döneminin şartlarını yansıtan bir komedi dizisine isim olacağını hiç düşünmezdim. Zira salgın gerçekleri söz konusu olduğunda işin boyutu komediyi kaldırmayacak derecede ciddileşiyor. Gülünecek durumdan ziyade hayati risklerin yarattığı dramatiklik ve önemle üstünde durulması gereken tedbirler öne çıkıyor.

Öte yandan ünlü yazar Mark Twain’in de işaret ettiği gibi ‘Mizah, insanlığın en büyük nimeti’… Ve insan denilen varlığın, her durumdan vazife çıkartma alışkanlığının yanı sıra, en olumsuz hallerden dahi gülünecek bir tablo yaratabilme özelliği mevcut. Anlayacağınız pandemide bile güleriz ağlanacak halimize! Hal böyleyken pandemiye-karantinaya ‘Süt ve Kurabiye’ bakışı da gelişiveriyor rahatlıkla. Gelişmesine gelişiyor da, nasıl bir bakışla?

Bu noktada yapımcılığını Arte Film Medya’nın üstlendiği dizi izleyicisine ne anlatacak derseniz…

Senaryosu Kamuran Süner ve Osman Kaya’ya ait olan, yönetmen koltuğunda Osman Kaya’nın yer aldığı

Yazının devamı...

Hanımağa’nın Gelinleri kaçmaz!

25 Temmuz 2020

‘Her şerde bir hayır vardır’ der büyüklerimiz. Virüs salgınıyla gelen zorunlu kısıtlamalar da bu tarz bir durum yarattı. Olumsuzluktan, olumlu haller yakalanır oldu. İnsanların çoğunu daha temkinli davranmaya yönlendirirken, sosyalleştikçe yalnızlaştığımız modern yaşam düzeninde aile-ev ortamı gibi unutulmaya yüz tutan değerleri daha bir öne çıkarttı sanki bu pandemi süreci!

Nitekim diziler ve filmler de bu doğrultuda kişilerin ev ortamında faydalandıkları en önemli eğlence kaynağı haline geliverdi. Gerek dijital platformlardaki, gerekse ekranlardaki yapımlara yoğunlaşıldı ister istemez. Sinemaların henüz eski vizyon performanslarına ulaşamadıkları gerçeğinde, beyazperde dışında da kayda değer işlerin varlık göstereceği ispatlandı adeta.

‘The Platform’, ‘The Old Guard’ gibi filmlerini izleyicisiyle buluşturan Netflix… ‘Tedavi/TheCured’, ‘Cennet Projesi/Lazarus Project’, Mayın/Mine’gibi kaliteli yapımların ilk gösterimlerini gerçekleştirerek izleyicilere ev ortamında sinema zevki tattıran FilmBox misali platformların yanı sıra ekranlarda da sinema şöleni yaşanır oldu. Nasıl ki bu hususta TRT’nin de önemli katkılarda bulunduğu bir gerçek.

’12 Punto TRT Senaryo Günleri’ ile sinema sektörüne yeni bir soluk getiren ve senaryolara destek vererek projelerin gelişmesine katkı sağlayıp uluslararası ortak yapımcı bulmalarına fırsat yaratan TRT, bu alandaki hamlelerini artırarak sürdürmekte. Bayrama özel hazırlanan ‘‘Hanımağa’nın Gelinleri’’ filmi de bunun son örneği!

Peki, 31 Temmuz Cuma Kurban Bayramı’nın ilk günü saat 20.00’de TRT 1’de yerini alacak olan ve ‘‘Hanımağa’nın Gelinleri kaçmaz’’ dedirten bu yapımın özellikleri neler? Tanıtımına dayanarak kısaca değerlendirelim.

ÇANAKKALE’DEN BİR AİLE ÖYKÜSÜ…

Usta oyuncuların kamera karşısına geçtiği ve Medya Fikir Kulübü tarafından gerçekleştirilen ‘‘Hanımağa’nın Gelinleri’’ filmi Çanakkale’de bir aile tablosunun içine sokuyor izleyicisini. Bu tabloda başköşe, Çanakkale’de geniş bir çiftliğe sahip olan Dilber Hanımağa’ya ayrılmış. Onun üstünden aile içi ilişkilerin anlamına, çocukların yuvadan ayrıldıktan sonra özel yaşamlarını bahane ederek aile büyüklerini ihmal ettikleri gerçeğine, hayatın bizim isteklerimiz dışında bir akışa sahip olduğuna, bayramların-hastalıkların birleştirici özelliğine ve büyüklerin aileyi toplama mücadelesine vurgu yapılmış. Böylece filme hem gerçeklerle bağdaşan bir özellik katılmış hem de izleyicinin eğlenirken durup düşünmesini sağlayacak bir öykü yaratılmış.

Şöyle ki; Çanakkale Hanımağası olan Dilber, bayramı çocuklarını bir araya toplayarak geçirmek ister ama tıpkı yaşamın içinde de olduğu gibi, kendi yaşam mücadelesini verirken aile büyüklerini ihmal ederek yaşayan çocuklar iş bahanesiyle çiftliğe gelmek istemezler. Fakat evdeki hesap çarşıya uymaz, beklenmedik bir gelişme çocukların iş bahanesini alt eder.

Yazının devamı...

Çatı Katı Aşk’ında Görünenler

18 Temmuz 2020

Her şeyin tadı gönül rahatlığıyla, huzurla çıkarmış ya… Aylardır Demokles’in kılıcı gibi tepemizde sallanmayı sürdüren pandemi olayı da tadını tuzunu kaçırdı her şeyin. Doğal olarak ekranlar da nasiplendi bu durumdan. Neyse ki yaz dizileri çıktı da, bir parça hareketlilik geldi ortama. Arka arkaya sıralanan yaz dizileri hem kısıtlamalarla gelişen yenilik boşluğunu doldurdular, hem kafamızı dağıtmamıza yardım etmeye giriştiler, hem de dizi yokluğundan durağanlaşan televizyon gündemine taze kan pompalayıp eleştirel malzeme yarattılar.

Nitekim komedi mantığıyla ‘Gençliğim Eyvah’ demenin ardından ego patlaması yaşayan ‘Bay Yanlış’ın sürüsüne bereket yanlışlarıyla karşılaştık. Ardından daha eli ayağı düzgün bir romantik komediye niyetlenenler, halim selim ‘Sen Çal Kapımı’ dedirtti bize. Nihayetinde ilk bölümüyle Total’de üçüncü AB’de beşinci sıradan reyting yarışına dâhil olarak bir parça hayal kırıklığı yaratan… Ancak ikinci bölümde Total’de birinci, AB’de ikinci gelip durumu toparlayan ‘Çatı Katı Aşk’ da bu sürecin bir parçası olup yerli dizi kanadından renk kattı yaz gecelerimize.

Gerçek şu ki, rekabet rahatlığından dolayı reyting kaygısının pek yaşanmadığı bu dönemde yaz dizisi olmak daha bir kolay görünmekte. Öte yandan sezon yapımlarına kıyasla içerik olayına daha yüzeysel yaklaşan yaz dizilerinin verebileceklerinin kapasitesi de belli zaten. Yani mevcut ortamdaki yaz dizileri bir şekilde yuvarlanıp gider. Lakin her dizinin kendine göre artısının-eksisinin olduğu gerçeğinde, aynı gün akışında rakip olmasalar dahi yapım itibariyle birbirlerine üstün gelme durumunun varlığını da unutmamak lazım. Zira bu detay yazdan sezona sarkmayı etkiliyor çoğu zaman. Onun için fark yaratmayı becerebilmek önemli!

Peki, bu mantıkla baktığımızda ‘Çatı Katı Aşk’da görünenler, diziyi diğerlerinden ayıran özellikler neler? Kısaca değinelim hemen.

‘ÇATI KATI AŞK’I FARKLI KILAN SEN?

Ne yalan söyleyeyim… Romantik komedilerle pek aram yoktur. Yabancı veya yerli, dizi ya da sinema filmi fark etmez. İlgimi çekecek kriterlere sahip olmadıklarından mıdır yoksa basite kaçmak için bolca kullanılan klişelerle işin suyunu çıkarttıklarından mıdır, bilmem. Romantik komedi türünde severek, keyifle izlediğim ve baştan sona takip ettiğim yapım azdır. Hal böyleyken ‘Çatı Katı Aşk’ın bu azlar kategorisine girmeyi başardığını söyleyebilirim. Henüz ekrana çıkmadan merak ettiğim ve ‘Bundan iş çıkar’ diye düşündüğüm dizi, ilk andan itibaren farkını hissettirerek, beni yanıltmayacağının işaretlerini de koydu ortaya.

Şöyle ki; Kanal D’nin yeni dizisini diğer yaz yapımlarından ayrı tutmama sebep olan en önemli fark, kadrosunun tam anlamıyla uyumlu ve karakterlerinin bilinçli olmasıydı. Konuyu açacak olursak… Dizi, sadece ekranda sevilen isimleri bünyesinde barındırmakla kalmamış, başarılı isimleri bir araya getirirken canlandıracakları karakterleri de önemsemişti. Bu sayede de öykünün sunumunda birbirine ters düşmeyip bütünlüğü bozmayacak, performansıyla yama gibi kalıp sırıtmayacak bir kadro tablosu çıkartılmıştı karşımıza.

Misal… Furkan Andıç ve Yiğit Kirazcı oyuncu olarak ilgi çekiciydiler ama bu ikilinin dizideki varlığını başarılı kılan asıl detay, Ateş ile Demir karakterlerinin birbirlerini ezmek yerine tabloyu tamamlar nitelikteki varlıklarıydı. Bülent Seyran’ın Şuayip’i, klişeler doğrultusunda yaratılmış gibi dursa bile geçmişteki rollerinden farklıydı. Zira evin silik-sürekli aşağılanan damadı şeklinde resmedilmekten ziyade, gayretleriyle eve katkıda bulunmaya çalışan ve bu süreçte mizah geliştirirken aynı zamanda ev halkı tarafından takdir edilen kişiye de dönüştürülmüştü. Keza Ebru Aykaç’ın canlandırdığı Gülriz de kayda değer bir uyuma ve gerçekliğe sahipti. Abisinin despotluğunda gereğinden fazla ezilen ya da yeğenine karşı anlamsız dayatmacılık sergileyerek gövde gösterisine soyunan bir

Yazının devamı...

Biz böyle aşkları severiz

10 Temmuz 2020

İnsan doğasının en güçlü ve temel duygularından biridir aşk… Özünde basit gibi görünür bu vazgeçilmez duygu. Ama bir o kadar da tanımlaması zordur aşkı. Gel geçtir, uçarıdır, maymun iştahlıdır. Kimi zaman ayakları yerden keser, hata üstüne hata yaptırır kararlarda… Bazen de zaman hüzne dönüşür, huzur bırakmaz insanda. Biyolojik dürtülü heyecan olarak tanımlayanı da vardır aşkı, romantizmle yoğrulmuş sevgi ilişkisi olarak göreni de!

En nihayetinde, bedeli acı çekmeyle ödenen bir mutluluktur aşk… Tıpkı edebiyatımızın ünlü isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki, eninde sonunda ödetmesidir. Şu veya bu şekilde. Fakat daima ödersiniz’ cümleleriyle işaret ettiği gibi! Buna karşılık aşksız yaşanamayacağı da bir gerçek.

Nitekim yaşamın ötesinde aşk, kurguların da temel direği konumunda. Dolayısıyla çetrefilli aşklar, imkânsızlıklara meydan okuyarak yaşanan derin sevdalar evire çevire işlenir kurgu dünyasında. Özellikle bizim senaryo yaratıcılarımızın vazgeçilmezidir aşk. Üçgenler kurmanın ötesinde farklı dinden, farklı kültürlerden, farklı yaşam standartlarından çiftler yaratarak aşk öyküsü geliştirmeyi pek severler. Zira farklılıkları içselleştirme sürecinden bolca komedi de çıkabilir, dram da. Anlayacağınız aşk işinde taraflardan biri ‘yabancı’ oldu mu değmeyin keyfimize… ‘Yabancı Damat’tan ‘Ay Lav Yu’ya… Biz böyle aşkları severiz her şekilde.

Nasıl ki, yabancı bir kızla bir Türk gencinin yoğun ve heyecanlı aşk macerasını işleyeceği söylenen ‘Maria ile Mustafa’ dizisi de bu doğrultuda değerlendirilmesi gereken işlerden.

‘YENİ GELİN’İN BELLA’SINDAN MARİA’YA...

Türk erkeklerinin ‘yabancı gelin’ ilgisinin her geçen yıl artış gösterdiği malum. Bu durum istatistiklerle kanıtlanmış halde. TÜİK rakamlarına göre 2019’daki yabancı gelin sayısı, 23 bin 264. Buna karşılık yabancı damat sayısı 4 bin 580’de kalmış. Yani kadınların yabancı erkek tercihi pek artmazken erkeklerin yabancı kadına yönelimi daha yoğun halde. Kadının uyum sağlaması daha kolay olduğundan mıdır, bilinmez! Keza aynı mantık işin kurgu kanadında da değişmiyor. Yabancı gelin tablosu işleyen yapımlar, yabancı damat öykülerinden daha fazla. Hal böyleyken ATV’nin çekimlerini başlatmaya hazırlanan yeni dizisi ‘Maria ile Mustafa’ya bakacak olursak…

Okuma provasında oyuncularını bir araya getirerek startını veren yapımın içeriğinin temelinde Kolombiya’dan Türkiye’ye gelen Maria ile Ürgüp’ün tanınmış ailesinin veliahdı olan Mustafa’nın aşk hikâyesi var. Kuşkusuz bu temel, ‘yabancı’lık engelini aşıp aşklarını yaşamak isteyen gençlerin mücadele edecekleri pek çok sıkıntıyla desteklenecek. Bu şekilde çatışmacılığını yaratacak olan senaryo izleyici ilgisini diri tutmak için de üst seviyede bir gerilimi, imkânsızlığı ve âşıkların yaşadıkları büyük zorlukları ilmek ilmek işleyecek biçimde yapılanacak. Kısacası tutkulu bir aşkın hangi sınavlardan geçip mutlu sona erişeceğini sunacak bize ‘Maria ile Mustafa’ dizisi.

Bu durumda

Yazının devamı...

‘Tövbeler Olsun’ diyelim mi?

2 Temmuz 2020

Ekranların yaz klasikleridir… Romantik komediler ve aile dizileri. Her sezon bitiminde ağır içerikli, ağıtlı-kavgalı diziler dinlenmeye çekilirken yerlerini daha kafa dağıtıcı, neşelendirici yapımlara bırakırlar. Nasıl ki, salgının özel şartlarıyla normalleşmeye çalıştığımız bu süreçte de ekranlardaki bu rutin değişmedi. Yavaş yavaş kendine gelmeye başlayan dizi sektörü, gecikmiş sezon finallerini gerçekleştirirken, bir yandan yaz dizilerini izleyiciyle buluşturma bir yandan da yeni projeler yaratma evresinde.

Nitekim Kerem Bürsin ile Hande Erçel’in başrolündeki romantik komedi ‘Sen Çal Kapımı’, FOX ekranında yerini almak için 8 Temmuz Çarşamba tarihini beklerken, ‘Öyle Bir Geçer Zaman Ki’ dizisinin tekrarlarıyla büyük ilgi gören Kanal D’nin yeni romantik komedisi ‘Çatı Katı Aşk’ da 9 Temmuz Perşembe akışında izleyiciyle buluşacak.

Yeni diziler ekran sınavı için gün sayadursun… Öte yandan kimi yapımlar da kadrolarını oluşturup çekim hazırlıklarını sürdürmekte. Misal… Star TV’nin ‘Call My Agent’ uyarlaması ilk bölümünde Tuba Büyüküstün sürprizi yapmaya hazırlanıyor. ‘Gençliğim Eyvah’ ile yaz komedisini tattıran ATV’nin NTC Medya imzalı iddialı projesi ‘Maria ile Mustafa’sı da Kapadokya çekimlerine start vermek üzere.

Yeni dizi cephesinde hal böyleyken güçlü yapımlarıyla ilgi odağına dönüşen TRT 1 de özel kanallarla rekabetten geri kalmamak için kolları sıvadı. Çok yakında izleyicilerin ilgi odağı olacak sıcacık bir aile komedisini daha ekranlarına getirip izleyicisine ‘Tövbeler Olsun’dedirtecek…

USTALAR KOZLARINI OYNAYACAK

Başarılı oyunculardan oluşan kadrosuyla ses getiren ve usta isimleri buluşturarak henüz ekrana çıkmadan dikkatleri üzerine çeken ‘Tövbeler Olsun’ dizisinin tanıtım bilgilerine baktığımızda… İlk etapta, yapımcılığını Mustafa Fener’in üstlendiği bir iş olduğunu görüyoruz.

Ancak proje tasarımı Hasan Kaçan’a ait olan dizinin başarı noktasında asıl dikkat çekici detay, yönetmen koltuğundaki isim oluyor. Çünkü ‘Çiçero’, ‘Behzat Ç.’, ‘Kurtlar Vadisi’, ‘Acı Kiraz’ gibi pek çok yapımla kendini ispatlayan deneyimli isim Serdar Akar burada yer almakta. Senaryosunu; Haluk Özenç, Oktay Berber, Cankut Okutur, Hüseyin Kaçan’ın kaleme aldığı dizinin başrolleri de önemli tabii. Erkan Can, Güven Kıraç ve İpek Tuzcuoğlu bu açıdan içimizi rahatlatan isimler. Dolayısıyla tüm bu detaylar ustaların kozlarını kullanıp diziyi dikkat çekici hale getirmesi için önemli etkenler desek yeridir.

Oyuncu kadrosunda ayrıca, Çiçek Dilligil, Ünal Silver, Seda Türkmen, Sercan Badur, Mert Carim, Merve Erdoğan, Mert Denizmen, Semiha Bezek, Naz Çağla Irmak, Batuhan Aydar, Tolga Canbeyli, Cansu Kurgun, Ozan Güçlü ve Duru Baykal gibi birbirinden başarılı isimlerin yer alacağı

Yazının devamı...

Zalim İstanbul’dan kalanlar

24 Haziran 2020

Savaşlar, sevdalar, hırslar, umutlar… Ve sayısız hayal kırıklığı... Dünyanın gözdelerinden olan İstanbul harmanının unsurları. Sayısız söz söylenmiş, eser yaratılmış İstanbul için. Lakin onu anlamanın en iyi yolunun, büyük hayallerle gelinen İstanbul’un gerçeklerini yaşamak olduğu da muhakkak. Zira ‘‘Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni” diyen Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u olanca şanıyla almış almasına ya, tarihten bugüne nice umutlar harcanıp gitmiş, hayatlar sönmüş İstanbul sevdasında.

Anlayacağınız İstanbul masallarının sonu her zaman arzulandığı şekilde gelmemiş. Nasıl ki, Yeşilçam filmlerinden televizyon dizilerine, kurgular da bu hakikati bolca işleyerek hatırlatmış bizlere. Bunun en son örneğini, ekrana veda eden ‘Zalim İstanbul’da gördük nitekim. Umutlar, ikiyüzlülükler, arkadan iş çevirmeler, hırslar, yalanlar, zalimlikler, aşklar ve her şeye rağmen galip gelmek uğruna yitip giden hayatlar… ‘Zalim İstanbul’un içeriğini şekillendiren bu unsurlar, kırsaldaki yaşam seviyesini yükseltme hayalciliğiyle İstanbul’a koşanların gerçekleriyle örtüşmenin ötesinde, ders niteliğinde çıkmıştı karşımıza. Hal böyleyken biz de ‘Zalim İstanbul’dan kalanlara değinerek bu diziye son bir bakış atalım istedik. Buyurunuz…

‘ZALİM İSTANBUL’UN GERÇEKLERİ…

Yeri geldiğinde mantığa uymayan yönleri ve abartılarından-diyalog cılızlığından dolayı alabildiğine eleştirdiğim… Buna karşılık ekibin tam uyumundan olsa gerek, ilk bölümden itibaren ilgiyle izleyerek kendi kendimle ikileme düştüğüm işlerin başında gelen ‘Zalim İstanbul’un en önemli gerçeği yol haritasındaki belirsizlikti! İyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı iç içe geçiren… Karakterlerini yoruma açan dizi bu gerçeğini salgın molasının ardından da sürdürdü. Yeni sezon beklentisi yaratırken beklentimi karşılamayan, güdük bir finalle noktaladı ekran yolculuğunu. Bunu yaparken de oldukça saçma ve mantık dışı bir gelişim sundu açıkçası.

Misal, betona çakılıp omurgası kırılan ve boyundan aşağısının hareket edemeyeceği söylenen Şeniz’in bu durumunu unutan senaryo, karantinadan dönüşte mucize yaratarak, Şeniz’i topuklu ayakkabılarıyla hoplayıp zıplayacak derecede sağlıklı bir hale döndürüverdi. Ceren’in paragözlüğüne sinirlenen Agâh’ın, Umut’u annesinden ayırıp akli dengesi bozuk olan ve kaçıran Başak’a teslim etmesini aklımız almamışken… Şeniz’in atletik iyileşme performansı karşısında şok olmuştuk açıkçası.

Ancak asıl şoku Cenk’in damdan düşer gibi ortaya çıkan ölümcül hastalığıyla yaşadık. Baştan itibaren playboy hayatıyla öne çıkartılan Cenk meğer daha önce Amerika’da ameliyat geçirmiş ve kafasındaki kitle tam olarak temizlenememiş. Bölümler boyu böyle bir şey işlendi mi diye hafızamı sorguladım durdum ama bulamadım. Eğer dikkatimden kaçtıysa bilemem. Ama gerçek şu ki, onca zaman hiç belirti göstermeyen ve tedavi durumu da yansıtmayan Cenk’in böyle ayaküstü yaratılmış bir bahaneyle öldürülmeyi hak etmediğini düşünüyorum.

Nasıl ki, hatalarının tümünü paragöz babaannesinin dolduruşuna gelerek yapan Ceren’in de görünürde çıbanın başı olan Şeniz’le aynı sonu paylaşması yanlış oldu. Zira Umut’un anne babasını öldürerek onu amcası Nedim’in himayesinde, kuzeniyle birlikte büyümeye mahkûm eden senaryo, Nedim’in öz oğlu ve yeğeni üstünden yeni bir ‘Nedim-Cenk modellemesi’ yaratarak tarihi tekerrür etmenin önünü açarak yaptı finalini. Bu neden önemli peki? Önemli çünkü kurgudan gerçeğe uzanan bir durum var burada. O da, anne-babasız büyüyen çocukların daha kolay biçimde rekabetçiliğin-kıskançlığın kurbanına dönüşebileceği! Nasıl ki, Umut’un pastası üflenirken, kendi pastasını sorgulayan Nedim’in oğlu Bulut’un kuzenine gösterilen ilgiden rahatsız olduğunu açık seçik izledik.

Bu hatalı mantığın ötesinde dizinin final bölümüne yön veren

Yazının devamı...

Bu uyarlama tutar mı?

16 Haziran 2020

Uyarlama olayı, dizi dünyasında sıkça karşılaştığımız ve ele aldığımız bir konu malumunuz. Mevcutlara sürekli yenileri eklendiği için de bir türlü gündemimizden düşmeyecek gibi görünüyor. Peki, ikide bir üstünde durduğumuz uyarlama ne ifade ediyor? En basit biçimde tanımladığımızda… Uyarlama, yerli olmayan bir yapıtı yaşam ve inanç bazında yerlileştirmek. Yani mevcut olanı, hedef kitlenin beklentilerine adapte edip yeniden yaratmak.

Bu doğrultuda uyarlamalara, ‘Orijinallerini taklidi’ mantığıyla yaklaşsak yeridir. Kötü bir şey mi bu ‘Taklit’ durumu? Şayet iyi-başarılı olanların taklidinin yapıldığını düşünürsek… Hele bir de taklitte başarı çıtası yüksekse… Kesinlikle hayır. Nasıl ki, ‘İyi bir taklit, kusursuz bir yaratıştır’ demiş ünlü filozof-yazar Voltaire. Dolayısıyla biz de yeni sezon için planlanan uyarlamalara ön değerlendirmede bulunurken bu gözle bakmaktan yanayız çoğunlukla. Öte yandan yorumlarımızda haksızlığa veya abartıya mahal vermemek için öncelikle orijinallerine başarıyı getiren nitelikleri vurgulamayı da bilmek gerek. Nitekim AY Yapım imzasıyla yaratılacak olan ‘Call My Agent’ uyarlamasına bu hassasiyetle yaklaşıyoruz.

Hal böyleyken dördüncü sezonuyla noktayı koyacak olan Fransız dizisinin olası Türkiye adaptasyonuna karşı ‘Bu uyarlama tutar mı’ sorusunu yönelttiğimizde… Gerek orijinal yapıtla, gerekse yerli uyarlama projesiyle ilgili olarak bazı hassas faktörler çıkıyor karşımıza. Nedir bunlar? Kısaca bakalım…

HAKKINI VEREREK ‘MENAJERİMİ ARAYIN’ DİYEBİLİR MİYİZ?

2015 yılında ‘Dix Pour Cent’ orijinal adıyla izleyicisiyle buluşan Fransız yapımı dizi yayınlandığı ülkelerde izlenme rekorları kıran bir iş. Dolayısıyla yerli adaptasyonun hem senaryo açısından hem de canlandırma yönünden aynı oranda hakkını vermesi şart! Bunu sağlayabilmenin şaşmaz formülüyse, orijinalin her yönüyle iyi özümsenmesinden geçiyor.

52 dakikalık altışar bölümden oluşan sezonlarıyla Netflix’te yer alan yapımın en önemli özelliğini vurgulamaktan konuya girecek olursak…

İçeriğinde Fransız kurgularının inceliklerini alabildiğine yansıtan ve ‘Call My Agent’ olarak da bilinen dizinin baş özelliği, ‘Cesaret’! Şöyle ki; Menajerlere, oyunculara, sektöre ve arada medyaya yönelik gerçekçi söylemleri dillendirirken gayet cesur hareket eden, olumsuzluklarla ilgili lafını esirgemeyen bir senaryo var karşımızda.

Paris’te ünlü isimlerin menajerliğini üstlenen bir ekibin rekabetçi dünyasına dalıp onların kişisel ve mesleki yaşamlarını hikâyeleştirirken ünlü Fransız oyuncuları da konuk edip gerçeklerle daha çok özdeşleşen senaryo, bu ışıltılı dünyada dönen dolapları, dost görünenlerin arkadan attıkları kazıkları, kirli rekabetçiliği, şişik egoları, ünlülerin yaşlılık-istenmeme gibi kaygılarını ve yüzde on alarak çalışan menajerlerin çevirdikleri oyunları hiç çekinmeden yansıtıyor izleyicisine.

Yazının devamı...

Yeni dönemde dizi tablosu

10 Haziran 2020

‘Hayat bir bisiklete binmek gibidir. Dengenizi korumak için hareket etmeye devam etmelisiniz’ demiş Albert Einstein. Dünya da salgından yavaş yavaş sıyrılırken dengesini korumak için eski rutinine dönmekte. Nitekim dizi dünyası da aynı sürece girmiş bulunmakta. TRT, ‘Setler ve Kurgu Stüdyolarında Uygulanacak Önlemler’ adı altında yeni kurallar getirerek ‘Payitaht Abdülhamid’ ve ‘Şampiyon’ dizilerinin yeni bölüm çekimlerine hazırlanırken her kanal yeni dönemle ilgili çalışmalara başlıyor birer ikişer. Peki, yeni dönemdeki dizi tablosunda ne gelişmeler görüyoruz? Birkaçını sıralayalım hemen.

Aralarında TV’de ilk kez yayınlanacak olan yapımlar da bulunan orijinal dildeki Haziran film seçkisini duyuran TRT 2, büyük bir izleyici kitlesi olan 38 bölümlük İsveç -Danimarka ortak yapımı, polisiye drama dizisi ‘Bron/Broen/Köprü’yü hafta içi her gün saat 00.30’da izleyicisiyle buluşturuyor. ‘Tutunamayanlar’ın sezon finalini yapan TRT 1 de ‘Kalk Gidelim’ dizisinin yeni bölüm çekimlerini Muğla’da başlatmış bulunmakta.

Salgın tedbirleri çerçevesinde çekimlerini durdurup son olarak 23 Mart Pazartesi akşamı 36. bölümüyle ekrana gelen ‘Zalim İstanbul’, zorunlu molanın ardından 37. bölümüyle Kanal D’de yerini aldı yeniden. Kanalın efsaneye dönüşen ve virüse karşı önlemlerle çekimlerini sürdüren ‘Arka Sokaklar’ıda 556’ıncı bölümle sezonu noktalayacak. Kanal D’nin yakında devreye sokacağı dizi ise ‘Çatı Katı Aşk’! Furkan Andıç, Ezgi Şenler, Yiğit Kirazcı ve Nilay Deniz’in başrollerindeki dizi, Yeşilçam filmleri tadında romantik bir komedi sunacak bize.

Öte yandan Cengiz Bozkurt, Levent Ülgen, Günay Karacaoğlu’nun başrollerde oynadığı ‘Gençliğim Eyvah’ isimli komedi dizisi de 15 Haziran Pazartesi akşamı ATV ekranında yerini alıp yaz dizilerine öncülük edecek.

Star’ın yeni dönem sürprizlerine gelince… Şu an için Sancar ile Nare’nin büyük aşklarındaki gelişmeleri ‘Sefirin Kızı’nın yeni bölümleriyle ekrana taşımak! Yapımına NGM ve O3 Medya’nın birlikte imza attığı dizi, yeni bölümüyle 15 Haziran’da izleyicisiyle buluşacak. Star ayrıca bir döneme damga vuran komedi yapımı ‘Bir Demet Tiyatro’nun eski bölümlerini de 13 Haziran’dan itibaren Cumartesi-Pazar akışında verip nostalji yaşatacak.

Haziran ayında ekrana çıkacak olan bir başka yeni dizi, nefretle aşkı buluşturan ‘Sen Çal Kapımı’! Kerem Bürsin ile Hande Erçel’in başrolde olduğu MF Yapım imzalı dizi, ‘Öğretmen’e Eylül ayına kadar ara veren FOX kanalının yaz kozu durumunda. Yanı sıra kanalın bir diğer yenisi olan ve çekimleri başlayan ‘Bay Yanlış’ da çok yakında FOX’taki yerini alacak.

Show TV cephesine baktığımızdaysa… Virüs nedeniyle verilen aranın ardından çekimlerini başlatan ‘Kuzey Yıldızı’nın yeni bölümlerini izleyicisine sunan kanalın Tolga Sarıtaş ile Ayça Ayşin Turan’ı buluşturan ‘Arıza’ isimli yeni dizisi yeni dönemde sete çıkma hazırlığında

Yazının devamı...