Aşk Mantık İntikam romantizmi

4 Haziran 2021

Yaz sezonu yaklaşırken dizi kanadında da hareketlilik artar malumunuz. Kimileri noktayı koyar, kimileri sezon arasına gider. Kimileri de ekranda yer almak için gün saymanın telaşına düşer. Şimdilerde aynı rutinle karşı karşıyayız nitekim.

Anlatacak konusu kalmadığı için ekran ömrünü tamamlayanlar ve reytingi, beklenilenin gerisinde kalanlar izleyiciye veda ederken yeni yapımlar da kendilerini göstermeye başladı. Bu noktada genele baktığımızda yaz sezonuyla özdeşleşen romantik komedi rutininin bir kez daha devreye sokulduğunu söyleyebiliriz. Dahası uyarlama merakı da yerli yerinde. Nasıl ki, FOX ekranında yerini almaya hazırlanan ‘Aşk Mantık İntikam’ dizisi bunlardan biri.

Peki, ‘Aşk Mantık İntikam’ romantizminin, rekabet gücü yüksek kayda değer bir içerik tablosuyla varlık göstermesi mümkün mü? Orijinali üstünden hareketle dizinin tanıtımına bakıp yapalım ön yorumumuzu.

ORİJİNALİN HAKKI VERİLECEK Mİ?

Yaz sezonunun vazgeçilmezi nasıl romantik komedilerse, çoğu kez bu merakı uyarlamalarla sürdürmeyi tercih etmek de yapımcıların tutkusu. Böylece işler daha kolay oluyor herhalde! Nitekim FOX’un ‘Aşk Mantık İntikam’ adıyla izleyiciyle buluşturacağı yeni romantik komedisi de, Güney Kore yapımı ‘Cunning Single Lady’ dizisinin Türkçeleştirilmiş hali.

Esasen uyarlama senaryosu Özlem İnci Hekimoğlu ile Nil Güleç Ünsal tarafından kaleme alınan, yönetmen koltuğunda Murat Öztürk'ün oturduğu dizinin temelde elini güçlendiren en önemli detay da bu zaten!

Şöyle ki; orijinal eser olan ‘Cunning Single Lady’ dizisi sıradan bir romantik komedi olmanın ötesinde pek çok unsuru bünyesinde barındıran ve ilgi görme potansiyeli yüksek olan bir içeriğe sahip. Ae Ra ve Jung Woo karakterlerini esas alarak ilerleyen dizi güldürürken hüzünlendirebiliyor. Hatta duygusallıkla maddiyatın kesiştiği noktada intikam arzusunu geliştirirken yaşananlarla izleyicisini sinir etmeyi de başarıyor. Bunun ötesinde aşkla yapılan bir evliliğin maddi sıkıntılar sonucu nasıl sürdürülemez hale geldiğini duyguyla mizahı harmanlayarak ortaya koyan orijinal yapımda, para olayının kadın ve erkek karakterlerini etkileyiş ikilemi de mevcut. Bu bağlamda ‘Cunning Single Lady’nin, kadınların yükü tek başına omuzladığı süreçte kuzu gibi olan erkeklerin evlilik bittikten sonra bir şekilde paraya-başarıya ulaşınca geçmişte kendilerine yapılan özverileri unutup küstahlaşabilecekleri gerçeğini çok güzel yansıttığını söyleyebiliriz.

Yerli versiyonun başarı şansını irdelemek adına orijinal dizinin konusunu kısaca özetlersek… Ailesinin restoranında çalışan ve bir memurla evlilik hayalleri kuran bir genç kız, Na Ae-Ra… Para sıkıntısı çekmeden evinin kadını olmak onun en büyük arzusu. Bu noktada karşısına çıkan kişi, memuriyeti garantileyen Mühendis Jung-Woo… İkisinin arasında gelişen aşk onları kestirmeden evliliğe götürüyor nitekim. Ancak aşk temelli evlilikle yola çıkan ikili cephesinde evdeki hesap çarşıya uymuyor ve kısa süre sonra mutsuzluk rüzgârları esmeye başlıyor. Bu durumun gerekçesi de,Jung-Woo’nun internet yazılımı yapma hayali uğruna memuriyetten istifa edip çok para kaybetmesi! Evinin kadını olmayı umarken evin tüm yükünü omuzlamak durumunda kalan Ae-Ra, bu duruma fazla dayanamıyor. Kocanın, hayalini gerçekleştirmek için, maddi-manevi yükü karısının üstüne bırakma sorumsuzluğu boşanmayı doğuruyor. Böylece bozulan evlilik üstünden aşk-mantık-intikam üçgeninin de temeli atılıveriyor.

Yazının devamı...

Aşkın adı Kazara Aşk olur mu?

25 Mayıs 2021

Aşk… Birine karşı duyulan büyük sevgi! Peki, duyguların gittikçe sığlaştığı, bencilliğe dayalı çıkarcılığın neredeyse tüm ilişkilerin temelini teşkil ettiği günümüz dünyasında aşkın tanımı gerçekten de böyle mi algılanıyor? Pratikte bu soruya tereddütsüz ‘Evet’ demek hakikatlere gözümüzü kapatmak olur. Zira insanlar aşkı, bir başka varlığa yönelik özverili derin sevgi mantığından ziyade günü kurtaracak, bedensel-ruhsal ihtiyaçları tatmin edecek yakınlaşma olarak yaşamaktalar. Nasıl ki, ünlü yazar Tolstoy da ‘Aşk, bir kişi kendini yalnız hissettiğinde başlar ve yalnız kalmak istediğinde sona erer’ sözüyle saptamış bu durumu.

Hal böyleyken aşka can katacak olan duygulardan ve ilişkilerin uzun ömürlü olmasına katkı sağlama gücündeki romantizmden de eser kalmıyor tabii. Olay, samimiyetsizlikten ibaret biçimde yaşanıp bitiyor çoğunlukla. Dahası, kimin eli kimin cebinde belli olmuyor bu esnada.

Nitekim aşkı ve ondan ötürü gelişen çatışmacılığı içeriklerinin vazgeçilmezine dönüştüren kurgu dünyasındaki aşk hallerinin büyük bir kısmı tam da bu çerçevede gelişmekte. Başkasını seven veya evli-nişanlı olan erkeklere-kadınlara ‘aşk’ niyetine kancayı takanlar bir yanda… Kendisine ihanet ettiği ayan beyan ortada olan eşlerini ‘Aman elimden kaçırmayayım’ kafasıyla hoş görüp hiçbir şey yaşanmamış gibi hayatını sürdürmeyi marifet sayanlar diğer yanda. Kısacası; uğradığı şiddeti ‘aşk’ kafasıyla sineye çekenler… İki arada bir derede yaşanan maceraları hak sayıp aşkı ‘Ayran gönüllük’ haline getirenler… Takıntılı-sapkın bencilliklerle aşkı çirkinleştirenler… Cümlesi ve daha nicesi kurgularımızın aşk yansımalarından!

Öte yandan kurguların tamamının böylesi aşk mantığına sahip olduğunu söylememiz de yanlış olur. Çünkü arada ‘Son Yaz’, ‘Gönül Dağı’ gibi samimiyete dayalı naif aşklar sergileyen istisnalar da çıkıyor. İlaveten yaz romantikleri de kendilerince bir aşk atmosferi yaratabiliyor.

Kuşkusuz her yaz romantiğinin başarılı bir aşk olayı geliştirmediği ve izleyiciye gerçek aşkların duygusallığını-hassasiyetini aktarmadığı da bir gerçek. Bu yaz sezonu için durum nasıl diye bakacak olursak… Farklı romantikler kolları sıvamış. Star’ın yaz için hazırladığı dizilerden biri olan ‘Kazara Aşk’ da bu noktada umut vaat eden bir örnek konumunda.

Bu yazın diğer romantiklerinin genel tablosunu bilmem ama… Abartılarla beslenen kurgusal aşkların ve yaşamdaki çıkarcı ilişkilerin gerçeğinde, doğallığa dayalı aşkın yeni adı ‘Kazara Aşk’ olabilir gibi duruyor. Peki, bu iddialı yorumu yapmamıza yol açan unsurlar neler? Kısaca değerlendirmemizi yapalım.

‘KAZARA AŞK’I ÖNE ÇIKARTANLAR…

Yazının devamı...

Fatma’nın görünmez kadınlığı!

15 Mayıs 2021

Kadınlar… Üstlerine sayısız söz söylenen, özveriyle severken erkek şiddetine kurban giden, içi kan ağlarken çocuklarına gülebilen… Kısacası erkek egemen dünyanın sefasından çok cefasını çeken kadınlar… Tüm görünmezliklere rağmen gerektiğinde destan yazabilecek varlıklar. ‘Her kadının günlük davranışlarının ardında bir roman yatar’ demiş ya, Sherlock Holmes başta olmak üzere pek çok ünlü eserde imzası olan yazar Arthur Conan Doyle… İşte kadınların çoğunlukla erkeklere göre şekillenen yaşam düzenindeki mevcudiyetlerinin özü tam da bu!

Zira kadınların kapalı kapılar ardında yaşadıkları, yaptıkları, yapacakları, iç dünyalarına hapsolan acıları birer roman konusu olabilecek derinliğe ve dışa vurulmamış duygu patlamalarına sahip olabiliyor. Anlayacağınız kadınlar gerek yaşamlarıyla, gerekse varlıklarının görünmezliğiyle romanlara-kurgulara bolca malzeme verme potansiyeline sahip.

Öte yandan bu potansiyel enginliğine karşılık toplumun duyarsız yaklaşımı nedeniyle kadınların görünmezlikten kurtulduğunu söylemek oldukça zor. Bunun için çokça çabalamaları, rutinlerini bozacak türden eylemlerde bulunmaları gerekebiliyor kimi zaman. Nitekim Netflix’in şu ana kadarki en iyi Türk dizisi diyebileceğim ‘Fatma’ da böylesi bir kadın tablosu üstünden gelişen içerikle çıkıyor karşımıza.

Öyle ki; ‘Fatma’nın görünmez kadınlığını temel alan yapım, bu noktadan hareketle bir yandan çocukluktan itibaren kimlikleri yok sayılıp ezilen kadınların gerçeğine dalıyor… Bir yandan da yaşanan baskılar ve haksızlıklar sonucu uğrayabilecekleri değişime ayna tutup olayı, toplumsal sistemden gelişen ‘Suç ve Ceza’ ikilemindeki mantık sorgulamasına yönlendiriyor.

Hal böyleyken altı bölümden oluşan ve final sahnesindeki tabloyla devamının gelebileceğini işaret eden ‘Fatma’nın görünmez kadınlığına yönelik bir içerik değerlendirmesi yapmak ve mesajlarına değinmek kaçınılmaz oluyor. Gelin bakalım neymiş, ‘Fatma’nın gerçekleri…

‘TEMİZLİKÇİ FATMA’NIN GERÇEKLERİ…

Polisiye olaylar, cinai içerikler dendi mi akla ilk gelen erkeklerin kanlı hesaplaşması olur çoğu zaman. Kuşkusuz bu klişeyi yıkanlar da mevcuttur kurgu dünyasında. Lakin yerli yapımlarımız başta olmak üzere, böylesi içeriklerin genelinde erkekler kötülüğe soyunup can alırken kadınlara verilen pozisyon azmettiricilikten ibarettir.

Onlar, ya içlerindeki intikam hırsını çocuklarına-kocalarına veya başka aile bireylerine aktarıp onları suç işlemeye yönlendiren kadınlar olarak çıkartılır karşımıza… Ya da çocuk yetiştirirken izledikleri hatalı yoldan dolayı ortaya çıkan psikopat evlatların suçlarını örtbas etmeye çalışan anne korumacılığıyla destek verirler suça. Abartılar, entrikalar, duygu sömürüsüne oynayan dramatik tablolar, hemcinslerine yönelik düşmanlıklar ve erkeklerin kadını ezmesine destek çıkmalar bu kadın figürlerinin şekillendirilmesini sağlayan unsurlardır genelde.

Yazının devamı...

‘Cam Tavanlar’la kadına bakış!

1 Mayıs 2021

‘Cam Tavan’ denince aklınıza ne gelir? Bu terimin çoğunlukla otomobil veya evle ilgili ekstra özelliklere dair çağrışım yarattığı muhakkak. Lakin cam tavan olayının bundan ibaret olmadığı da bir gerçek. Zira bunların ötesinde, doğrudan insanı ilgilendiren bir terim olarak da kullanılmakta günümüzde. Öyle ki, modern dünya insanının özellikle iş hayatında belli bir seviyenin üstüne çıkma mücadelesi verirken karşılaştığı görünmez engellemeler ‘Cam Tavan/Glass Ceiling’ sendromuyla açıklanmakta. Bu sendromun mağdurlarının genellikle kadınlar olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?

Önceden de yaşanmakla birlikte 90’lı yıllardan itibaren popülerleşen ve erkeklerin kadınlara kıyasla kariyerlerinde daha az engellemeyle karşılaşıp daha kolay yükselmelerini ifade eden ‘Cam Asansör/Glass Escalator’ teriminin zıddı olarak kullanılan ‘Cam Tavan/Glass Ceiling’, ev ortamından çıkıp erkek egemen çalışma dünyasına dalan kadınların kariyer yapma motivasyonunu düşüren engellemelerin yarattığı problemi tanımlamak için kullanılan bir metafor. Anlayacağınız sosyolojik açıdan, erkeklerin jet hızıyla ilerleyebildikleri iş dünyasında kadınların türlü bahanelerle önlerinin kesilmesini ve bir noktadan sonrasına erişmelerinin engellenmesini tasvir etmek için ‘Cam Asansör-Cam Tavan’ ikilemi ortaya atılmış.

Bu doğrultuda olaya bakıldığında, konunun kapsama alanı oldukça geniş duruyor. İşgücü piyasasındaki bu cinsiyetçi ayırım olayının ve kariyerinde hak ettiğini alma mücadelesi verme durumunda bırakılan kadınların durumunun haksız rekabet tablosu yarattığı gerçeği çeşitli sektörlerde görülebiliyor rahatlıkla.

Nitekim kurgu dünyasında da aynı durum geçerli. Çünkü kurgulara yön verme noktasında hâkimiyet çoğunlukla erkek karakterlerde. Keza beyazperdedeki süper kahramanlık öykülerinde de erkekler egemen. Aynı olumsuz durum ekran dizileri için de geçerli kuşkusuz. Arada kadın karakterleri ön plana çıkartmaya çalışan içerikler ortaya çıksa bile, kadının gücünü ortaya koyan dişe dokunur örneklere rastlamak pek mümkün olmuyor. Kadınların öyküsü ya erkek zorbalığının başrolde olduğu bir yol haritasında ilerlemeye çalışıyor ya da kadını yönlendirici tayin eden mantıkla yola çıkanlar bölümler ilerledikçe değişip bir şekilde erkek karakterleri parlatıyor. İşin tuhafı izleyici de, doğrudan kadınları ön planda tutup güçlü gösteren ve kadını duygusal abartıya veya cinselliğe malzeme yapmayan içeriklere itibar etmiyor.

Kısacası; ‘Gökyüzünün yarısını kadınlar taşır’ dese de bir Çin atasözü, gerçeklerden kurgulara güçlü olmaya, tek başına ayakları üstünde durup yükselmeye niyetlenen kadının yaşamda varlık gösterme yolu onu zorlayan ve çelmeleyen gül görünümlü dikenlerle dolu.

‘Cam Asansör’ün görünmez yükselticiliğiyle sağlanan erkek üstünlüğüne karşı, ‘Cam Tavan’ın görünmez ağırlığıyla baskılanan kadın cephesinde hal böyleyken kadının gücünü sergileme niyetini hissettiren bir yapım dikkatimizi çekiyor… Show TV’nin yeni dizisi ‘Cam Tavanlar’!

Peki… ‘Cam Tavan’ teriminin temelinde yatan sorunun boyutu bir hayli ciddiyken yaz dizisi olarak ekrana çıkacak olan ‘Cam Tavanlar’la kadına bakış nasıl olacak? Bu metaforun özünü hissettirebilecek mi izleyicisine? Gelin kısaca ön değerlendirmemizi yapıp irdeleyelim.

Yazının devamı...

Büyük başarının adresi…

21 Nisan 2021

Başarı… Her durumda varmak için uğraşılan nihai nokta! Lakin başarının kendi kendine gelmediği de bir gerçek. Çünkü başarmanın yarısı inanmaksa diğer yarısı da çok çalışmaktır.Nitekim ‘Devler gibi eserler bırakmak için karıncalar gibi çalışmak lazım’ demiş edebiyatımızın ünlü isimlerinden Necip Fazıl Kısakürek. Bu sözün gerçekliği yaşamın içinde her şekilde kendini göstermekte zaten. Keza bol çekişmeli televizyon dünyasında da durum aynı. Kanallar, devreye soktukları dizilerle reyting yarışına tutuşup başarıyı yakalama peşinde. Ama yarışa katılanların tümünün başarıyı yakalayamadığı da ortada.

Hal böyleyken sezonun en başarılı kanalı hangisidir diye baktığımızda açık ara öne çıkan adres, TRT 1 oluyor. Zira TRT 1’in izleyiciye sunduğu işler gerek yapım kaliteleriyle, gerekse aldıkları reytinglerle özel kanalların dizilerine bariz biçimde fark atmakta.

Öyle ki; hemen her yapımı reytingde zirveye oynayan türden sonuçlara sahip. Bu gerçek ışığında TRT 1’in bu sezon yükselişini iyiden iyiye belirginleştirmesini sağlayan yapımları kısaca değerlendirelim istedik biz de. Hak edenin hakkını vermek gerek neticede!

TARİHİN TADI; ‘UYANIŞ BÜYÜK SELÇUKLU’!

Bir dizinin her üç grupta da lider olması imkânsız değil ama zor iştir. Böyle bir başarı ciddi anlamda kaliteyi ve özenli çalışmayı gerektirir. İşte TRT 1’in devreye soktuğu tarih dizisi ‘Uyanış Büyük Selçuklu’ bu zoru rahatlıkla başaranlardan!

Açıkçası oyunculuk performansı ve tarihi olayları yansıtma yönüyle ele alındığında bana göre ‘Diriliş Ertuğrul’dan da ‘Kuruluş Osman’dan da daha üst seviyede bir iş konumunda ‘Uyanış Büyük Selçuklu’. Geçen dönemden izleyiciyi tutarak gelen‘Çukur’a, ‘Yasak Elma’ya ve yeni dizi ‘Maraşlı’ya rağmen Pazartesi’nin en çok ilgi gören yapımı.

Gerçi kimi konularda (misal Hasan Sabbah) mantığı aşan tablolar sergilendiği, senaryonun bir parça gereksiz uzatmalara gittiği veya çatışma sahnelerinde yetersizlik hissi uyandırdığı da oldu ara ara ama… Devamında sergilenen tablolarla tüm bu olumsuzlukların üstesinden çabucak gelindi ve izleyicinin diziden kopması engellendi.

Anlayacağınız bu sezon ekrandaki tarihin tadı; gerçeklerle kurguyu tam kıvamında harmanlayıp başarılı oyunculuk ve çekimlerle gücünü perçinleyen

Yazının devamı...

‘Kâğıt Ev’ dayanıklı çıkar mı?

5 Nisan 2021

Mutlu mesut yaşanırken her şeyin bir anda tersyüz olması… Huzur dolu ev ortamının yanlış anlaşılmadan doğan sorunlarla cehenneme dönmesi… Ne kadar korkunç olasılıklar değil mi? Üstelik ‘Benim başıma gelmez’ diye düşünmek de işe yaramıyor. Zira bu tarz sürpriz gelişmeler hayatın bir parçası.

Öte yandan herkesin hayatının herhangi bir döneminde rahatlıkla karşılaşabileceği böylesi olumsuzluklara karşı insanların çözüm üretme ve yaşamı, kötücül sürprizlere inat, sürdürme kabiliyetine sahip oldukları da bir gerçek.

Nitekim ‘Hayat bir sürprizler serisidir. Öyle olmasaydı ne yaşanmaya ne de korunmaya değerdi’ demiş, bu yüzyılın en büyük vaizi olarak nitelendirilen ve eserleriyle Martin Luther King’e de ilham veren Harry Emerson Fosdick. Yani bir bakıma hayatın her türden sürprizi, ona anlam ve enerji katan şeyler.

Hal böyleyken hayatın sürprizlerini, kötümserlikle karşılamak yerine, onu tekdüzelikten çıkartıp değerli hale getiren ve kaygıların yarattığı heyecanlarla yaşanabilir kılan katkılar olarak kabullenmek mümkün. Dahası böylesi beklenmedik atraksiyonların sadece gerçek hayatta değil, kurgularda da oldukça önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bunlar, tıpkı insan yaşamında olduğu gibi, kurguların gelişimini monotonluktan kurtarıp ilgi görmelerini sağlamada olmazsa olmaz türden etkenler… Özellikle de kötü sürprizler!

Nasıl ki; dizi bolluğunun yaşandığı bu sezonun işleri de, yarışta geri kalmamak için, daha en baştan hayatın sürprizleriyle yola çıkmakta. İçeriği besleyecek olumsuzluklar ilk bölümden sahnelenmekte... Ki buradaki amacın, hem izleyiciyi baştan meraklandırmak hem de geri dönüşlerle sık sık tekrarlanan bu olumsuzluklarla ilerleyen bölümlerle katkı sağlamak olduğu aşikâr. Peki, bu formül her işte tutuyor mu, derseniz…

Kuşkusuz bu soruya olumlu cevap verebilmek her zaman mümkün olmuyor. Zira bu noktada karakterlerin hayatını değiştirecek olan sürpriz olumsuzluğun çarpıcılığının; olayın ele alınış biçiminin ve klişelere çok abanmadan özgün bir dille yansıtılmasının etkisi büyük. Kimi, küçük çaplı olumsuzluklar üstünden yola çıkıp büyük işler başarıyor. Kimisi de büyük potansiyele sahip olmakla birlikte, yaratılan sürpriz felaketlerle karakterlerin mayası tutmadığı için, rekabet ortamına dayanamıyor.

Bu gerçekler doğrultusunda hayat sürprizlerine dayanan içeriklere sahip dizi cephesine baktığımızda, Star ekranında yerini almak için kolları sıvayan ‘Kâğıt Ev’ takılıyor gözümüze ve ‘‘Kâğıt Ev’ dayanıklı çıkar mı’’ diye sorguluyoruz ister istemez. Malumunuz haftanın her günü hıncahınç dizi dolu.Dolayısıyla rakip bolluğundaki ortamda bu yeni işin şansı ne olabilir sorgusunu yapıp yeni dizinin hayata bakışına ön değerlendirmede bulunmakta fayda var.

Yazının devamı...

Yarış Fena Kızışacak!

25 Mart 2021

Yarışmak, hayatın en vazgeçilmez unsurlarından. Çünkü hayatın kendisi koşuşturmaktan; mevki, para, aşk uğruna rekabete girişmekten; düşe kalka gelişen yenilgilerle-galibiyetlerle dolu bir yarıştan ibaret zaten. Dolayısıyla her ne kadar ‘Başkalarıyla yarışma, kendinle yarış’ dese de kişisel gelişim uzmanı yazar Robin Sharma, kazanmanın yolu kendinle yarışmaktan ziyade başkalarıyla yarışmaktan geçiyor genelde.

Nitekim bu mantık ekran dünyası için de geçerli. Daha çok izlenme yarışçılığıyla sürekli yeni işler izleyiciye sunulmakta. Nasıl ki, yarışın hız kesmeden sürdüğü ekranlardaki bu dizi çeşnisine iki yapım daha ekleniyor şimdilerde. Üstelik ‘Bir Zamanlar Çukurova’, ‘Mucize Doktor’, ‘Alev Alev’, ‘Akrep’ gibi yapımların yer aldığı Perşembe akışındaki yarışı tam kızıştıracak olan bu diziler kendi çaplarında hayli iddialı.

Biz de bundan dolayı 1 Nisan’dan itibaren Perşembe yoğunluğuna dalıp reyting çekişmesini daha da zorlu hale getirecek olan TRT 1’in yeni tarihi dönem dizisi olma özelliğindeki ‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ ve Kanal D’de ekrana gelecek olan ‘Camdaki Kız’a kısaca göz atmak istedik.

‘BİR ZAMANLAR KIBRIS’LA VATAN MÜCADELESİ

Büyük bütçeli ve dev kadrolu prodüksiyonlarıyla izleyiciyi çekmeyi başararak reyting yarışında hayli zorlu bir rakibe dönüşen TRT 1, sezonun sonuna doğru tarihi dizilerine bir yenisini daha ekliyor. TMC Yapım imzasını taşıyan ‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ın en önemli özelliği, yakın tarihe bir pencere açacak olmanın ötesinde, o dönemin atmosferini ve insanların yaşam mücadelesini olanca gerçekliğiyle hissettirecek biçimde yaratılması.

Bu doğrultuda TRT 1’in reyting rekoru beklentisini güçlendiren dizinin içeriğine baktığımızda… İlk etapta dikkat çeken detay, belgesellerde yer alması gereken türden acılı görüntülerin olanca çıplaklığı ve çarpıcılığıyla sergilenmesi oluyor!

Nitekim 1963 yılında gerçekleşen ve tarihe ‘Kanlı Noel’ olarak geçen Kıbrıs Rumlarının baskınında yürek dağlayan görüntüler, içeriğin izleyeceği yolu ortaya koyuyor zaten. Hal böyleyken, tanıtımlardan da anlaşılacağı üzere, dizinin yitirilen hayatlara ve paramparça olan ailelerin yaşamına odaklanırken işin ‘vatan mücadelesi’ yönündeki vahşeti alabildiğine vurgulayacağını… Kıbrıs Türklerinin acılarını en derin biçimde yansıtacağını… Ve bu yolla ilgiye tavan yaptıracağını söylemek abartı olmaz.

Öte yandan senaryosunu Emre Özdür ve Başar Başaran’ın kaleme aldığı, yönetmenliğini Hakan İnan’ın yaptığı dizide aşka da yer var kuşkusuz. Dönemin Kıbrıs Türk Cemaati Lideri Rauf Denktaş’ın, Devrim Saltoğlu’nun canlandırmasıyla yer alacağı yapım, aile-aşk kanadında sakız fabrikası işleten Kemal Dereli ve ailesini çıkartıyor karşımıza. Ahmet Kural’ın sunacağı Kemal Dereli karakterinin, eşi İnci (Pelin Karahan) ve iki kız çocuğuyla birlikte mutlu ve rahat geçen hayatının, yapılan saldırılarla, nasıl parçalandığını izleyeceğiz bu süreçte.

Yazının devamı...

Son Yaz’ın Güzellikleri…

14 Mart 2021

Mevsimler ve insanlar… Ne kadar da benzeşiyorlar. İnsanın ilkbaharı, çocukluğu; yazı da gençliği. Sonrası, yaşlılık ve ölüm. Ama ne demiş ünlü yazar Anton Çehov… ‘İnsanlar mutlu olduklarında, mevsimin kış mı yaz mı olduğunu fark etmezler’! Onun için mevsimlerimizin kaygılarına düşmek yerine onları güzellikleriyle değerlendirip mutlu yaşamaya bakmak lazım.

Nasıl ki, FOX TV’de yolculuğunu sürdüren ‘Son Yaz’ da yaşamın kaygılarını bertaraf edip her şeye rağmen yakalanan güzelliklerle ayakta kalma örneği sergileyenlerden. Üstelik bunu yaparken izleyicisine kendi güzelliklerini aktarıp huzur ve umut aşılamayı da başarmakta. Tabii tüm bu güzellikleri görmeyi de bilmek gerek. Nitekim ‘Her şey güzeldir ama herkes göremez’ demiş Konfüçyüs.

Hal böyleyken son bölümüyle AB grubunda ikinci, kimi zaman görülmeye değer işleri es geçen Total’de dokuzuncu olan ‘Son Yaz’ın güzellikleri ne diye sorgulayacak olursak… Diziyi, aynı gündeki rakiplerinden ayrı bir yere koymamıza sebep olan ayrıntılar çıkıyor ortaya.

‘SON YAZ’DAN YANSIYANLAR…

Mevcut ekran tablosunda yüksek tondan yürütülen sahneler ve abartılı söylemler olmadan da mafya-adalet hesaplaşmasına dayalı dizilerin kurgulanabileceğinin en başarılı örneği konumunda bulunan ‘Son Yaz’, çok söze gerek bırakmadan kendini gösteren yapımlardan. Dolayısıyla Total izleyici kesimi tarafından yeterince değerlendirilmese bile ilgiyi fazlasıyla hak eden ‘Son Yaz’dan yansıyanlar da ayrı bir değer kazanıyor kuşkusuz. Bunlar nedir bakalım şimdi.

-Bu doğrultuda diziyi mercek altına aldığımızda ilk olarak genel atmosfere ve karakterlere hâkim olan sükûnet havası dikkatimizi çekiyor.

Şöyle ki; İlk bölümden itibaren gerek mafya itirafçısı babasından dolayı Savcı Selim tarafından korumaya alınan Akgün’ün aksiyonunda, gerekse Savcı Selim’le Akgün’ün peşine düşen mafya kanadının çatışmacı icraatında kesinlikle aşırı şiddet ve öfke sahneleri sergilenmedi. En ateşli anlarda bile ortamın doğal gerginliğinin dışında taşkınlıklar yaşanmadı… Ki, bu da içeriğin gerçeklikle ters düşmesini engelleyen ve olan biteni kabul edilebilir hale getirerek diziyi güzelleştiren bir detay oldu.

Anlayacağınız ellerinden silah, dillerinden filozof misali lakırdılar eksik olmayan… Kara giysileriyle ortamı doldurup adeta racon kesme düzeninin reklamını yapan kara suratlı karakterlerden öylesine bıkmışız ki,

Yazının devamı...