Dizilerde yenilikler tam gaz!

22 Eylül 2020

Hani ‘Adam gibi’ deyimi vardır, dilimizden hiç düşmeyen… İnsana yakışır vasıfları kendinde toplayan, iyilik unsurlarına sahip kişileri veya durumları vurgulamak için kullanırız. Gerçi yaşamın içinde ‘Adam gibi’ olma özelliğini taşıyanlarla pek sık karşılaşamayız ama… Özlemimiz hep ‘Adam gibi’ olandan yanadır çoğunlukla.

Nitekim günlük yaşantımızda neredeyse yegâne eğlence aracına dönüşen kurgulara karşı da aynı hassasiyetteyiz. Birbirinin içinden çıkmışçasına ekrana sürülen; bir sonraki bölümün nasıl gelişeceğini kolayca tahmin edebildiğimiz; genelde, sonu baştan belli olan klişeler öyle çok izletildi ki bize artık heyecan verici, sürprizi olan, mantığı ve aksiyonu yerinde, su gibi akıp giden yapımları görmek istiyor gözlerimiz. Şimdiye dek hep istedik istemesine ama maalesef isteyenin bir yüzü kara durumuyla kalakaldık büyük oranda.

Neyse ki, bu sezon geçmişten biraz daha farklı bir tabloyla başladı. Dizi sektörü de içine düşülen kısır döngüyü görmüş olmalı ki, yeni yapımlar az çok değişik tattaki içeriklere sahip. Eskiler mola verdikleri yerden aynı içerik performansıyla yol alıp yenilikçilik vasfından uzak kalırken, yeni işlerden bazıları ekrana taze soluk getirmeyi başarmış halde. İzleyici de bunları boş geçmedi neticede.

‘Masumlar Apartmanı’, ‘Kırmızı Oda’ gibi psikiyatrik gerçeklikleri roman uyarlaması olarak senaryolaştıranlara ilgi büyük oldu mesela… İnsanlar, yapay dünyalarda zaman öldürmektense başkalarının sorunlarıyla bütünleşmeyi daha çok sevdi. Öte yandan ünlülerin dünyasında işlerin nasıl yürüdüğünü gerçeklerle özdeşleşerek aktaran ‘Menajerimi Ara’ misali uyarlamaya da rağbet gösterildi.

Asıl güzel olansa, bu sezonun getireceği dizilerdeki yeniliklerin bu kadarla kalmayacak olması. Mesela TRT 1’de yayına girmeye hazırlanan yapımlar ‘Dizilerde yenilikler tam gaz’ dedirtecek türden içeriklere sahip. Dizi-program harmanı vasfındaki ‘‘Türkan Hanım’ın Konağı’’ ile sabah programlarına yeni bir renk katan TRT 1, şimdi de hem tarihe uzanan yeni bir kahramanlık coşkusunu, hem de bozkırdan seslenen bir Anadolu masalını izleyicisiyle buluşturacak. Biz de bu iki yapıma kısaca değinip dikkatinizi çekmek istedik.

EKRANIN TARİHE ‘UYANIŞ’I!

‘Tarihten edindiğimiz en iyi şey, onun uyandırdığı coşkudur’ demiş tarihin ünlü ismi Goethe. Bu sözün günümüzdeki karşılığı, son dönem ekranlarında artışa geçen tarih dizisi tutkusu olsa gerek. Bu noktada en bol örnek veren de TRT 1 olmakta şimdilerde.

Yazının devamı...

İyi Günde Kötü Günde dedik mi?

16 Eylül 2020

Pek çok insanın aklına takılan konulardan biridir… Evlilik. Tanım itibariyle, iki kişinin belli kurallar çerçevesinde bir araya gelmesi şeklinde kısaca özetlense de evlilik konusu işin formalitesinden çok daha derinlikli bir durum. Yani toplumun temelini oluşturan aile yapısını tesis etme vasfının ötesinde algılamak gerek, evlilik olayını.

Hal böyleyken ‘Evlilik insanların hayatına düzen ve mutluluk mu getiriyor yoksa kişileri mutsuzlaştıran bir engel mi’ sorusu çıkıyor ortaya. Kuşkusuz bu sorunun cevabı tarafların birbirlerinden ne beklediklerine, evliliği neden istediklerine ve bu birlikteliğe ne kadar katkıda bulunacaklarına bağlı. Dolayısıyla işin püf noktası ve evliliğin algılanış biçimi, doğru insanı bulmakta gizli desek yeridir. Hani ünlü filozof Konfüçyüs’ün ‘Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir, içeriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur’ sözüyle de işaret ettiği gibi ‘içerik’ oldukça önemli.

Nasıl ki, aşk ve evliliği ana tema edinip bunları üçgenler kurarak evire çevire işleme merakındaki kurgu dünyası için de geçerli bir saptama bu… İçeriği sağlam temele dayanan evlilik-çift yaratma odaklı aşk dizileri ilgi çekmeyi başarıyor. Gerçi sayılamayacak kadar çok yapım üretme durumundaki dizicilerin içeriği ne oranda önemsedikleri de ayrı bir konu ya… Dizi bolluğunda aşk ve evlilik konusunda fark yaratması pek kolay olmayan hikâyelerin kahramanlarının doğru seçilmesi eksiği kapatabiliyor bu noktada! Nitekim ekranlarımızda yerini alan ‘İyi Günde Kötü Günde’ dizisinin tablosu da bu gerçekle paralel çıktı karşımıza.

Şöyle ki; O3 Medya’nın yapımını üstlendiği Star TV dizisinin Pelin Karamehmetoğlu ve Aksel Bonfil tarafından kaleme alınan senaryosu başlangıç itibariyle yabancısı olduğumuz bir tablo sunmuyor bize. Bu nedenle, sonrasını bilmem ama… Şu an için sürprizlerle dolu sağlam temeli olan bir içerikten söz etmek pek mümkün değil.

Bir yanda gelinliğiyle terk edilmiş olmanın üzüntüsünü ve öfkesini yaşayan, buna karşın başkalarının düğün organizasyonlarını yaparak inadına hayata tutunmayı başaran ve nihayetinde kendisini bırakıp kaçan adamın düğününü organize etmek durumunda kalan Leyla… Diğer yanda düğünden kaçma nedenini herkesten saklayan ve yıllar sonra yeni bir evliliğin arifesinde olan Sarp… Kaderin garip cilvesiyle yeniden karşılaşan bu ikilinin ortasındaysa, tüm iyi niyetiyle Sarp’a güvenerek evlilik hayalleri kuran ve Leyla’ya hemencecik kanı kaynayan Melisa… Ve tabii bu üçlünün çevresindeki aile-arkadaş gurubu.

Görüldüğü üzere aşk üçgeni-aile denklemini yansıtırken kullanılan tipik şablon bir kez daha karşımızda. Esasen bu durumu çok da yadırgamamak lazım. Zira ekranlardaki gençlik-romantizm-komedi üçlüsünü harmanlayan dizilerin çoğu aynı isimler tarafından kaleme alınmakta. Bu da içerik ve karakter benzeşmelerine sebep oluyor haliyle.

Peki, içerik kanadında durum böyleyken gönül rahatlığıyla ‘İyi Günde Kötü Günde’ dedik mi? İlerleyen bölümlerde demeyi sürdürmemiz mümkün mü? Diziye çekicilik katan detayları yorumlayarak bakalım hemen.

Yazının devamı...

‘Baraj’ kolay yıkılır mı?

6 Eylül 2020

Hayat… Bilinmeyenin gizemini, bilinenin güzelliğiyle harmanlayarak bize sunulan bir nimet! Elbette ki bize düşen, kaygılara çok dalmadan bu nimetin tadını çıkartmak. Lakin içinde sayısız soru barındıran hayatın doğal akışından faydalanırken her şeyin pürüzsüz, dikensiz gül bahçesi kıvamında olmadığı da bir gerçek. Zira en beklenmedik anda karşımıza sürprizler çıkartabilir ve mevcut durumu tersyüz edebilir hayat. Ünlü guru Osho’nun da dediği gibi… ‘Hayat böyledir işte. Ona hazırlanamazsın, onun için hazır olamazsın. Güzelliği, mucizesi de budur, seni hep hazırlıksız yakalar, hep sürpriz yapar’!

Nasıl ki geçtiğimiz sezonun orta yerinden ekran yolculuğunu başlatan ‘Baraj’ da maalesef hayatın sürprizinden nasiplenen bir iş oldu. İlk bölümüyle Total’de üçüncü, AB’de dördüncü gelen dizi, ikinci bölümde de aynı sıralarda yer aldı. Ancak Feyyaz Duman, Biran Damla Yılmaz, Burak Yörük üçlüsünü buluşturan yapımın bu iyi başlangıcı salgın dolayısıyla kesintiye uğrayınca durum değişti. Yeni sezonu ilk ağızdan başlatarak üçüncü bölümüyle izleyicinin karşısına çıkan dizi Total’de altıncılığa, AB’de de sekizinciliğe gerileyerek sezon açılışını yaptı.

Açıkçası ilk iki bölümüyle ilgi gören bir işin merakla beklenmesi ve aylar sonra gelen devamının da izleyici toplaması gerekmez miydi? Normalde öyle olması lazım. Ama ‘Baraj’da bu merak ve ilgi gerçekleşmedi ne yazık ki. Bu durumun sebebi nedir? İlgiyle karşılanması gerekirken üçüncü bölümden gerileyen ‘Baraj’ kolay yıkılır mı peki? Üç bölüm genelinde değerlendirerek yapalım yorumumuzu.

‘BARAJ’ ENERJİSİNİ HİSSETTİREMEDİ

Asıl adı Naser Malek Motiee olan Nasır Melek’in Nazım karakterinde yer alarak Türkan Şoray ve Tarık Akan’la başrolü paylaştığı 1977 yapımı Yeşilçam filmi ‘Baraj’ın dizi uyarlamasında dikkatimizi çeken ilk olumsuzluk, Safa Önal’ın senaryosuyla yaratılan filmin enerjisini tam hissettiremeyişi oldu.

Şöyle ki; Temelinde, Edmond Rostand tarafından gerçek hayat öyküsünden esinlenerek yazılmış olan ünlü ‘Cyrano de Bergerac’ın da izlerini taşıyan hikâyenin anlatım tarzı, sahnelerin kurgusu oldukça zayıf. Akışın gereğinden fazla yavaş olması da buna tuz biber.

Dahası konunun işlenişinin, hikâyenin özünü teşkil eden Nazım’ın duygularıyla aktarmaktan ziyade Nehir karakteri üstünden şekillendirilmiş olması da olumsuz etken. Bunları daha net ortaya koymak için kısaca ‘Baraj’ filmine değinmek isterim.

Nazım, medeniyetle tek bağlantısı hafta sonları onları şehre götüren kamyon ve gelen mektuplar olan yerdeki, baraj inşaatında çalışan bir ustabaşıdır. Tarık Akan tarafından canlandırılan Orhan da çalışmaktan yırtmak için fırsat kollayan serseri bir tip olarak her daim Nazım’dan azar işitir, tokat yer. İşçilerin önünde madara olduğu için Nazım’a kinlenen Orhan, ona hiç mektup gelmediğini fark edince olayların seyri değişir. Kendisine gelen her mektubu uluorta okuyan Orhan, Nazım’ı arayışa sürükler. Bu arayışın sonuda, gazetedeki mektup arkadaşı köşesinden bulduğu genelev emekçisi Aysel çıkar ortaya. Böylece Aysel ile Nazım arasında duygu dolu mektuplaşma süreci başlar. Ama Nazım’ın kendine güvensizliğinden dolayı kadına Orhan’ın resmini yollaması işleri karıştırır. Sürpriz biçimde

Yazının devamı...

Yaz gözdesi ‘ego’ tatmini!

31 Ağustos 2020

Gelen gideni aratırmış… Atalardan kalma bu sözün doğruluğunu, yeni umutlarla başlangıcını yaptığımız 2020’nin getirdiği salgın belası sayesinde oldukça net biçimde gözlemliyoruz. Henüz kesin sonuç alınmamış aşılar bir umut gibi görünse de, gerçekte daha ne kadar süreceği tam bilinmeyen, durup durup alevlenen ve yaşanan gelişmelerle medyamızın temel haber konusuna dönüşen corona virüs hayatımızın her aşamasını etkilemekte. Dizi ve sinema sektörü de doğal olarak bu süreçten nasiplenmiş halde.

‘Önünü görememe’ noktasında sinema sektörü daha fazla risk taşırken, ekrana iş yapanlar için durum daha toleranslı. Dizi çalışmalarına, sanki salgın bitmişçesine tam gaz devam eden sektörde yeni sezon yapımları da birer birer izleyiciyle buluşturuluyor. Kuşkusuz bu durum kanallar ve diziciler için avantaj sayılsa da, setlerde emek verenler bazında, sağlık açısından yüzde yüz güvenli olduğunu söylemek mümkün değil.

Nitekim geçtiğimiz günlerde BluTV için hazırlanan ‘Saygı-Bir Ercüment Çözer’ dizisinin ekibinin corona testleri pozitif çıkmıştı. Nejat İşler, Boran Kuzum, Miray Daner gibi sevilen isimleri buluşturan ve merakla beklenen dizinin, dört bölümün ardından, çekimlerinin apar topar durdurulduğu haberi medyada yerini almıştı. Keza yabancı diziciler de oyuncularına set öncesi test yaptırarak salgın tedbiri almakta bu süreçte. Tabii tüm bunların yeniden hız kazanan virüs vakalarına karşı ne derece etkili olabileceği meçhul.

Anlayacağınız her ne kadar diziciler, devam eden hayatın gereği olarak, çalışmalarını sürdürseler de, maskesiz ve mesafe gözetmeye imkân olmayan bir ortamda yürütülen çekimlerde istenmeyen durumların ortaya çıkma ve sektörün bundan etkilenme riski orta yerde durmakta.

Nasıl ki bu gerçeğin etkisi yaz aylarında daha net gösterdi kendini. Salgının gölgesinde yol almak durumunda kalan yaz ekranlarında bundan dolayı hayli kısır bir tablo sergilendi. Maalesef dizi bakımından ne yeterli aşk renkliliği yaratılabildi, ne de heyecan ve merak uyandıran işlere imza atıldı. Hal böyleyken sinema filmlerinden de bolca medet uman yaz ekranını kurtaranlar ‘Yarışmalar’, daha doğrusu yarışmalarla gelişen ‘Ego tatmini’ oldu.

Maşallah her türden egoyu tatmine müsait yarışma mevcut kanallarımızda zaten. Yenilerden eskilere, yarışma portföyü oldukça zengin. Yaz sezonunda en popüleri de ‘MasterChef Türkiye’. Peki, yazın en çok konuşulan yapımı olma pozisyonundaki yarışmada tablo nasıl? Reyting kriterini bir tarafa bırakarak birkaç kelam edelim.

EGO TATMİNİNDE LİDER, ‘MASTERCHEF’ ÇEKİŞMESİ

Yazının devamı...

TRT yeni programa doymuyor!

24 Ağustos 2020

Çocukluğumda her kanalını severek izlediği TRT, şimdilerde yeniden ilgi odağıma dönüştü. Neden derseniz… Dizilerinden belgesellerine, sinema kuşaklarından yarışmalarına oldukça kayda değer işler sunuyor izleyicisine. Üstelik format çeşnisi yaratmanın yanı sıra yapım kalitesine önem vermeyi de unutmuyor. Bu yönüyle özel kanallara fark attığı muhakkak. Nasıl ki, yeni sezon hazırlıkları sürerken de aynı tabloyla karşılaşıyoruz.

‘Uyanış: Büyük Selçuklu’ dizisiyle tarihe bir pencere daha açmak için kolları sıvayan TRT 1, bir yandan da hem ‘Fazlası Zarar’ demenin, bir yandan da ‘‘Türkan Hanım’ın Konağı’’nda sımsıcak bir aile atmosferi sergilemenin hazırlığında. Gelin bir göz atalım bu yapımlara…

TÜRKAN HANIM’IN KONAĞI’’NIN YENİLİKÇİLİĞİ…

İnsanlar her ne kadar çoğunlukla monoton bir yaşam sürmenin verdiği alışkanlıkla ekranın karşısına geçip, klişelerle yaratılmış işleri izleme durumunda olsalar da… Değişimin, farklılıkların yaratacağı heyecanı tatmayı kim istemez ki?

İşte Türk televizyonlarında bir ilki daha gerçekleştirmeye ve yeni yayın dönemine iddialı yapımlarla girmeye hazırlanan TRT 1’in yepyeni formatı ‘‘Türkan Hanım’ın Konağı’’ tam da bunu tattıracak kıvamda bir iş!

Şöyle ki; ‘‘Türkan Hanım’ın Konağı’’nın yenilikçi formatı, bize,aynı anda hem bir dizi hem de bir program izleme fırsatı sunan türden. Konuyu biraz açacak olursak…

Yediden yetmişe tüm izleyicileri ekran başına davet eden ‘‘Türkan Hanım’ın Konağı’’,dizi yönünden bakıldığında, tam anlamıyla özlenen sıcacık bir aile ortamı sunma niteliğinde. Birbirlerinin sevinciyle sevinen, derdiyle kederlenen insanların hikâyelerini ekrana taşıyacak olan yapım hep beraber gülüp, hep beraber ağlayan, içine sonsuz mutluluklar sığan kocaman bir konak atmosferini ayağımıza getirecek. Dahası o konakta hayattan çıkartılan küçük mutluluklar en kıymetli anlara dönüşürken, ihtiyaç duyan herkese omzunda yer veren Türkan Hanım’ın varlığında canlanan konaktaki yaşanmışlıklardan kendimize de pay çıkartabileceğiz. Yani hem sıcak-samimi, hem de gerçekçi bir dizi yapısına sahip.

Öte yandan

Yazının devamı...

Yeni sezonda ruha dokunuşlar

16 Ağustos 2020

‘Nasıl geçti habersiz’ dedirten ve salgının sebep olduğu sıkıntılarla keyif kaçırtan bir yazın sonuna yaklaşıyoruz. Önümüzdeki günler, durgunluk ve kaygı yönünden geride bıraktıklarımızı aratacak mı, bilinmez ama kendi normaline kaldığı yerden devam eden kurgu dünyası durgunluktan silkinmiş görünüyor. Şimdilerde oldukça iddialı ve hareketli durumda.

Bu doğrultuda yeni sezon dizilerinin tanıtımları da yavaş yavaş gündeme gelmeye başladı. Her kanal elini güçlü tutma kaygısıyla hareket ettiği için yapımcılar proje üretme yarışında adeta. Medyadaki haberlerden de görüleceği üzere, salgın kısıtlayıcılığına rağmen dizi sektörümüz hız kesmeden proje üretmeye soyunmuş. Eskilerin yanı sıra her türden yeni yapımın hazırlıkları sürmekte. Biz de aralarından ruha dokunuşlarıyla dikkatimizi çeken iki yeni diziye ön değerlendirmede bulunup sizlerle paylaşmak istedik.

ÇÖP APARTMANI’NDAKİ HAYAT APARTMANI…

Şimdilerde pek rastlamasak da ‘çöp ev’ haberleri bir ara oldukça sık yer buluyordu medyada. Hatta dört yıl önce Kadıköy’de iki kardeş, kendilerine ait olan tarihi binada ellerine geçeni biriktirip, mahalleliyi canından bezdiren ‘çöp apartman’ yaratarak medyaya konu olmuşlardı. Daha önce de defalarca belediye ekiplerince temizlenen ‘çöp apartman’ şimdilerde ne halde meçhul ama yeni sezonda bu haberle oldukça benzeşen türden bir ‘Çöp Apartmanı’ tablosu yer alacak ekranlarımızda. Peki, neler göreceğiz bu apartmanda?

TRT 1’de yayınlanmak üzere OGM Pictures tarafından hazırlanan ‘Çöp Apartmanı’, psikiyatrideki deneyimlerini kitaplaştırıp başka insanlarla paylaşan Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun ‘Madalyonun İçi’ isimli eserindeki bir hikâyeden uyarlanmakta.

Budayıcıoğlu’nun kendisinin ve 17 hastasının neler yaşadıklarını tek tek anlattığı ‘Madalyonun İçi’ kitabında en çok ilgi gören bölüm diyebileceğimiz ‘Çöp Apartmanı’, renkli ve dokunaklı bir hikâye sunacak bize.

Kendilerine ait büyük bir apartmanda oturan üç kız kardeşin eve aldıkları hiçbir şeyi atamama şeklindeki psikolojik bozukluklarıyla ortaya çıkan öykü, gittikçe biriken eşyaları-çöpleri koymak için diğer dairelerdeki kiracıları çıkartmalarıyla gelişecek. Safiye’nin odak noktası olduğu bu gelişimde dairelerin hepsini, ağızları kırmızı kurdelelerle bağlanmış, çöp torbalarıyla dolduran kız kardeşler temizlik takıntısından gelişen bu dramatik yaşanmışlığın gerçekliğini sunarken, senaryo da bunları psikolojik dokundurmalarla harmanlayıp ‘Çöp Apartmanı’ndaki dramı ‘Hayat Apartmanı’na çevirerek yansıtacak izleyiciye.

Görüldüğü üzere, Deniz Madanoğlu tarafından kaleme alınıp Çağrı Lostuvalı tarafından yönetilecek olan dizi, hayatın içinden bir öyküye sahip ve sahte dünyalardan ziyade gerçeğe dayalı dramatik insanlık hallerini hissettirme özelliğinde. Bu da diziyi merakla beklememize sebep oluyor haliyle.

Yazının devamı...

Pandemi’den komedi çıktı!

5 Ağustos 2020

‘Her durumdan vazife çıkartmak’ insanların hızlı etkileşimli yaşam rutininde bir geleneğe dönmüş durumda adeta. Eğrisine doğrusuna, yerlisine yersizine bakılmadan fırsatı kaçırmamaya yönelik işgüzar mantık giriyor devreye ve hemen kollar sıvanıyor. Kurgucular da bundan geri kalmamak için ellerinden geleni yapıyorlar doğrusu. Nasıl ki, farklı biçimlerde vazife çıkartmalara sahne olan pandemi yani salgın sürecinde dizi sektörünün duruma uygun icraatlarını gördük hep birlikte.

Nitekim ‘‘Pandemi’den komedi çıktı’’ dedirten içeriğiyle varlık göstermeye hazırlanan ‘Süt ve Kurabiye’ isimli komedi dizisi de, bu vazife çıkartma alışkanlığının bir yansıması olarak, sahnede yerini almak için gün saymakta.

SALGINA ‘SÜT VE KURABİYE’ BAKIŞI MI DEDİNİZ?

‘Süt ve Kurabiye’dendi mi hemen 80’li yılların sonunda TRT’de yayınlanıp günümüze kadar hafızlardan silinmeyen çocuk programı ‘Susam Sokağı’ gelir aklıma… Ve tabii doymak bilmeyen iştahıyla tabağındaki kurabiyeleri lüpleyip ‘Bir bardak da süt lütfen’ diyen sevimli Kurabiye Canavarı! Gerçi aynı isme sahip olan ve süt-kurabiye ikilisine kavuşma isteğine karşılık bulamamış küçük bir kızın bu hayal kırıklığıyla baş etme öyküsünü anlatan ‘Milk and Cookies’ isimli kısa film de var ama kurgu dünyasında… Kurabiye Canavarı’nın anısı her şekilde ağır basmakta.

Şimdiyse bu süt ve kurabiye deneyimine yeni bir boyut açılıyor… Salgına ‘Süt ve Kurabiye’ bakışı olarak! Doğrusu bu müthiş ikilinin pandemi döneminin şartlarını yansıtan bir komedi dizisine isim olacağını hiç düşünmezdim. Zira salgın gerçekleri söz konusu olduğunda işin boyutu komediyi kaldırmayacak derecede ciddileşiyor. Gülünecek durumdan ziyade hayati risklerin yarattığı dramatiklik ve önemle üstünde durulması gereken tedbirler öne çıkıyor.

Öte yandan ünlü yazar Mark Twain’in de işaret ettiği gibi ‘Mizah, insanlığın en büyük nimeti’… Ve insan denilen varlığın, her durumdan vazife çıkartma alışkanlığının yanı sıra, en olumsuz hallerden dahi gülünecek bir tablo yaratabilme özelliği mevcut. Anlayacağınız pandemide bile güleriz ağlanacak halimize! Hal böyleyken pandemiye-karantinaya ‘Süt ve Kurabiye’ bakışı da gelişiveriyor rahatlıkla. Gelişmesine gelişiyor da, nasıl bir bakışla?

Bu noktada yapımcılığını Arte Film Medya’nın üstlendiği dizi izleyicisine ne anlatacak derseniz…

Senaryosu Kamuran Süner ve Osman Kaya’ya ait olan, yönetmen koltuğunda Osman Kaya’nın yer aldığı

Yazının devamı...

Hanımağa’nın Gelinleri kaçmaz!

25 Temmuz 2020

‘Her şerde bir hayır vardır’ der büyüklerimiz. Virüs salgınıyla gelen zorunlu kısıtlamalar da bu tarz bir durum yarattı. Olumsuzluktan, olumlu haller yakalanır oldu. İnsanların çoğunu daha temkinli davranmaya yönlendirirken, sosyalleştikçe yalnızlaştığımız modern yaşam düzeninde aile-ev ortamı gibi unutulmaya yüz tutan değerleri daha bir öne çıkarttı sanki bu pandemi süreci!

Nitekim diziler ve filmler de bu doğrultuda kişilerin ev ortamında faydalandıkları en önemli eğlence kaynağı haline geliverdi. Gerek dijital platformlardaki, gerekse ekranlardaki yapımlara yoğunlaşıldı ister istemez. Sinemaların henüz eski vizyon performanslarına ulaşamadıkları gerçeğinde, beyazperde dışında da kayda değer işlerin varlık göstereceği ispatlandı adeta.

‘The Platform’, ‘The Old Guard’ gibi filmlerini izleyicisiyle buluşturan Netflix… ‘Tedavi/TheCured’, ‘Cennet Projesi/Lazarus Project’, Mayın/Mine’gibi kaliteli yapımların ilk gösterimlerini gerçekleştirerek izleyicilere ev ortamında sinema zevki tattıran FilmBox misali platformların yanı sıra ekranlarda da sinema şöleni yaşanır oldu. Nasıl ki bu hususta TRT’nin de önemli katkılarda bulunduğu bir gerçek.

’12 Punto TRT Senaryo Günleri’ ile sinema sektörüne yeni bir soluk getiren ve senaryolara destek vererek projelerin gelişmesine katkı sağlayıp uluslararası ortak yapımcı bulmalarına fırsat yaratan TRT, bu alandaki hamlelerini artırarak sürdürmekte. Bayrama özel hazırlanan ‘‘Hanımağa’nın Gelinleri’’ filmi de bunun son örneği!

Peki, 31 Temmuz Cuma Kurban Bayramı’nın ilk günü saat 20.00’de TRT 1’de yerini alacak olan ve ‘‘Hanımağa’nın Gelinleri kaçmaz’’ dedirten bu yapımın özellikleri neler? Tanıtımına dayanarak kısaca değerlendirelim.

ÇANAKKALE’DEN BİR AİLE ÖYKÜSÜ…

Usta oyuncuların kamera karşısına geçtiği ve Medya Fikir Kulübü tarafından gerçekleştirilen ‘‘Hanımağa’nın Gelinleri’’ filmi Çanakkale’de bir aile tablosunun içine sokuyor izleyicisini. Bu tabloda başköşe, Çanakkale’de geniş bir çiftliğe sahip olan Dilber Hanımağa’ya ayrılmış. Onun üstünden aile içi ilişkilerin anlamına, çocukların yuvadan ayrıldıktan sonra özel yaşamlarını bahane ederek aile büyüklerini ihmal ettikleri gerçeğine, hayatın bizim isteklerimiz dışında bir akışa sahip olduğuna, bayramların-hastalıkların birleştirici özelliğine ve büyüklerin aileyi toplama mücadelesine vurgu yapılmış. Böylece filme hem gerçeklerle bağdaşan bir özellik katılmış hem de izleyicinin eğlenirken durup düşünmesini sağlayacak bir öykü yaratılmış.

Şöyle ki; Çanakkale Hanımağası olan Dilber, bayramı çocuklarını bir araya toplayarak geçirmek ister ama tıpkı yaşamın içinde de olduğu gibi, kendi yaşam mücadelesini verirken aile büyüklerini ihmal ederek yaşayan çocuklar iş bahanesiyle çiftliğe gelmek istemezler. Fakat evdeki hesap çarşıya uymaz, beklenmedik bir gelişme çocukların iş bahanesini alt eder.

Yazının devamı...