Yazın dikkat çekeni…

6 Mayıs 2022

‘Zaman su gibi akıp gidiyor derler. Halbuki zaman değil biz geçip gidiyoruz’ demiş ünlü sosyolog-düşünür Max Weber. Ne kadar doğru değil mi? Bizler zamanın içinde su gibi akıp giderken hayattaki pek çok şey de aynı hızla birer birer değişmekte.

Nasıl ki ekran dünyası da sürekli bir değişimin içinde yuvarlanıp gidiyor. Hikâyesi bittiği ya da reyting maratonuna nefesi yetmediği için ömrünü tamamlayan yapımlar ekrandan çekilirken onlardan boşalan yerleri doldurmak için hemen yenileri çıkıyor ortaya. Tıpkı hayat gibi! Nitekim şimdilerde yeni dizi hazırlıkları tam gaz sürmekte. İzleyiciyle buluşacak işler ufak ufak yüzlerini göstermekte.‘Kusursuz Kiracı’, ‘Senden Daha Güzel’, ‘Gizli Kalsın’, ‘Seversin’… Yaz için planlandığı haberleriyle medyada yer alan yapımlar. Yanı sıra yaratacakları çiftlerle de döneme damga vurmaya adaylar.

Muhakkak ki bu dizilere pek çok yeni eklenecek süreç içinde. Hal böyleyken halihazırda aralarından dikkatimizi çeken ‘Seversin’i ele alıp kısaca ön değerlendirmede bulunalım istedik biz de… Buyurunuz…

‘SEVERSİN’LE BİR YAZ DİZİSİNE BAKIŞ…

Yaz dizisi dendi mi akla gelen ilk şey aşkın mizahla buluşması oluyor öncelikle. Bu yaklaşımın yadırganacak bir tarafı yok kuşkusuz. Zira yaz olayının temelinde, insanların bir parça gerginlikten kurtulup rahatlama arzusu yatmakta sonuçta. Dolayısıyla yaz aylarında ekranların ağır konulardan ziyade eğlenceli ve romantik içeriklere sahip dizilere yönelmeleri gayet normal.

Nasıl ki, yapımcılığını Kanal D İç Yapımlar’ın üstlendiği… Senaryosu İlker Arslan ve Barış Erdoğan tarafından kaleme alınan ‘Seversin’ de böylesi bir yapım. Bana göre beğenilme şansı da gayet yüksek. Neden derseniz…

Fragmanından değerlendirme yaptığımızda… Oyuncuların çekişmeli dünyasından romantizme ve mizaha dalacak olan ‘Seversin’in konusunun ilginç ayrıntılar sunabileceğiniz söyleyebiliriz ilk etapta.

Şöyle ki; Kurgulardaki aşıkların klişesine dönen deniz kenarında birbirlerine koşma olayıyla kendilerini gösteren çiftin bir anda ters köşe eden tartışmacı tablosuyla tanıtımını yapan

Yazının devamı...

Kötülüğün sevimli yüzleri…

19 Nisan 2022

Sevimlilik ve kötülük… Birbirleriyle taban tabana zıt kavramlar.Gel gör ki, hayatın gerçeklerinde bu zıtlık sıkça birbiriyle harmanlanmış olarak çıkıyor karşımıza. Türlü kötülüklerin mimarı olanlar, erdemli ve sevimli kimliğiyle boy gösteriyorlar rahatlıkla. Üstelik hiç zorlanmadan kabul de görüyorlar sonuçta. Nitekim ‘Karakterler’ romanıyla ünlü yazar Bruyerede ‘Erdem kılığına girmemiş, ondan destek almamış kötülük var mı’ sözüyle saptamış bu gerçeği.

Hal böyleyken kurguların da en büyük desteği içeriklerindeki kötü karakterlerin başarılı performansı oluyor çoğunlukla. Buradaki en önemli başarı kriteriyse, karakterleri, onların zarar verici-kötücül eylemlerini önemsizleştirecek biçimde yapılandırmak! Kötülük kavramına takla attıran bu kurgusal yaklaşım özellikle son dönemlerde sıkça karşımıza çıkar oldu.

Nasıl ki, bu sezon da başarılı yapımların ivmesini artıranlar, izleyiciye çekici gelebilecek tavırlarla kötülüklerini sergileyip ‘Kötülüğün sevimli yüzleri’ tanımlamasını fazlasıyla hak eden karakterler. ‘Delidir ne yapsa yeridir’ misali kötülükleri meşrulaştırmadaki bu tabloyu en popüler karakterle örnekleyecek olursak… Bunlardan biri ‘Mahkûm’un Savaş-Barış tiplemesi… Diğeri ‘Kardeşlerim’in Akif’i… Bir diğeri ‘Yargı’nın Yekta’sı!

BARIŞ’IN SEVİMLİ PSİKOPATLIĞI ‘MAHKUM’UN CANI!

Psikopatlığın sevimlisi olur mu demeyin. Bal gibi de oluyor. Nitekim İsmail Hacıoğlu’nun oyunculuğuyla uçurduğu Barış karakteri bunun en net örneği.

Alt yapısı baba sevgisinden yoksunluğa ve evlat ayrımcılığından kaynaklı duygusal yıkıma dayanan bir psikopatlıkla karşımıza çıkartılan Barış, aşk ve felsefeyle harmanlanmış bir kötülük timsali. Ancak onu bu konuda benzerlerinden ayrı bir yere koymamızdaki asıl sebep, karakterin gider gelir akıllı tavırlarını alabildiğine masumlaştıran ve neredeyse seri katil potansiyelindeki cinayetlerini unutturan şirinlik yansımaları.

Buradaki duygusal aktarım öylesine güçlü ki, ikiz kardeşini dahi gözünü kırpmadan öldüren Barış’ı hiç yadırgamadan kabullenip sevebiliyoruz. Dahası onun küçük yaştan itibaren soyadını her şeyden üstün tutan karanlık ruhlu bir baba tarafından örselenmiş olmasına, büyük aşkını ve oğlunu ikiz kardeşine kaptırmasından dolayı uğradığı yıkıma duygulanabiliyoruz mesela. Ayrıca yeri geldiğinde hayli romantik olabilen Barış’ın çocuklarla iletişimi de oldukça sıcak. Can düşmanı Savcı’nın kızına dahi kötülükten uzak bir yaklaşım sergileyerek sevimli psikopatlığa farklı boyut katıyor sonuçta.

Bu noktada karakterin çok iyi yazılmış olması büyük etken kuşkusuz. Tabii cinayet işlerken dahi şirinlikten taviz vermeyen ve söylemleriyle yaptığı eylemin kötülüğünü görünmez kılan Barış’ın bu başarısında İsmail Hacıoğlu’nun renkten renge girebilen oyunculuğunu da vurgulamakta fayda var.

Yazının devamı...

Yüz güldüren gelişim…

28 Mart 2022

Gelişmek… Yani iyiye giderek değişmek ve ilerlemek… Hayatın en önemli gerçeklerinden. Kim gelişimin gereksizliğini iddia edebilir ki zaten? Zira hem kişisel açıdan ilerlemek hem de globalleşen dünyanın gidişatında başkalarından geri kalmamak için klişeleri değiştirip yeni bir tempoyla gelişmek şart. Nitekim ‘Değişim olmadan gelişmek imkansızdır. Zihnini değiştirmeyenler hiçbir şeyi değiştiremezler’ sözüyle bu gerçeği çok net vurgulamış yazar Bernard Shaw.

Keza bu hakikat kurgu dünyası için de geçerli. Hacmi milyar dolarlara varan büyüklükle ifade edilen televizyon sektörünün en önemli unsurlarından olan Türk dizilerinin uluslararası boyut kazandığını düşünürsek… Gelişimin önemi daha netleşmekte. Rutin hikâyelerle, heyecan uyandırmayan karakterlerle yol almakta inat edenlerin, varlık gösterme yarışının çok sert olduğu bu sektörde, istedikleri noktaya gelemeyecekleri aşikâr. Dolayısıyla yaratıcılık barındıran değişimler kurguların başarısında anahtar konumunda diyebiliriz rahatlıkla.

Nasıl ki halihazırda dizi ihracatında ABD’nin ardından gelen ve bir anlamda ülkemizin kültürel gücü pozisyonunda olan dizi sektörümüzde böylesi gelişim rüzgârları esmekte. Hem izleyicinin hem de sektörün yüzünü güldüren bir ilerleme tablosu mevcut. Gerek televizyon kanallarında gerekse dijital platformlarda yer alan yapımlar arasında alışılmışın ötesinde performanslarla farklılık sergileyen işlerin sayısı hızla artmakta. Bu olumlu durumu birkaç fark yaratan yapımla örnekleyecek olursak…

FARK YARATAN DİZİLERDEN ÖRNEKLER

Türk dizilerinin yurt dışındaki varlığı dendiğinde sayısız örnek sıralanabilir bu konuda. 2003’te ‘Deli Yürek’le başlayan dizi ihracatımızın yıldan yıla hız kazandığı da muhakkak. Peki ya işin kalite ve gelişim boyutu?

Burada öncelikle üstünde durulması gereken husus yabancıların dizilerimize hangi kriterlere göre ilgi gösterdikleri olmalı! Hal böyleyken başlarda en önemli etkenin, bizdeki yaşam tarzlarına özgü hikâyeler ve karakterlerle yabancılara farklı atmosferler sunulması olduğunu söyleyebiliriz. Lakin süreç içinde bu farklılıklar kendilerini geliştiremeyip klişelere dönüşünce ortaya konulanların kanıksanması ve içeriklerin değer kaybı kaçınılmazdı. Öyle de oldu. Arz bolluğuna karşın geniş kitlelere hitap ederek akıllarda iz bırakan ve dünya çapında iyiler arasında anılan işler pek çıkamadı maalesef. Dizi ihracatındaki ikinciliğimize rağmen 2021’de BBC’nin yaptığı uluslararası çaptaki değerlendirmede ‘En iyi 100 dizi’ arasına giremedik mesela.

Ancak son zamanlarda ortaya çıkartılan başarılı işler sayesinde bu tablo değişecek gibi duruyor. Nasıl ki izleyici kitlesi yüksek örnekler de bunun ispatı…

Yazının devamı...

Hatalar tat kaçırıyor

13 Mart 2022

‘Tekerrür eden şey aslında tarih değil, işlenen hatalardır’ demiş II. Abdülhamid. Kuşkusuz hatasız kimse yok bu hayatta. Dolayısıyla hata yapması kaçınılmaz olan insanların ortaya koydukları işlerde de hata olması gayet doğal. Lakin bu tarz hataların özen göstererek ve geçmişteki olumsuzluklardan ders çıkartarak önlenmesi de mümkün. Hani demişler ya… Hata yaptığında kabul etmek, ders almak ve tekrarlamamak önemli diye… İşte o hesap.

Nasıl ki, kurgularda sırıtan hatalar için de aynı durum söz konusu. Hayal ürünleri olsalar dahi gerçeklerle bağdaştırılabilecek mahiyetteki bu içerikleri yaratırken akışın ve olayların mantığına özen göstermek şart… Ki, bu hatalar sadece tat kaçırmakla kalmıyor yapımların da sonunu getiriyor. Bu olumsuzluğun en taze örneği de uyarlama performansından solayı orijinalinin de hakkını yeme pozisyonuna düşen ‘Son Nefesime Kadar’ dizisi. Hakkında erken final kararı verilen dizideki bu tat kaçıran hatalar nelerdi peki? Bakalım hemen.

SON NEFESİME KADAR’IN SONUNU GETİRENLER…

İddialı dizi olma hevesiyle yola çıkıp henüz yolun başındayken noktalanan yapım örneğinin bolluğu malumunuz. FOX ekranına büyük umutlarla çıkıp daha ilk bölümden yeterli ilgiyi göremeyerek reyting yarışına yenik düşen ‘Son Nefesime Kadar’ da bunlardan biri oldu maalesef. Peki, BAFTA Ödülü almayı başaran ‘Happy Valley’ isimli BBC polisiye dramasından Pastel Film tarafından uyarlanarak ekranlarımıza kazandırılmaya çalışılan yapım neden bu hale düştü? ‘Son Nefesime Kadar’ın sonunu getirenler neler?

Bu noktada diziyi başarısızlığa sürükleyen en önemli detay, uyarlamadaki atmosfer tadının ve hikâye enerjisinin yakalanamamış olması! Konuyu orijinal dizi üzerinden kıyaslama yaparak açıklayacak olursak…

Uyuşturucu sorununun tavan yaptığı küçük bir İngiliz kasabasında geçen ve kasabanın sorunlarının yanı sıra ailevi problemlerinin içinde boğulan… Bununla da kalmayıp intihar eden kızından yadigâr torununu yetiştirmek için uğraşan polis amiri Catherine Cawood’u odak noktasına alarak ilerleyen bir dizi ‘Happy Valley’. Bir uyuşturucu bağımlısını intihardan vazgeçirme çabasıyla yüzünü gösterenCawood’un en önemli sorunuysa, tüm çabalarına rağmen tecavüz suçundan yırtıp uyuşturucu bulundurmaktan hüküm giyen ve tahliye olduktan sonra kasabaya dönen Tommy Lee Royce…Çünkü kızının intiharından bu adamı sorumlu tutuyor. Tabii devamında başka olaylar da ekleniyor akışa.

İlk sezonunu bu sorunu çözerek tamamlayan ve devamını yeni suçların karanlığına gömülerek getiren orijinal diziyi benzerlerinden ayrı bir noktaya taşıyan en önemli detaya gelince… Gerçeklik duygusu yüksek ve yoğun şiddet tablosu barındıran içeriğiyle fark yaratıp buradan izleyiciyi kendine bağlaması!

Öyle ki, herkesin birbirini tanıdığı küçük bir yerleşim biriminde yaşanan bu şiddet hikâyesinde yok yok… En önemlisi de suçlunun baştan bilindiği bir akışta şiddet yoğunluğu kadar karakterlerin nelerle karşılaşacağına dair merak duygusunun da diri tutulmuş olması. Anlayacağınız adam kaçırma, işkence, cinayet, intihar, ailevi duygu patlamaları… Yoğun şiddetle harmanlanan ve karakterlerinin davranışlarını da bilinmezlikle donatan öykünün ivmesini yaratan unsurlar olarak katkı sağlıyorlar yapıma.

Yazının devamı...

Adı Sevgi’nin anlattıkları…

23 Şubat 2022

Sevginin gittikçe ötelendiği günümüz dünyasında her yaştan ve kesimden insanın türlü sorunlarla karşı karşıya olduğu; sevgiyi-aile bağlarını arka plana iten yozlaşmalarla mücadeleye giriştiği bir gerçek. Zira gelişen iletişim olanakları sayesinde etkileşimin daha güçlü olduğu ve insani değerlerin önemsizleştiği dünya düzeninde gerek yanlışları engellemek gerekse değerlerden ve doğrulardan ödün vermeden yaşayabilmek adına böylesi bir mücadele şart!

Hal böyleyken sayıları her geçen gün artan diziler de toplumsal sorunlara vurgu yapmak ve doğruları işaret ederek sevginin önceliğini vurgulayan içerikler geliştirmeye yöneliyor. Nasıl ki, senaryosu Filiz Alpgezmen ve Murat Can Tura tarafından kaleme alınan, yönetmen koltuğunda Sadullah Celen’in oturduğu ‘Adı Sevgi’ de bu misyonu benimseyenlerden.

Yunus Emre Yıldırımer ile Gizem Güneş’in başrollerini paylaştığı Koliba Film imzalı dizi, gerçek yaşamla paralel gelişen içeriğinde öğrencileri için her şeyi göze alıp onları yanlışlara sürükleyenlere karşı durma cesareti gösteren genç bir öğretmeni ön plana çıkartıyor. Eğitimden kopartılarak çocuk yaşta evliliğe sürüklenen kızlarımızın acı gerçeğini toplum bilincine yerleştirmek istercesine yaratılan Elif Öğretmen karakterinin bu noktada çok sözü olduğu muhakkak.

Fatih Al, Nihan Büyükağaç, Mehtap Bayri, Okday Korunan, Hande Kaptan, Asya Kasap, Mert Doğan, Serpil Gül, İlker Sami Kılıç, Asena Keskinci, Esat Polat Güler, Kürşat Demir, Ece Koroğlu, Cenk Hakan Köksal, Lara Domaç, Sıla Korkmaz, Arzu Güler, Bora Kırkım, Ozan Güçlü ve Berfu Öngören gibi isimlerin de kadrosunda yer aldığı dizinin içeriği kısaca özetleyerek irdeleyecek olursak…

Mesleğine tutku ve sevgiyle bağlı olan lise öğretmeni Elif’in Sarpça isimli küçük ilçeye gelmesiyle toplumsal sorunlara vurguda ilk adımı atan senaryo, gelişimini de evlenmeye zorlanan Zeynep’i bu durumdan kurtarma süreciyle yapıyor. Elif’in gelişi bir yandan Sarpça’da yaşayanların hayatında dönüm noktası oluştururken bir yandan da onun özveri ve sevgiyle harmanladığı öğretmenlik tablosuyla bu mesleğe yepyeni bir boyut açıyor.

Şöyle ki; Öğretmenliğin sadece okul dahilinde bir şeyler anlatıp sınav yapmaktan ibaret olmaması gerektiğini vurgulayan Elif karakteri sadece Zeynep başta olmak üzere öğrencilerinin geleceğe umutla bakmasını sağlamakla kalmıyor. Yanı sıra ilçede hüküm süren Baykara Ailesi’yle tek başına mücadelesi üstünden de örnek teşkil eder konumda. Çünkü göründüğü kadarıyla vurucu söylemleriyle akıllara kazınma potansiyelindeki Elif Öğretmen toplumda bir şeyleri değiştirmek için duyarsızlıktan silkinip cesaretle karşı koymak gerektiğini hatırlatma görevini üstlenmiş gibi durmakta.

Öte yandan ilçede değişim yaratmayı kafasına koyan Elif’le aynı bakış açısına sahip olup kendi ailesiyle mücadeleye girişen Emir karakteri de ‘Adı Sevgi’nin artılarından… Elif, Zeynep’in evlenmeye zorlandığı Baykara Ailesi’nin veliahdı Volkan ve Sarpça’nın üzerine kâbus gibi çöken bu aileyle tek başına savaşa girişirken Emir de ilçenin makus talihini değiştirmek için uğraşacak. Tabii bu süreçte Elif ile Emir arasında duygusal yakınlaşmanın doğması da kaçınılmaz.

Yazının devamı...

Oğlum’un çok sözü var!

2 Şubat 2022

Oğullarımız, kızlarımız… Yani evlatlarımız. Dar çerçevede ailelerin, geniş anlamda toplumların gelecekleri. Onlar üstüne söylenecek çok söz, yorumlanacak çok husus var kuşkusuz. Lakin bu noktada ilk öne çıkan konu, varlığımıza anlam katan çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimiz! Zira gerek ailelerin gerekse toplumların bekası ve dahi dünyanın selameti için oğulların, kızların sağlam ve düzgün karakterli olması çok önemli. Bozuk olanı düzeltmenin zorluğu muhakkak. Nitekim ‘Sağlam çocuklar yetiştirmek, arızalı insanları düzeltmekten kolaydır’ demiş kölelik karşıtı devlet adamı Frederick Douglass.

Hal böyleyken ailelerin ve çevresel faktörlerin yönlendiriciliği giriyor devreye. Çocuklarımızı yetiştirirken onlara gösterdiğimiz sevginin-toleransın-ilginin ölçüsü, öğretilerimizin niteliği-kalitesi ve baskıcı eleştiriden ziyade örnek olarak sevk ettiğimiz yolların doğruluğu ileride nasıl bir yetişkin çıkacağının ölçütü durumunda. Ne ekersek onu biçeriz nihayetinde. Hani ahlâkbilimci Joseph Joubert ‘Çocukların eleştirmenden ziyade doğu rol modellerine ihtiyacı vardır’ demiş ya… İşte o hesap.

Öte yandan oğullarımızı-kızlarımızı yetiştirirken onların kendi benliklerini yok etmemeye özen göstermemiz de önemli bir husus. Aksi takdirde sadece kalıplarla şekillenen kişilikler, özgür irade ortaya koyma yetisinden yoksun kalacaktır. Algılama, sorgulama ve zihinsel muhakemeyle doğruyu bulma becerilerinin yerini ezberciliğe dayalı bilgi edinmenin kısıtlayıcılığı alacaktır.

Velhasıl; çocuklara bilgileri verip doğruyu gösterirken onların söylediklerini dinlemek ve isteklerini göz ardı etmemek de geleceğin yetişkinlerinin kalitesi adına önemli bir ayrıntı! Dahası tüm bu önemli gerçeklerin çocukları ve dolayısıyla toplumları şekillendirmede etkili olan yetişkinlerin zihinlerine işlenmesi de şart. İşte tam da bu noktada yaşamla paralel yol alan ve günümüz insanının vazgeçilmez zaman geçirme aracına dönüşen kurguların yapıcı örnekliği ayrı bir değer taşımakta.

Nasıl ki, dilbilimci filozof Noam Chomsky’nin ‘Çocuk kafasının içi bilgiyle doldurulacak bir kap değildir. İstediğince açmasına yardım edilecek bir çiçektir’ sözüyle aktardığı bu gerçek şimdilerde, bütün çocukların masumiyetini vurgulayarak yüzünü gösteren ve söyleyecek çok sözü olduğunu ilk etaptan belli eden ‘Oğlum’ dizisiyle kendini göstermekte.

BÜTÜN ÇOCUKLAR MASUMDUR…

AY Yapım’ın dizilerini çoğunlukla sevmişimdir. Genelde içi boş olmayan senaryolarla kaliteli performansları bir araya getiren işlere imza attıkları için olsa gerek. Bu tablo yeni sezonda da değişmedi. Daha önceden de belirttiğim gibi AY Yapım kayda değer projelere imza atmayı sürdürmekte.

Nitekim Ahmet Katıksız’ın proje ve senaryo tasarımını üstlendiği… Hürer Ebeoğlu ve Sevgi Yılmaz’ın kalemini Gökçen Usta’nın rejisiyle buluşturan Show TV’nin yeni dizisi

Yazının devamı...

Annemizi Saklarken’in gerçeği!

25 Ocak 2022

‘Yiğidi öldür hakkını yeme’ demiş atalar… Dolayısıyla hangi konuda olursa olsun ortaya çıkan aksaklıkları vurgularken olumlu yönleri de göz ardı etmeyip belirtmek lazım… Ki, pek çok kez belirttiğim üzere, dizi eleştirisi yaparken aynı mantıkla hareket etmek prensibim olmuştur her daim. Özellikle reytinge yenilip erken finale giden işler konusunda eğriyle doğruyu hassasiyetle vurgulamak gerektiğini düşünürüm. Zira ekran yolculuğu kısa sürede sonlanan işlerin arasında kusurlarına rağmen bu zamansız gidişi gerçekten hak etmeyenler olduğu muhakkak. Dahası bunların gerçeklerinin ilerisi için belirleyici olması da mümkün. Nasıl ki, ‘Annemizi Saklarken’ de böylesi bir örnek maalesef.

Kuşkusuz dizinin hak etmediği halde finale sürüklenmesindeki en önemli gerçek, başlangıç performansı yani reyting kaygısından doğan ilk bölüm hatalarıydı! Nitekim ilk iki bölümde gelen düşük reytinglerin ardından ‘‘Annemizi Saklarken’e ne olduysa kendi başlangıç hatalarından oldu’’ vurgusunu yapıp bu konuyu detaylandırmış… Nihayetinde başlangıçtaki mantıksızlık ve abartılar sayesinde tehlikeli sularda gezildiğini belirtmiştim.

Çok geçmeden korkulan gerçekleşti. Kendi kendini çelmelediğini ilk etaptan belirttiğim dizi ne acıdır ki, başlangıç hatalarının ceremesini ağır ödedi. Kendini sıkılmadan izlettirebilecek pek çok olumlu özelliğe sahip olduğu gerçeğine rağmen tehlikeli sulardan kurtulamayıp reyting girdabında boğuldu gitti. Peki neydi bu olumlu özellikler?

Yiğidi öldürürken hakkını yememek adına, daha önceden olumsuz yönlerini sıraladığımız ‘Annemizi Saklarken’i farklı kılan gerçeği saptayalım hemen. Buyurunuz…

ANNEMİZİ SAKLARKEN’İN ‘YAZIK OLDU’ DEDİRTEN YÖNLERİ

Ekrana çıkmadan önce hayli merak uyandıran… Ancak düşük reytinglerden dolayı sadece sekiz bölüm ayakta kalabilen ‘Annemizi Saklarken’i uğurlarken öncelikli sözüm, bir kez daha ‘Yazık oldu’ şeklinde olacak.

Gerçek şu ki, ‘Annemizi Saklarken’ başlangıçtaki hatalarıyla dahi o denli düşük reytingleri ve bu kadar kısa sürede sonlanmayı kesinlikle hak etmeyen bir işti. Zira ‘Zaten tımarhaneydik şimdi iyice hortlak evine döndük. Kim kimin annesi; kim kimin çocuğu belli değil artık’ şeklindeki sözlerle bir bakıma içerik özünü tarif eden dizinin yarattığı en önemli fark, alışılmışın dışında aile tablolarıyla ve karakterlerle karşımıza çıkmasıydı!

Şöyle ki; Kutsi’nin oldukça gerçekçi bir performansla canlandırdığı Dündar Demir’in ailesi her ferdiyle başlı başına bir vakaydı. Duygu ve davranışlarındaki ilginç değişimler bir yana ortamı kızıştırıp bir köşeden insanların tepkilerini izleyen halleriyle de oldukça renkli bir dengesizlik koydu ortaya. Evin kahyasıyla arasındaki hastalıklı ve gizemli bağla geçmişe köprü kurup derinlikli bir karaktere dönüşen Dündar, sergilediği sahnelerle şimdilerde yaygın olan psikopat-sosyopat modasına farklı bir pencere açtı açıkçası. Bu noktada Kutsi’yi de ayrıca tebrik etmek lazım tabii.

Yazının devamı...

Yeni BABA geliyor!

13 Ocak 2022

Çocukluğumuzdan başlayarak kişiliğimizi ve geleceğimizi şekillendiren iki önemli unsur var bu hayatta. Bunlardan biri bizi sıcaklığıyla, şefkatiyle sarıp sarmalamasını beklediğimiz ‘anne’… Diğeri de sevgisi ve korumacı desteğiyle bize dayanak olması gereken ‘baba’! Bir çocuğun-gencin yol haritasını belirleyen pek çok faktör bulunsa da anne ve baba yaşam yolculuğumuzun lokomotifi durumunda. Nasıl ki her çocuk bir dünya demekse, her anne-baba da bu dünyanın içini doldurup yörüngesinden şaşmadan dönmesini sağlayan güçler sonuçta.

Bundan dolayıdır ki, kurguların şekillenip içeriklerinin gelişmesinde de baş malzeme durumunda bu iki figür. Nitekim ‘baba’ temelli pek çok yapım gelmiş geçmiş ekranlardan. Kimi şiddet düşkünü kötücül örnekler… Kimi mizaha dayalı karakterler… Kimisi de mafyayla aileyi buluştururken babalığı merkeze oturtup yücelten türden tipler. Velhasıl ‘baba’ çeşnisi bol ekranların.

Birkaç örnek vermek gerekirse…Baba Evi, Üvey baba, Süper baba, Baba Ocağı, Baba Candır, Babam Çok Değişti, Babamın Günahları, Babam ve Ailesi, Bana Baba Dedi, Babam Sınıfta Kaldı, Babalar ve Evlatları, Babam İçin, Babam Sağ Olsun, Canım Babam, Babam Adam Olacak, Baba Oluyorum, Benden Baba Olmaz ve dahi Emre Kınay, Pelin Batu, Gazanfer Özcan gibi ünlülerin rol aldığı komediyle mafyayı buluşturan 2003 yapımı BABA

Anlayacağınız anneler kadar babaların da her şeyin başı olduğu nice senaryo bulunmakta kurgu dünyasında. Hal böyleyken detayda farklı lakin özünde aynı olan baba örnekleri sunan dizicilerin anne-baba odaklı içerik geliştirmekten vazgeçmeyecekleri aşikâr. Nasıl ki, yakında yeni BABA geliyor ekranlara… Show TV’nin yenisi ‘Baba’ dizisi!

‘BABA’ ARADIĞINI BULUR MU?

Yeni sezon kavramının aylara yayıldığı günümüzde kanalların yeni dizileri ekrana çıkartma olayı da dur durak bilmeden sürüyor. Nasıl ki halihazırda iki yeni yapım izleyiciyle buluşmak için gün saymakta. Bunlardan biri de ‘Baba’ dizisi.

‘Yiyecek satın alabilirsin ama iştah satın alamazsın… İlaç alırsın ama sağlık alamazsın... Bilgi alırsın ama bilgelik alamazsın... Gösteriş alırsın ama güzellik alamazsın… Parayla her şeyin kabuğunu alır ama hiçbir şeyin çekirdeğini alamazsın…’ bilgeliğiyle yüzünü gösteren ‘Baba’nın içerik detayları muamma olsa da ekranlarımıza yeni bir tat katacak gibi görünüyor ilk etapta. Biz de tanıtımdan edindiğimiz izlenimlere göre değerlendirelim istedik kısaca…

Peşin peşin söyleyeyim… Bana göre

Yazının devamı...