Bu hata dizileri çelmeliyor!

Hatalar… Kimine göre ‘En iyi öğretmen’, kimine göre de yeni şeyler denemekten korkmamanın göstergesi. Dahası Dostoyevski’nin dediği gibi, hatalarla yüzleşmek yerine hatalarla yüzsüzleşme, durumuna düşmek de var hesapta… Ki, insanları ve çalışmaları değerlendirme hususunda asıl bu detaya dikkat etmek şart! Zira önemsenmeyen, dikkate alınmayan ve bundan ötürü sürekli tekrarlanan hataların etki alanı bir hayli geniş olabiliyor.

Nitekim sadece eğlence aracı olmakla kalmayıp yarattığı iş olanaklarıyla da günümüzün yükselen değerine dönüşen kurgu dünyasında, pek çok yapım ısrarla tekrarlanan hatalara kurban gitmekte. Her sezon artan oranda yeni dizi zamansız finalle noktalanmakta. Keza bu sezon da büyük beklentiyle yola çıkıp birkaç bölüm sonra veda etmek durumunda kalanlar oldu. Gariptir ki, eskiden bir işin yayından kaldırılması daha çok ses getirirken ve o sezon hangi dizilerin erken finale yollandığıyla daha çok ilgilenilirken, şimdilerde kanıksanan bir hale geldi bu zamansız gidişler!

Peki… ‘Reytinge kurban gitti’ klişesiyle ömürleri noktalanan yapımlar gerçekte neyin kurbanı oluyor? İzleyicinin dikkatini çekme hususunda nasıl bir hataya düşüyorlar da rakipleriyle baş etmekte zorlanıyorlar? Nedir dizileri çelmeleyen hata?

Esasında bu sorulara cevap vermek için çok düşünmeye gerek yok. Çünkü kısa sürede biletleri kesilen işlerin büyük bir kısmı ortak hatadan muzdarip… Tek tipleşme!

DİZİLERİ ERKEN FİNALE GÖTÜREN FAKTÖR

Günümüz dünyasında seçenek bolluğu yaşıyor gibi görünsek de, özünde birbirinin kopyası veya çok benzeri ürünlerle çevrelenmiş halde hayatımız. Bu bağlamda tüketim kültürünün yaygınlaştırılmasında olduğu kadar toplumsal güdülenmede de yeri büyük olan televizyonun, hayatımıza girdiği günden bu yana, tek tipleştirici bir özellik taşıdığını söyleyebiliriz. Yani televizyon denilen teknolojik gelişimin kendisi, doğrudan tek tipleştirici bir vasfa sahip. Ancak bu olumsuzluğun yayınlanan içeriklerdeki farklılıklarla kısmen bertaraf edilmesi de mümkün.

Gel gör ki, diziler başta olmak üzere ekranda yer alan işlerin bazıları, kalıpları kırmaya soyunurken bazıları da, farklılık yaratma gibi bir gayret içine girmeye yanaşmıyor. Hal böyle olunca da ne tanıtım bolluğu işe yarıyor, ne fanlarının desteği izleyici çekmeye yetiyor, ne de kadroyu ünlü isimlerle doldurmak fayda ediyor. Kaçınılmaz sonla karşılaşıyorlar çabucak.

Kuşkusuz bizim ekranlarımız için artık bir rutine dönüşen erken finaller arasında bu sonucu hiç hak etmeyenler de bulunmakta. Farklılık yaratmak isterken gerek söylem diliyle gerekse öyküsüyle izleyici algısına hitap edemeyen ve pisipisine harcanıp gidenlere sözümüz yok zaten. Bizim asıl dikkat çekmek istediğimiz nokta, karakter yapılandırmasından oyuncu performansına… Öykü temelinden, içerik gelişimine… Hep aynı çizgide hareket ederek yenilik yarattıklarını zannedenlerin sergilediği ‘Tek tipleşme’ hatası!

Bu noktada konuya kısaca değinecek olursak…

Kaldırılan dizilerde öncelikle dikkat çeken tek tipleşme hatası performans-karakter ikilisinde belirginleşmekte! Şöyle ki; Tutan işlerden yola çıkarak proje geliştirme mantığı, oyuncunun ilgi gören performansına ve karakterine odaklanınca ipin ucu kaçıveriyor. O andan itibaren gittikçe bıktıran bir kalıp olayına giriliyor. Oyuncu kendini ilerletip rol yeteneğini, dış görünüşünü, beden dilini ve mimiklerini farklı karakterlere göre geliştirmek yerine, kendisine dayatılan kolaycılığa kapılıveriyor. Böylece peş peşe gelen dizilerde hep aynı tip ve performansla çıkmaya başlıyor karşımıza. Tabii bu süreçte karakterde de, oyuncunun bir önceki işinde canlandırdığı rolle paralel bir yapılanma sergileniyor. Mesela kötücül karakterle parlayan ya da cool tavırlarla romantik komedi karakteri olan veya belli bir konuşma tarzıyla komedisi tutanın, sonraki işleri de bu tarz üstüne kuruluyor. Dahası reklamlarda ve dahi gerçek hayatta da bu kişileri aynı duruş ve üslupla görüyoruz. Yani o oyuncu, kurgudan gerçeğe, tek tipe hapsediliyor bir anlamda!

Ne yazık ki, bir kısım oyuncular da kısa dönemde işe yarayan bu hatayı, uzun vadeli düşünme ihtiyacı hissetmedikleri için, rahatlıkla kabulleniyor. Oysa en azından, yabancı oyuncularda olduğu gibi, karakterler arasında fark yaratmak için dış görünüşte değişime gitmeyi talep edebilirler mesela. Aynı tarz görünüm ve karakterlerle izleyici karşısına çıkmak yerine, ses tonlarında-vurgulamalarda-mimiklerde farkı hissettirecek karakterler istemek onlar içinde olumlu sonuç doğurur sonuçta. Başarısız olmuş işlerle anılmaktan kurtulurlar hiç olmazsa.

Öte yandan senaryoların tek tipleşmesi de yabana atılmamalı erken finallerde! Özgün senaryo kıtlığı yaşanan sektörde bir içerik tuttu mu hemen aynı hatalı mantık giriyor devreye. Ardından gelen dizilerde genel öykü farklı olsa bile senaryonun akışı taklide yönelip içine doldurulan klişelerle tek tip ilerliyor. Dolayısıyla izleyicide ne merak, ne de heyecan kalmıyor çoğunlukla. Bu durum klişeleşmiş oyunculukla birleşince de, gelsin başarısızlık ve erken final.

İzleyicinin artık taklitlerden ve tek tip performanslardan hoşlanmayarak farklılıklara yöneldiği gerçeğine inat sürdürülen ve dizileri çelmeleyen bu hataya çeşitli örnekler verebiliriz rahatlıkla ama görünen köyler kılavuz istemiyorken geçiyoruz bir kalem.

SONUÇTA; Dizileri erken finale götüren en önemli faktör ‘Tek tipleşme’ hatası! Başarıyı getiren çabaysa,hüsranı getiren de hatadır çoğunlukla. Diziler başta olmak üzere, kurgu dünyasındaki çelmelenmelerde de durum bundan ibaret. Yalnızca ünlü isimleri kadroya doldurmak üstüne hareket eden ve karaktere göre oyuncu seçmek yerine oyuncuya göre karakter geliştirmekten medet uman… Senaryoları da bu doğrultuda ısmarlayan ‘Tek tipleşme’ hatasındaki dizilerin, ekstra özellik sergilemedikleri sürece, rakipleri karşısında tutunmaları ne derece mümkün olabilir ki?

‘Tekerrür eden şey aslında tarih değil, işlenen hatalardır’ demiş ya, ibretlik duruşuyla tarihteki yerini koruyan Sultan II. Abdülhamid… Maalesef bazı oyuncular ve bazı yapımcılar işlenen hataları tekerrür ettirme alışkanlığından bir türlü kurtulamıyor maalesef. Arka arkaya finale yollanan yapımlar karşısında bu gerçeği bir kez daha vurgulayalım dedik.

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal