Çocukluk niye harcanıp gitti?

İnsanın içindeki dinmeyen özlem, ‘çocukluk’… Çoğunluk için çocukluk yıllarında yaşananlar ileriki yıllarda bir başka güzel gelir. Küçüklüğün anıları yıllar geçse de silinmez hafızalardan. Lakin bir o kadar da değeri bilinmeden harcanıp giden bir süreçtir çocukluk! Dahası çocukluğun bittiği noktada yetişkinliğin tüm olumsuzlukları bir bir sırıtmaya başlar hayatımızda… Ve insan ister istemez sığınır çocukluğun dönüşü olmayan tatlı hatıralarına. Hani ‘Çocukluk evleri terk edilir mi? Asla! Artık var olmasalar, greyderlerle, buldozerlerle yıkılsalar bile içimizde var olmayı sürdürürler’ demiş ya Ferzan Özpetek… İşte ‘Çocukluk’ evresi tam da böyle bir duyguyla varlığını sürdürür yaşamda.

Öte yandan kurguların yarattığı dünyada başka yüzleriyle çıkar karşımıza çocukluk olgusu. Aileleri tarafından istenmeyen, kötü davranışlara maruz kalan, maddi-manevi şiddetin yarattığı travmayla psikolojik sorunlar yaşayan, itilip kakılan çocukların gerçeği tokat gibi iner yüzümüze. Her gün haberlerde gördüğümüz ama çoğu zaman akılımızdan çabucak sildiğimiz çocuk mağduriyetleri kurgular sayesinde tekrar tekrar işlenerek bizi her çocukluğun tozpembe yaşanmadığı gerçeğine yönlendirir. Keza içinde bulunduğumuz sezonda da böylesi çocukluk tabloları mevcut ekranda.

Nasıl ki, FOX’un ‘Çocukluk’ dizisi de, ebeveynlerinden ayrı kalan çocukların dünyasına kapı açarak, bize bu konuyu dikkate almamız için bir seçenek olmuştu. Ancak dizi bolluğunda hak ettiği ilgiyi göremedi maalesef. Böylece ‘Çocukluk’ kurgusu da, tıpkı yaşamda olduğu gibi, harcanıp gitti. Yanı sıra güzel mesajlar verme fırsatı da heba oldu tabi.

Oysa aile olmanın önemini vurgulayan içeriğinde ebeveynlerin hatalarının acısını çocukların çektiği gerçeği farklı örneklerle vurgulanıyordu. Çocuklara ‘aile’ bilincini aşılarken aynı zamanda yetişkinlere de çocuklarını harcama pahasına kendi hayatlarına odaklanmamaları gerektiğini hatırlatan nitelikteki yapım, kadın-çocuk denklemindeki erkek olumsuzluğunu da yansıtan saptamalarda bulunuyordu. Dahası, Zeynep’in annesi misali, erkek uğruna çocuklarını dışlayan anneler yüzünden yetimhanelere düşen çocukların ruh halleri de dillendirilmişti. Ayrıca bir anlık ihmalkârlığın çocuk hırsızları için bulunmaz nimet olduğu gerçeği ele alınmıştı yetişkinlere uyarı babında.

Kısacası; Çocukların koruyucusu durumuna gelerek bu dünyada ‘kimsesiz’ olunmayacağını işaret eden yurt gerçeği üstünden ‘Çocukluk’ hallerine ayna tutan yapım, aile ve toplum kavramlarıyla öne çıkabilecek özellikteydi. Ama tüm bu vasıflarını tam değerlendiremedi.

Peki, FOX’un reyting beklentilerini karşılayamadığı için finale yolladığı ‘Çocukluk’ başarılı bir giriş yaptığı halde nasıl oldu da bu duruma düştü? ‘Çocukluk’ neden bir anda harcanıp gitti? Kısaca detaylandıralım bu olumsuzluğun gelişim sürecini.

‘ÇOCUKLUK’ NEDEN SONLANDI?

Uyarlama modası gereği, ‘Abandoned’ dizisinden uyarlanan ve henüz ekranda yer almadan fragmanıyla şikâyete maruz kalıp değişime giderek izleyiciyle buluşan ‘Çocukluk’, orijinalin başarısına karşılık bizde uzun soluklu olamadı malumunuz.

Oysa Tayland tarafından da uyarlanan içerik, ‘Maya Ödülleri’nde Aile ve Toplum İçin En İyi Drama seçilmişti. Gel gör ki, bizdeki uyarlaması umutları boşa çıkartıp, 11. bölümüyle ekranlara veda etmekten kurtulamadı.

İlk bölümüyle Total’de beşinci, AB’de dördüncü olan… İkinci bölümünde her iki grupta üçüncülüğe yükselen dizi, üçüncü bölümden itibaren kan kaybetmeye başladı. AB’de üçüncülüğünü korumakla birlikte Total’de yedinciliğe geriledi. Dördüncü bölümüyle Total’de dokuzuncu sırada yer alan yapım AB’de de düşüşe geçip beşinci oldu. Sonrasında Total tarafından gözden çıkartılan dizi, AB’de de inişli çıkışlı yol aldı maalesef. Böylece ‘Son Yaz’ı devreye sokmaya hazırlanan FOX’tan beklenen final kararı da geliverdi haliyle.

Hal böyleyken erken finale giden yolun gerekçelerine bakıp ‘‘Çocukluk’ neden sonlandı’’ sorusuna cevap arayacak olursak… Bu noktada izleyici algısının ötesinde yapımın bizzat kendisinden kaynaklanan sorunların etkili olduğunu söyleyebiliriz.

‘Çocukluk’dizisine baktığımızda ilk etapta karşımıza çıkan tablo, karakterlerinin yanı sıra başlangıç konusuyla da orijinaline oldukça uygun yol almayı seçen işlerden oluşu… Ki aslında dizinin bu özelliği aynı zamanda onu çelmeleyen ilk olumsuzluk!

Şöyle ki; ‘Abandoned’in başarıyı yakalaması, içeriğindeki unsurların doğrudan hitap ettiği kültüre uygun biçimde yaratılmasından kaynaklanıyordu. ‘Çocukluk’ da ona uygun ilerlemeye çalışınca ister istemez ortaya bizdeki gerçeklerle bağdaşmayan yansımalar çıktı ilk etapta. Bu da izleyicinin ‘dramatik çocuk’ varlığına rağmen ileriki bölümlerde yapıma yeterli ilgiyi göstermemesine yol açtı.

Dizinin Total’in ilgisini kaybetmesinde en önemli etkeni irdelediğimizdeyse, ‘zoraki aşk’ olayı çıkıyor öne. ‘Zoraki aşk’ derken, Mahir ile Ayşegül’ün damdan düşer gibi yaratılan ve içeriğin özünden uzak bir yapaylığa sahip olan ilişki halini kast ettiğimiz aşikâr. Özellikle Ayşegül’ün pat diye Mahir’i öpmesi bu aşkın izleyici ilgisi çekmek için içeriğe nasıl yamandığının ispatı oldu! Yaş uyumsuzluğu bir yana, o dakikaya kadar ikilinin arasında öyle bir muhabbet yoktu ki, Ayşegül nereden cesaretle baygın baygın bakışlı âşık kadın halleri sergiledi. Hem de Mahir gayet mesafeli duruyorken. Lakin bizdeki dizi geliştirme mantığı ille de her durumdan aşk türetip üçgen yaratmak üstüne. Ama tam da bu mantık diziyi sıradanlaştırıp gözden düşüren baş hata oldu işte! Bu mantık sayesinde reytingler kabarmak yerine söndü. Yazık.

Öte yandan dizinin tadını kaçıran bir gelişim de, Mahir’in kaçırılan oğlunun bulunma aşamasında çıktı ortaya. Bu kanattan diziye heyecan katıp ivme kazandırmak mümkündü. Fakat birdenbire sanki aklını kaybetmiş gibi tavırlar sergileyip kocaman kocaman bakan Gülay’ın, Mahir’e abartılı biçimde musallat olması… Ayşegül’ü ve Mavi’yi kıskanması… Demet-Ali Kaan ikilisinin roman yazıyormuşçasına tezgâh kurması… Gülay ve Demet’in uluorta sergilenen canhıraş çekişmeciliği… Ve dahi Ali Kaan’ın doğallıktan uzak itici tavırları dizinin bu şansını elinden aldı.

Ve orijinal senaryonun bizim dizi süresi mantığımıza yetecek oranda uzun olmaması da ‘Çocukluk’un tökezlemesinde bir diğer etkendi! Öyle ki; Nippon TV’de ekrana gelen ‘Abandoned’ dizisi tek sezonluk bir işti ve dokuz bölümden ibaretti. FOX’un ‘Çocukluk’ olayına baktığımızdaysa, 130 dakikalık 11 bölümle finale gittiğini görüyoruz. Yani her şekilde orijinalin senaryosu tüketilmiş ve onun ekran ömrünün üstüne çıkılmış. Dolayısıyla bu final için ‘erken’ demek de pek doğru olmuyor bu durumda!

SONUÇTA; Mahir-Ayşegül aşkını rafa kaldırıp Mahir’i birdenbire akıllanan karısı Gülay ve oğluyla birleştiren… Büyük mirasa konan Mavi’yi Ayşegül’ün nüfusuna geçirten… Zeynep’i, evlilik niyetiyle gelecek erkek dışında kimseyle ilişki kurmama kararı alan (sanki evlenen erkek üvey çocuğuna kötü davranamazmış gibi) annesine kavuşturan… Demet’i de polisin kollarına bırakan bir finalle mutlu son tablosu çizmeye çalışan ‘Çocukluk’, rakipleri yüzünden değil bizzat kendi hatalarından dolayı sonlandı. O da tıpkı senaryo geliştirme kaygısıyla bocalayıp gerileyen ‘Öğretmen’ gibi eğrisiyle doğrusuyla harcanıp gitti.

Senaryo yaratma kısırlığı ve söylem kaygısı olmasa, Erdal Beşikçioğlu’nun yorumuyla daha uzun ömürlü olabilir miydi, aile ve toplum gerçekleri adına söyleyecek çok sözü olan ‘Çocukluk’? Elbette. Ama kısa süreli ömrüyle bir anı olarak kayıp gitti maalesef.

Ne demiş, Alman Filozof Arthur Schopenhauer… ‘Çocukluk; hayatımız boyunca özlemle geri dönüp baktığımız masumiyet ve mutluluk dönemi, hayatın cennetidir… Kayıp cennet’!

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal