Şahsiyet’in Şahsiyetli Duruşu

Televizyon kanalları rutin düzenlerini, Ana Haber sonrası başlayıp gece yarısına uzanan yerli dizilerle sürdürmeyi bir borç bilirken, internet ortamı da yayıncılık adına her geçen gün daha ciddi rakip olma yolunda. Ekran dizilerinin bıkkınlık yaratan benzeşmelerinin, sansür kaygısıyla dizginlenen içeriklerin sürekli aynı konular etrafında dönüp durmasının izleyicideki internet dizisi merakını kamçıladığı muhakkak. Bununla paralel, günden güne artış gösteren online dizi-film izleme alışkanlığının bu alanda hizmet veren kuruluş yelpazesinde de daha bir canlanma yarattığını söyleyebiliriz.

Nasıl ki, Çağatay Ulusoy’u süper güçlü ‘Koruyucu’ olarak karşımıza getirmek için kolları sıvayıp ilk Türk işi dizisini gerçekleştirmeye niyetlenen Netflix’e rakip olarak çıkan yerli dijital platformlar bu şevkin sonucu. Hayli ses getiren bir başlangıçla izleyiciyle buluşup ikinci sezonunda kitap yazarı tarafından ‘Bambaşka bir hikâye anlatıyorlar’ eleştirisini alarak ‘Pi’yi göremeden noktalanan ‘FiÇi’ dizisini izleyiciye ücretsiz sunarak rakiplerine fark atan PuHuTV de bunlardan biri. Platformun yeni dikkat çekici yapımıysa, yine Ay Yapım imzasını taşıyan ‘Şahsiyet’. Peki, PuHuTV’nin yeni yapımı izleyiciyi çekmek için ne gibi özelliklere sahip?

İlk bölümünü basın gösteriminde izlediğim yapımla ilgili başlangıç yorumum, içeriğinden kurgusuna; yönetmenliğinden oyunculuğuna şahsiyetli bir duruş sergilediği yönünde olacak! Bu yorumun ardından ‘‘Şahsiyet’in şahsiyetli duruşunda neler var’’ diye soracak olursanız… Doyurucu bir cevap verebilmek için internet dizisinin sürprizlerini bozmadan derinliğine girmekte fayda var derim. Hadi buyurun…

ŞAHSİYET’İN DERİN DÜNYASINDA BULDUKLARIMIZ

Özgün hikâyesi ve senaryosu Hakan Günday’a ait olan… ‘Vatanım Sensin’deki Mirliva Tevfik rolüyle televizyon izleyicisinin gönlünde yer edinip ‘Daha’ filmiyle ilk uzun metraj yönetmenliğinden anlının akıyla çıkan Onur Saylak’ın yönetmen koltuğunda oturduğu… Ve cinayet sahnesinde yakın gözlüğüyle uzağa nişan alma çelişkisi üstüne sorgulatan ‘Şahsiyet’in, cinai-polisiye işlere meraklı olanlar için ilginç gelebilecek bir çalışma olduğunu işaret ederek başlayalım yapımla ilgili kritiğimize.

Çıkış noktasını Emekli Adliye Memuru Agâh Beyoğlu’ya Alzheimer teşhisi konmasından alan bir içeriğe sahip olan dizi, 2007’den başlattığı yolculuğunu, isyan etme noktasında olup kendini baskılayan Agâh Bey’in ruhsal durumunu yansıtan kesitlerle 2011’e ve oradan da 2018’e vardırarak çıkıyor karşımıza. Başlangıcını da, konuk oyuncu Hümeyra’dan Flamenko danslı ilginç bir sahnenin ardından yapıyor. Gerçek şu ki, bu açılış sürecinde bize nasıl bir dünya sunacağının derinliğini görsel profesyonellikle hissettiren ve başkahramanına kedisi Münir Bey’i aratırken bir anlamda yakın zamanda kaybettiğimiz Münir Ozkul’u da yâd eden yapımda, bulmak isteyenler için çok şey mevcut.

Kedinin ölümüyle kendindeki aksaklığı hissedip karşı karşıya olduğu hastalığı öğrenen Agâh Bey’e konulan teşhis bu noktada ilk dikkat çeken konu… Zira Alzheimer hastalığının ne gibi küçük belirtilerle kendini gösterebileceğinin ayrıntıları en çarpıcı ve akılda kalıcı biçimde işlenmiş. Mesela, beslenen hayvanın yemini suyunu verdiğini sanıp vermemek… Hiç gerek yokken öfke patlaması yaşamak… Kişinin, geçmişle ilgili her şeyi hatırlasa bile, beyni etkileyen ve unutkanlık özelliğiyle tehlike yansıtan Alzheimer olasılığıyla karşı karşıya olabileceğini vurgulayan dizi içi detaylardan. Hastalığın nasıl bir süreç izleyeceğini ve bu süreçte hastanın kendini korumak için neler yapması gerektiğini gayet eğlenceli bir dille aktaran yapım, böylece sosyal sorumluluk vasfı da taşır hale gelmiş adeta.

Bunun ötesinde Alzheimer ile gelen bir hareket serbestîsi olayı var ki, işte ‘Şahsiyet’in asıl can damarı tam da burada! ‘Ömür boyu unutmak… Unuttuğunu bile unutmak… Ben her şeyi unutacağım. Hiçbir şey hatırlamayacağım ki’ diyen ve o güne dek yapmak istediklerini en planlı biçimde yapmaya başlayıp hafızasını diri tutmak için çaba göstermesini isteyen Doktor’un tavsiyesini kendince uygulamaya girişen Agâh Beyoğlu, hastalığının unutkanlık külfetini nimete çevirmeye niyetlendiği anda, Alzheimer hastalığını da şahsiyet prangasından kurtulma aracına dönüştürmekte. Böylece ömür boyu kurallarla-yasalarla baskılanan gerçek şahsiyet açığa çıkmakta… Nasılsa yapıp yapıp unutmak var hesapta? Peki ya teşhis yanlışsa ve unutulmazsa? İşin o tarafı da senaryonun bize hazırlayacağı sürpriz olabilir sonuçta!

Haluk Bilginer’in çılgınlıkla filozofluğu kesiştirdiği Agâh Bey karakteriyle çocuklarından kopuk maziye sahip 60 yaş üstü insanların tek başına yaşama zorluklarına ve emeklilikteki zaman bolluğunun yarattığı arayışlara ayna olan… Ana-babayla iletişim kuramamış evlatların da bir gün ebeveyn olup geçmişlerindeki sorunları kendi çocuklarıyla yaşayacaklarını Şebnem Bozoklu ile aktararak gençliğin geçiciliğini ortaya koyan… Ve yaşlılıktaki prostat konusunu sıkça vurgulayan ‘Şahsiyet’in derinliğinde dikkat çeken bir başka detay, yargıda karar verme mercisi olanların, göründüklerinin ötesindeki yüzlerine ve adaletsiz-merhametsiz kişiliklerine yönelik örnekleme… Ki, bunu da Agâh’ın plan tablosunda ilk çarpıyı yiyen Hâkim Bey’le hissetmekteyiz! Sahnedeki soğukkanlılık mükemmeldi doğrusu. ‘Ellerine sağlık’ dedirtti.

Yanı sıra ruhu ve zihni daralmış insanın deşarj olmasında en iyi formül gibi yansıtılan dans-müzik olayına, zarif duruşuyla rolüne çok güzel uyan Şenay Gürler’in tango şovuyla ve nostaljik tınılarla değinip Neco’dan ‘Nerde hani’ dedirten… Televizyonun, kişinin beynini esir alıp uyuşturarak ufkunu daraltan ve internet özgürlüğünde pabucunun dama atılacağı mesajını, camdan atılan tüplü televizyon sahnesiyle, veren ‘Şahsiyet’teki göndermelerden nasiplenenler arasında tamirciler de mevcut. Neden ihtiyaç olduğunda bulunmazlar, neden hep geç gelirler? Neden, neden?

Öte yandan Beyoğlu’nun eski tadında olmadığı, buraya doluşanların geçmişteki kültürel zenginliği ve zarafeti yok ederek bu nezih semti yozlaştırdıkları da ‘Şahsiyet’in kara mizah tadındaki içeriğinde yer bulmuş halde. Gerçek İstanbulluların hislerine tercüman olan sahnede, dağdan gelenin bağdakini kovma olayı, omuz omuza yürünen İstiklal Caddesi gerçeğiyle ve ‘Ben niye gidecekmişim? Benim soyadım bile Beyoğlu’ şeklindeki söylemle mükemmel biçimde dillendirilmiş! Bravo ve alkışlar.

Tüm bunların dışında polislik mesleğinde kadın-erkek çatışması ve kadınlara yönelik pozitif ayrımcılık girişimlerinin erkek meslektaşlarında ters tepkiye sebep olarak negatif ayrımcılığa yol açtığı da senaryonun derinliklerinden… Ki, bu noktada hep baba desteğini almış olmanın sıkıntısını hisseden ve babasının gölgesinde kalmamak için kendi branşını bırakıp polisliğe geçiş yapan Nevra karakteri giriyor devreye. Cansu Dere’nin canlandırdığı Nevra, elindekilerle mutluluğu yakalayamamış, bunalımlı bir tip gibi görünmekte. Lakin işin özü, erkek baskıcılığında gizli! İş âlemindeki erkek eziciliğiyle ve cinsiyetçi söylemle başa çıkmaya çalışıp sahada tutuklaşan Nevra’nın ruhu da Agâh Bey gibi özgürleşecek mi göreceğiz.

NETİCEDE; ‘Yaşıyorsun ama yoksun. Benim şahsiyetim ne olacak’ diyerek tüm unutulmuşluklar içinde ayakta kalıp kendini yokluktan var etmeye çalışan Agâh Beyoğlu’nun Haluk Bilginer ustalığıyla en gerçekçi biçimde vücut bulduğu… Onur Saylak’ın, mekânları ve karakterleri öykünün dokusunu layıkıyla hissettirecek biçimde kullanarak bu alandaki yeteneğini ortaya koyduğu ‘Şahsiyet’, seri katillik-polislik ayrıntısının ötesinde, derinliğe sahip şahsiyetli bir dizi olarak izlenmeyi hak etmekte! Bunun için üç bölümün birden sunulacağı PuHuTV portalını tıklamak yeterli. İzleyicisi bol olsun.

Anibal GÜLEROĞLU

www.twitter.com/guleranibal