SİYAD'ın ‘Tek yapım’ odaklı Ödülleri’ne tarafsız bakış…

‘Yaptığın iş için mutlaka ödül bekleme. Ödül gönül rahatlığındadır’ demiş ya Socrates... Gel de bu sözü her durumda pratiğe dök dökebilirsen. Evet, her iş için ödül beklemek doğru değil ama bazen ödül olayı da öylesine dibe vurduruluyor ki, ne gönül rahatlığında ödül keyfi bulunabiliyor ne de verilen ödüllere inanç tam oluyor. Organizasyonlar düzenleniyor, ödüller dağıtılıyor… Sonrası, körler sağırları ağırlıyor akabinde sen sağ ben selamet!

Şimdi genele yönelik bu değerlendirmenin ardından Cemal Reşit Rey’de 47’incisi düzenlenen SİYAD Ödül Töreni’ne gelecek olursak…

AYNI YAPIM ÜSTÜNE OYNAMAK ŞART MIDIR?

Kokteyl kısmına yetişemediğim… Daha doğrusu bu etabın, havada kapışılan kıt kanaat ikramlar ve dedikodulu gürültüden ibaret bir popülerleşme-varlık gösterme aşaması olduğunun tecrübesiyle yetişmek için çok da gayret sarf etmediğim SİYAD gecesinde her şey iyi güzeldi de, ödüller gerçekten yerini bulmuş muydu?

Sevgili ve değerli büyüğüm Atilla Dorsay’ın davetine icabet etmemek olmaz babında gittiğim gecede bana göre en kayda değer ayrıntı, Alin Taşçıyan’ın Antalya Film Festivali’ndeki sansür olayıyla ilişkilendirilip aklımla bağdaştıramadığım bir biçimde istifa etmesinin ardından başkan olan, Melis Behlil’in Berkin Elvan’a dair ‘‘15 yaşında bir çocuk 9 ay mücadele ettikten sonra aramızdan ayrıldı. Katillerinin yargı önüne çıkmasını hala bekliyoruz. Berkin Elvan’ı anıyoruz’’ sözleriyle gerçekleşen açılış kısmı!

‘Berkin Elvan onurumuzdur’ sloganlarının kulak çınlamasında, boşa heba olan nice canların zamanla unutulup gidişini hatırlarken, bir zamanlar Ergenekon sanığı olarak afişe edilip şimdilerde yurda dönen İstanbul Eski Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan’ın yorgunluktan dolayı davete icabet edemediğini söyleyen Atilla Dorsay’ın Dalan’ı, ‘Cemal Reşit Rey'i 9 ay gibi kısa bir sürede İstanbullulara kazandırdığı için çağırdığı’ yönündeki kadirşinas sözlerinde ‘Gidenin unutulması, gelenin baş tacı edilmesi’ hakikatinin her daim geçer akçe olduğunu bir kez daha fark ettim.

Bu fark ediş gerçeklerinden, sinemanın kurgusal âlemine kayışım ise Cem Yılmaz’ın sahneye çıkmasıyla oldu. Dolayısıyla sinemanın gülen yüzünü temsilen bizlerle beraber olup esprili iğnelerini, Yavuz Turgul’a onur ödülü verme sürecine sığdıran Cem Yılmaz’ın konuşması da gecenin diğer öne çıkanı…

AKM’nin kapalı oluşuna, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası programından Fazıl Say’ın eserlerini çıkartmasına, TDK’nın hayli tepki çeken ‘müsait’ kelimesine göndermelerde bulunup kancayı ‘Yalan Dünya’nın Vasfiye Teyzesi olarak beğeni kazanan ve törendeki duygusal konuşmasıyla hoşluk yaratan Gonca Vuslateri’ye takan Cem Yılmaz sayesinde gecenin medyada ilgi çekicilik kazandığı bir gerçek!

Şayet, SİYAD’ın gençlik kolu başkanı şeklinde niteleyerek, Atilla Dorsay’a teşekkür eden ve sinemanın mucizesini, Gonca Vuslateri ile İzzet Günay’ın aynı salonda olmasına bağlayan Cem Yılmaz’ın ‘Bu kadar paraya bu kadar espri’ potpurisiyle yarattığı şov ortamı olmasaydı, Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü’nün de katıldığı geceden geriye sadece ‘Kış Uykusu’nun ödülleri toplama klişesinin düşündürücülüğü kalacaktı.

‘Kış Uykusu’ ve ödül dedik ya… Geldik asıl konuya. Nedir maydanozun faydası diye kara kara düşünürken, ‘Nereden kaynaklanan bir meraktır, bu ödülleri sürekli aynı yapımlara verme’ sorusu takılıverdi zihnimize!

Bir film şayet yurt dışında ödül almışsa onun geri dönüp yurt içindeki organizasyonlarda da boy göstermesini ve doğal olarak ödülleri toplamasını hiç anlamış değilimdir. Zaten böyle bir katılım merakına ‘açgözlülükle kimseye fırsat tanımama’ izahından başka bir yakıştırma da yapmak mümkün değil.

Tamam. Kimi organizasyonlar başvuru olmadan adayları kendileri tespit ediyor. Ama burada da o kuruluşların seçkilerini yaparken yurt dışından ödüllü işleri bir yana bırakıp diğerlerine fırsat tanıması lazım. Aksi takdirde olay, ödül vermekten ziyade kolaycılığa kaçıp kazanacağı zaten belli olan bir işe ‘yağ çekmek’ kıvamına dönüşmekte… Ki bu da ‘ödül’ kavramının anlamını zedeleyen, hevesleri kıran önemli bir olumsuzluk!

Şimdi bu gerçekten hareketle SİYAD ödüllerine bakacak olursak, karşımızdaki tablo ‘Kış Uykusu’nun, topladığı ödüllerle geceye damgasını vurma övgüsü.

Bu övgünün sebebi ‘Kış Uykusu’nun; En İyi Film, En İyi Yönetim, En İyi Erkek Oyuncu, Cahide Sonku En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetimi ödüllerini toplaması.

Hani Mahmut Tali Öngören En İyi Senaryo ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülleri de ‘Köksüz’e gitmese… En İyi Müzik ile En İyi Sanat Yönetimi ‘Unutursam Fısılda’ya, En İyi Kurgu ise Altın Portakal’da da aynı ödülü alan ‘Sivas’a verilmese… Yarışmanın tek ödüllüsü ‘Kış Uykusu’ olacak.

Peki, bu doğru bir şey mi? Tabii ki doğru değil.

Nuri Bilge Ceylan’ın imzasını taşıyan ‘Kış Uykusu’, hatasıyla sevabıyla, 2014 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanmış ve ayrıca aynı festivalde FIPRESCI ödülüne de layık görülmüş mü? Görülmüş. O halde başarısını yurt dışından tescille ispatlamış bir işe karşı bu gayretkeşlik niye? Diğer yapımlara neden fırsat tanınmıyor? Böyle bir iş devredeyken diğerlerine boşa avuç açtırmak neden? Ayrıca madem tüm dişe dokunur ödüller aynı filme verilecek, o halde diğerlerinin fonksiyonu nedir? Konu mankeni gibi mevcudiyet göstermek mi? Görüntü o yönde çünkü.

Hatırlanacak olursa benzer durum 44. SİYAD Ödülleri’nde de yaşanmıştı!

En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Yönetmen, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, En İyi Kurgu, En İyi Görüntü Yönetmeni olmak üzere 6 dalda ödül kazanmıştı Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da isimli filmi.

Yani bu iki tabloya bakıp SİYAD, Nuri Bilge Ceylan işlerini seviyor ve 6 ödülden aşağısı kurtarmıyor şeklinde de özetleyebiliriz olayı.

Seven sevsin, ödülleri hak ederek alanlara da hayırlı olsun. Ama bu yıl gösterime giren 108 filmden 9’una adaylık şansı tanıyan ve 94 üyenin iki turlu elektronik oylaması sonucunda belirlendiği belirtilen ödül dağılımına da artık bir parça mantıkla yaklaşılsın.

Zira kazanacağı büyük ihtimalle belli olan ve dolayısıyla diğerlerinin varlığını hemen hemen sıfırlayan bir işi, müzik hariç her dalda aday yaparak tek yapıma odaklanmak, tarafsız bir gözle dışarıdan bakıldığında ‘Avrupa’dan ödüllülük avantajıyla sonu baştan belli bir seçki yaratmak’ şeklinde algılanmaya fazlaca müsait… Bu görüntü de ne gecedeki konuşmalarla verilen mesajların özüyle bağdaşıyor, ne de ödül dengesinde şık duruyor! Bizden söylemesi…

Anibal GÜLEROĞLU

www.twitter.com/guleranibal