Son Yaz’ın Güzellikleri…

Mevsimler ve insanlar… Ne kadar da benzeşiyorlar. İnsanın ilkbaharı, çocukluğu; yazı da gençliği. Sonrası, yaşlılık ve ölüm. Ama ne demiş ünlü yazar Anton Çehov… ‘İnsanlar mutlu olduklarında, mevsimin kış mı yaz mı olduğunu fark etmezler’! Onun için mevsimlerimizin kaygılarına düşmek yerine onları güzellikleriyle değerlendirip mutlu yaşamaya bakmak lazım.

Nasıl ki, FOX TV’de yolculuğunu sürdüren ‘Son Yaz’ da yaşamın kaygılarını bertaraf edip her şeye rağmen yakalanan güzelliklerle ayakta kalma örneği sergileyenlerden. Üstelik bunu yaparken izleyicisine kendi güzelliklerini aktarıp huzur ve umut aşılamayı da başarmakta. Tabii tüm bu güzellikleri görmeyi de bilmek gerek. Nitekim ‘Her şey güzeldir ama herkes göremez’ demiş Konfüçyüs.

Hal böyleyken son bölümüyle AB grubunda ikinci, kimi zaman görülmeye değer işleri es geçen Total’de dokuzuncu olan ‘Son Yaz’ın güzellikleri ne diye sorgulayacak olursak… Diziyi, aynı gündeki rakiplerinden ayrı bir yere koymamıza sebep olan ayrıntılar çıkıyor ortaya.

‘SON YAZ’DAN YANSIYANLAR…

Mevcut ekran tablosunda yüksek tondan yürütülen sahneler ve abartılı söylemler olmadan da mafya-adalet hesaplaşmasına dayalı dizilerin kurgulanabileceğinin en başarılı örneği konumunda bulunan ‘Son Yaz’, çok söze gerek bırakmadan kendini gösteren yapımlardan. Dolayısıyla Total izleyici kesimi tarafından yeterince değerlendirilmese bile ilgiyi fazlasıyla hak eden ‘Son Yaz’dan yansıyanlar da ayrı bir değer kazanıyor kuşkusuz. Bunlar nedir bakalım şimdi.

-Bu doğrultuda diziyi mercek altına aldığımızda ilk olarak genel atmosfere ve karakterlere hâkim olan sükûnet havası dikkatimizi çekiyor.

Şöyle ki; İlk bölümden itibaren gerek mafya itirafçısı babasından dolayı Savcı Selim tarafından korumaya alınan Akgün’ün aksiyonunda, gerekse Savcı Selim’le Akgün’ün peşine düşen mafya kanadının çatışmacı icraatında kesinlikle aşırı şiddet ve öfke sahneleri sergilenmedi. En ateşli anlarda bile ortamın doğal gerginliğinin dışında taşkınlıklar yaşanmadı… Ki, bu da içeriğin gerçeklikle ters düşmesini engelleyen ve olan biteni kabul edilebilir hale getirerek diziyi güzelleştiren bir detay oldu.

Anlayacağınız ellerinden silah, dillerinden filozof misali lakırdılar eksik olmayan… Kara giysileriyle ortamı doldurup adeta racon kesme düzeninin reklamını yapan kara suratlı karakterlerden öylesine bıkmışız ki, ‘Son Yaz’ın abartılmayıp ikinci planda bırakılan mafya tablosuyla yarattığı atmosferin öyküsüne dört elle sarıldık.

-‘Son Yaz’dan yansıyanlarda ikinci olarak üstünde durulması gereken, karakterler arasındaki etkileşimin samimiyeti! Örnekleyecek olursak…

Annesine dair beslediği duyguları adeta kutsallaştıran ve geçmişten gelen bu hassasiyeti en samimisinden izleyiciye aktaran Akgün, Savcı Selim’e yönelik bağlılığını da mesafeli ama içten gelen hareketlerle yansıtmakta. Keza Savcı Selim de öfkelendiğinde çöplüğe bıraktığı, kızından uzak tutmaya çalıştığı Akgün’e karşı aynı durumda. İki kez hayatını kurtaran Akgün’ün mafya ilişkilerine girmesiyle sertleşse dahi takındığı bu tavrın özünde sevgi olduğunu hissettiriyor bize. Neticede ikisinin arasında gelişen bağın samimiyeti-içtenliği baba-oğul ilişkisinden daha sahici bir tablo çıkartıyor ortaya… Ki, bu tablonun gücü karakterlerin klişe kolaylığından ziyade özen gerektiren özgünlükle yaratılmasından kaynaklanıyor.

‘Son Yaz’ın karakter etkileşiminde bir başka samimiyet örneği, Savcı Selim ile Canan arasındaki ilişkide göze çarpmakta. Keçi inatlaşması misali davranışlarla restleşip işi boşanmaya kadar vardıran ikili, ayrılsak da beraberiz, kıvamında yol alırken gerek söylemleri, gerekse birbirlerine bakışlarıyla öyle sıcak bir tablo oluşturuyorlar ki, karakterlerin samimiyetinden güç alan ilişkideki gerçek aşk örneği rol olmaktan çıkıyor adeta. Böylece diğer karakterlerin arasında da kendini gösteren bu samimiyet, ‘Son Yaz’ı daha da güzelleştirip elini güçlendiren bir unsura dönüşüveriyor.

-Ve oyuncuların doğallıktan taviz vermeyen performansları… Kuşkusuz hemen her yapımda abartılı rol kesmeyip doğal davranışlarla karakterin hakkını veren oyuncu vardır. Lakin ‘Son Yaz’da tüm karakterler doğal oyunculukla karşımıza çıkmakta!

Farklı rollerin adamı olma kapasitesini özgün duruşuyla yansıtan Alperen Duymaz mesela… ‘Leyla ile Mecnun’daki performansıyla hafızlara kazınmakla birlikte Savcı Selim ile yenilenen Ali Atay… Keza rollerini zevkle izlediğim Funda Eryiğit… Canlandırdığı her karakterin hakkını veren Sinan Tuzcu…

Velhasıl… Oyuncuya göre rol değil role göre oyuncu tercihi yapan ‘Son Yaz’ın kadrosunda yapaylıkla sırıtan isim yok. Hafsanur Sancaktutan’dan Emre Karayel’e… Halil Babür’den, Yasemin Yazıcı’ya… Şebnem Dönmez’den, Sezer Koç’a… Erdem Şanlı’dan, Yunus Narin’e… Cümlesi, senaryonun temposuyla uyumlu biçimde karakterlerini özümseyip gerçekçi performanslarla ‘Son Yaz’ı çekici kılmakta. Bu da güzel bir detay zira dizilerde, karakterlerin izleyiciye aktarımı öykünün bir tık önünde oluyor genellikle.

SONUÇTA; O3 Medya imzalı 'Son Yaz'dan güzellikler yansımakta. Zira babasının günahları sırtında kambur olanAkgün’ün Çeşme Adalet Sitesi’ne gitmesiyle gerçekleşen başlangıcından dolayı kurgusu başka işlerle kıyaslanmış olsa da, kendi özünü kısa sürede açığa çıkartan…Mafyanın kirli dünyasına, elini-dilini kirletmeden dalan…Yapay canlandırmalar ve abartılı söylemden medet ummak yerine güzellikleriyle farkını fark ettirmeye yönelen... Samimi ve sevgi yüklü sıcacık bir dizi.

Hal böyleyken içerikteki ‘Savcı-Akgün’ ilişkisinden dolayı kimileri tarafından eleştirilmiş olsa bile… Bazıları Yağmur karakterini ısrarcı bulup(ki bana göre sahneleri hiç de göze batıcı durmuyor) tavırlarını beğenmeyerek fazla öne çıkartıldığını düşünse de… Oyuncularından, senaryosuna; kurgusundan, müziğine kaliteli ve başarılı bir yapım olduğunu her şekilde kanıtlayan ‘Son Yaz’ı alkışlamamak mümkün mü? Değil tabii… Bu özelliklerinden dolayı sıkılmadan, huzurla ve ailecek izleniyor zaten.

Tüm bunların ötesinde… Başlangıç itibariyle oyuncuları, taklit veya geçmişteki rolden çıkamama misali söylemlere maruz kalsa dahi yolunda yürümeyi sürdüren ‘Son Yaz’a yönelik yersiz eleştirilere gelince… Onları da ‘Meyve veren ağaç taşlanır’ mantığıyla geçiştirerek koyalım noktamızı. Emeklere sağlık.

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal