Yarış Fena Kızışacak!

Yarışmak, hayatın en vazgeçilmez unsurlarından. Çünkü hayatın kendisi koşuşturmaktan; mevki, para, aşk uğruna rekabete girişmekten; düşe kalka gelişen yenilgilerle-galibiyetlerle dolu bir yarıştan ibaret zaten. Dolayısıyla her ne kadar ‘Başkalarıyla yarışma, kendinle yarış’ dese de kişisel gelişim uzmanı yazar Robin Sharma, kazanmanın yolu kendinle yarışmaktan ziyade başkalarıyla yarışmaktan geçiyor genelde.

Nitekim bu mantık ekran dünyası için de geçerli. Daha çok izlenme yarışçılığıyla sürekli yeni işler izleyiciye sunulmakta. Nasıl ki, yarışın hız kesmeden sürdüğü ekranlardaki bu dizi çeşnisine iki yapım daha ekleniyor şimdilerde. Üstelik ‘Bir Zamanlar Çukurova’, ‘Mucize Doktor’, ‘Alev Alev’, ‘Akrep’ gibi yapımların yer aldığı Perşembe akışındaki yarışı tam kızıştıracak olan bu diziler kendi çaplarında hayli iddialı.

Biz de bundan dolayı 1 Nisan’dan itibaren Perşembe yoğunluğuna dalıp reyting çekişmesini daha da zorlu hale getirecek olan TRT 1’in yeni tarihi dönem dizisi olma özelliğindeki ‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ ve Kanal D’de ekrana gelecek olan ‘Camdaki Kız’a kısaca göz atmak istedik.

‘BİR ZAMANLAR KIBRIS’LA VATAN MÜCADELESİ

Büyük bütçeli ve dev kadrolu prodüksiyonlarıyla izleyiciyi çekmeyi başararak reyting yarışında hayli zorlu bir rakibe dönüşen TRT 1, sezonun sonuna doğru tarihi dizilerine bir yenisini daha ekliyor. TMC Yapım imzasını taşıyan ‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ın en önemli özelliği, yakın tarihe bir pencere açacak olmanın ötesinde, o dönemin atmosferini ve insanların yaşam mücadelesini olanca gerçekliğiyle hissettirecek biçimde yaratılması.

Bu doğrultuda TRT 1’in reyting rekoru beklentisini güçlendiren dizinin içeriğine baktığımızda… İlk etapta dikkat çeken detay, belgesellerde yer alması gereken türden acılı görüntülerin olanca çıplaklığı ve çarpıcılığıyla sergilenmesi oluyor!

Nitekim 1963 yılında gerçekleşen ve tarihe ‘Kanlı Noel’ olarak geçen Kıbrıs Rumlarının baskınında yürek dağlayan görüntüler, içeriğin izleyeceği yolu ortaya koyuyor zaten. Hal böyleyken, tanıtımlardan da anlaşılacağı üzere, dizinin yitirilen hayatlara ve paramparça olan ailelerin yaşamına odaklanırken işin ‘vatan mücadelesi’ yönündeki vahşeti alabildiğine vurgulayacağını… Kıbrıs Türklerinin acılarını en derin biçimde yansıtacağını… Ve bu yolla ilgiye tavan yaptıracağını söylemek abartı olmaz.

Öte yandan senaryosunu Emre Özdür ve Başar Başaran’ın kaleme aldığı, yönetmenliğini Hakan İnan’ın yaptığı dizide aşka da yer var kuşkusuz. Dönemin Kıbrıs Türk Cemaati Lideri Rauf Denktaş’ın, Devrim Saltoğlu’nun canlandırmasıyla yer alacağı yapım, aile-aşk kanadında sakız fabrikası işleten Kemal Dereli ve ailesini çıkartıyor karşımıza. Ahmet Kural’ın sunacağı Kemal Dereli karakterinin, eşi İnci (Pelin Karahan) ve iki kız çocuğuyla birlikte mutlu ve rahat geçen hayatının, yapılan saldırılarla, nasıl parçalandığını izleyeceğiz bu süreçte.

Birbirlerinden ayrı düşen aileler kasabalarından sürülürken, göç yolundaki Türklerin başına geçen Kemal Dereli, kendi ailesiyle birlikte yollara düşüp yaşam mücadelesi verecek.

Öykünün aşk kanadına gelince… Bu noktada Türkiye’den gizli görevle Kıbrıs’a yollanan Ankaralı giriyor devreye. Serkan Çayoğlu’nun canlandıracağı Ankaralı, bir yandan ayrı düştüğü nişanlısının hasretini çekerken bir yandan da Lefkoşa’da yaptıklarıyla olayların seyrini değiştirip kahramana dönüşecek.

Böylece Ahmet Kural, Serkan Çayoğlu, Pelin Karahan, Tayanç Ayaydın, Gülper Özdemir ve Devrim Saltoğlu’nun paylaştığı ‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ta hayli kanlı saldırı atmosferi, Rauf Denktaş’la yürütülen karşı hamleler, ‘Ankaralı’nın özlem dolu aşkı ve Dereli Ailesi’nin göç yolundaki yaşam mücadelesi harmanlanacak. Burada da aşk üçgeni oluşur mu bilemeyiz.

Anlayacağınız;‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ın yansıtacağı vatan mücadelesi, Perşembe’nin lideri konumundaki ‘Bir Zamanlar Çukurova’nın kurgusal çatışmacılığına karşı gerçeklere dayanan içeriğiyle dişli ve ciddi bir rakip konumunda girecek devreye. Bol şans.

‘CAMDAKİ KIZ’LA HAYAT SORGUSU

Şimdilerde ekranların yükselen değerine dönüşen Gülseren Budayıcıoğlu’nun aynı adlı romanından uyarlanan ve gerçek bir aşk hikâyesini konu alan Kanal D’nin yeni dizisi ‘Camdaki Kız’ da izleyiciyle buluşmak için Perşembe akışını seçenlerden.

‘Bir Zamanlar Kıbrıs’ile aynı tarihte yarışçılığını başlatacak olan yapımın dizi haliyle nasıl bir tablo çizeceğini ve uyarlandığı eserle ne oranda paralellik taşıyacağını izleyince görecek olsak da, işin özü güçlü bir rekabetçiliğe olanak tanıma özelliğinde. Dolayısıyla ‘Camdaki Kız’ için şu aşamada söylenecek ilk söz, içeriğiyle tam bir hayat sorgusu yaşatacağı yönünde olacak.

Zira yapımı OGM Pictures tarafından üstlenilen dizi, dünyalar güzeli genç bir kadın olarak tasvir edilen ve Burcu Biricik tarafından canlandırılan Nalân karakteri aracılığıyla aşkı ve âşık olunan kişileri sorgulatarak izleyiciyi, kendi hayatındaki iç hesaplaşmasıyla baş başa bırakacak. Yanı sıra sevgi arayışına düşüldüğünde yapılan seçimlerin isabetliliğine ve kimin doğru kişi olacağına dair soru işaretleri de doğuracak.

Yönetmen koltuğunda Nadim Güç’ün oturduğu, senaryosunu Seda Altaylı Turgutlu tarafından kaleme alınan dizinin içeriğini kısaca özetlersek…

Herkesin ilk görüşte hoşlanıp sevebileceği, sıcakkanlı bir kişiliğe sahip olan Nalân, varlıklı bir ailenin tek çocuğu olarak el bebek gül bebek geçen bir maziye sahip. Lakin maddi açıdan rahat bir çocukluk geçirip en iyi okullardan dereceyle mezun olmasına rağmen aile sevgisi yoksunluğunu hep hissetmiş. Sevgi açlığındaki Nalân’ın hayatının dönüm noktası, Sedat! Türkiye’nin en büyük oteller zinciri olan Koroğlu Şirketi’nde mimar olarak çalışırken kendisini birdenbire Sedat Koroğlu’yla evlilik arifesinde bulan Nalân için bundan sonrası, umudun hayal kırıklığına dönüşümü.

Şöyle ki; Geçmişlerinde sakladıkları sırlardan kaçma umuduyla el ele yürümeye karar veren ikilinin yanılgısı ortaya çıkarken dizinin dramı da gösterecek yüzünü. Çünkü sevgi özlemi çeken Nalân, ailesiyle ilişkisinde olduğu gibi evliliğinde de aradığını bulamayacak. Ta ki, hayatının ikinci dönüm noktasına yani Hayri’yle ilişkisine dek. Hamileliğinin olumsuz sonuçlanmasıyla bebeğini kaybeden Nalân, içine düştüğü depresyona çare olarak Hayri’yi görecek. Peki, evli ve çocuklu Hayri ile yedi yıl boyunca yaşayacağı aşkta aradığı sevgiyi bulacak mı? Yoksa bu sorunlu aşk ters mi tepecek? İzleyip göreceğiz.

Kısacası; ‘Kırmızı Oda’da imkânsız aşklarıyla hayli ilgi gören Boncuk-Can çiftinin ardından Burcu Biricik ile Feyyaz Şerifoğlu’nu yeniden bir araya getiren ‘Camdaki Kız’, sevgi arayışındaki bir kadının, aile-eş-sevgili üçgeninde umduğunu bulamayıp psikiyatrik vakaya dönüşümünü sunan… Yaşanan sevgisizlikle ve bocalamalarla gelişen hayat sorgusunu ele alan… Nihayetinde yaptığımız seçimler ve beklentilerimiz üstüne düşündürerek bir bakıma ruhsal analiz şekline bürünen… İçerik potansiyeli geniş bir yapım.

Hal böyleyken psikiyatriye dayanan ‘Kırmızı Oda’nın ne denli tuttuğuna… ‘Doğduğun Ev Kaderindir’ dizisinin çıkış noktası olan romandan uyarlandığına… Ve dahi izleyicinin, Gülseren Budayıcıoğlu hikâyelerinde kendinden bir şeyler bulduğuna bakarsak… ‘Camdaki Kız’ın da ilgi çekeceğini ve Perşembe yarışında atak yapabileceğini söyleyebiliriz. İyi şansalar…

SONUÇTA;Ekranlarda tutunma yarışı da tıpkı hayat gibi. Rakip çok olunca rekabetçilik de zorlaşıyor haliyle. Buna karşılık işin sırrını çözebilen için yarışta avantajlı duruma geçmek ve ortaya konan hedefe varmak daha kolay.

Nitekim ‘Rekabetin kalbi ve ruhu, müşterileri cezp etmeyi bilmektedir’ diyor Donald E. Peterson. Dolayısıyla Perşembe’nin dizi yarışındaki rekabetçilik de, içeriklerin ve sunumların izleyiciyi ne oranda cezp edeceğine bağlı! ‘İyi olan kazansın’ diyerek koyalım noktayı.

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

DİĞER YENİ YAZILAR