Yeni sezonda ruha dokunuşlar

‘Nasıl geçti habersiz’ dedirten ve salgının sebep olduğu sıkıntılarla keyif kaçırtan bir yazın sonuna yaklaşıyoruz. Önümüzdeki günler, durgunluk ve kaygı yönünden geride bıraktıklarımızı aratacak mı, bilinmez ama kendi normaline kaldığı yerden devam eden kurgu dünyası durgunluktan silkinmiş görünüyor. Şimdilerde oldukça iddialı ve hareketli durumda.

Bu doğrultuda yeni sezon dizilerinin tanıtımları da yavaş yavaş gündeme gelmeye başladı. Her kanal elini güçlü tutma kaygısıyla hareket ettiği için yapımcılar proje üretme yarışında adeta. Medyadaki haberlerden de görüleceği üzere, salgın kısıtlayıcılığına rağmen dizi sektörümüz hız kesmeden proje üretmeye soyunmuş. Eskilerin yanı sıra her türden yeni yapımın hazırlıkları sürmekte. Biz de aralarından ruha dokunuşlarıyla dikkatimizi çeken iki yeni diziye ön değerlendirmede bulunup sizlerle paylaşmak istedik.

ÇÖP APARTMANI’NDAKİ HAYAT APARTMANI…

Şimdilerde pek rastlamasak da ‘çöp ev’ haberleri bir ara oldukça sık yer buluyordu medyada. Hatta dört yıl önce Kadıköy’de iki kardeş, kendilerine ait olan tarihi binada ellerine geçeni biriktirip, mahalleliyi canından bezdiren ‘çöp apartman’ yaratarak medyaya konu olmuşlardı. Daha önce de defalarca belediye ekiplerince temizlenen ‘çöp apartman’ şimdilerde ne halde meçhul ama yeni sezonda bu haberle oldukça benzeşen türden bir ‘Çöp Apartmanı’ tablosu yer alacak ekranlarımızda. Peki, neler göreceğiz bu apartmanda?

TRT 1’de yayınlanmak üzere OGM Pictures tarafından hazırlanan ‘Çöp Apartmanı’, psikiyatrideki deneyimlerini kitaplaştırıp başka insanlarla paylaşan Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun ‘Madalyonun İçi’ isimli eserindeki bir hikâyeden uyarlanmakta.

Budayıcıoğlu’nun kendisinin ve 17 hastasının neler yaşadıklarını tek tek anlattığı ‘Madalyonun İçi’ kitabında en çok ilgi gören bölüm diyebileceğimiz ‘Çöp Apartmanı’, renkli ve dokunaklı bir hikâye sunacak bize.

Kendilerine ait büyük bir apartmanda oturan üç kız kardeşin eve aldıkları hiçbir şeyi atamama şeklindeki psikolojik bozukluklarıyla ortaya çıkan öykü, gittikçe biriken eşyaları-çöpleri koymak için diğer dairelerdeki kiracıları çıkartmalarıyla gelişecek. Safiye’nin odak noktası olduğu bu gelişimde dairelerin hepsini, ağızları kırmızı kurdelelerle bağlanmış, çöp torbalarıyla dolduran kız kardeşler temizlik takıntısından gelişen bu dramatik yaşanmışlığın gerçekliğini sunarken, senaryo da bunları psikolojik dokundurmalarla harmanlayıp ‘Çöp Apartmanı’ndaki dramı ‘Hayat Apartmanı’na çevirerek yansıtacak izleyiciye.

Görüldüğü üzere, Deniz Madanoğlu tarafından kaleme alınıp Çağrı Lostuvalı tarafından yönetilecek olan dizi, hayatın içinden bir öyküye sahip ve sahte dünyalardan ziyade gerçeğe dayalı dramatik insanlık hallerini hissettirme özelliğinde. Bu da diziyi merakla beklememize sebep oluyor haliyle.

Öte yandan Birkan Sokullu, Farah Zeynep Abdullah, Ezgi Mola, Merve Dizdar ve Alper Saldıran’ın başlıca rolleri paylaşacağı uyarlamadan fazlasıyla umutlu olmakla birlikte, gerçek karakterlerin psikolojik durumuyla özellik kazanan hikâyenin nasıl diziye adapte edileceğini ve nasıl bir performans sergileneceğini izleyip değerlendireceğiz sonuçta. Şansları bol olsun.

KIRMIZI ODA’DAKİ RUHSAL GERÇEKLER…

Son dönemlerde senaryo yaratma sıkıntısından olsa gerek uyarlama merakının tavan yaptığı malum. Önümüzdeki yeni sezonda da bu durum değişmeyecek gibi görünüyor. Dahası ruhsal dokunuşlara sahip dizi yaratma da yükselen değer gibi! Nitekim TV 8 için hazırlanan OGM Pictures yapımı ‘Kırmızı Oda’ dizisi de hem bir uyarlama hem de ruhsal dünyalara değinme özelliğinde. ‘Ruhumuza sağlık’ diyerek ‘Kırmızı Oda’ya dalacak olursak...

Geçen sezon Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nın ‘Camdaki Kız’ romanının bir hikâyesinden uyarlanan ‘Doğduğun Ev Kaderindir’i devreye sokup dizi cephesinde de başarıyı yakalayan ve içerik tercihini yine gerçek hayat öykülerinden yana kullanan TV 8 bunun için bir kez daha mesleki tecrübelerini toplumla paylaşan Budayıcıoğlu’nun yaşanmışlıklarından gelişecek bir dizide karar kılmış. Böylece Banu Kiremitçi Bozkurt tarafından kaleme alınan ve yönetmen koltuğunda Cem Karcı’nın bulunduğu ‘Kırmızı Oda’ çıkmış ortaya.

Binnur Kaya, Tülin Özen, Burak Sevinç, Meriç Aral, Ecem Uzun, Gülçin Kültür, Halit Özgür Sarı gibi isimlerle sunum performansını güçlendirmeye yönelen ‘Kırmızı Oda’ tüm davetkârlığıyla, ‘Ben dinlemeye hazırım. Peki, siz anlatmaya hazır mısınız?’ diyerek kapılarını izleyicisine açmaya hazırlanırken nasıl bir içerik sunacak derseniz…

Öncelikle dizinin içeriğinin oldukça kapsamlı olduğunu belirtelim. Çünkü bu dizide, farklı problemlerle psikiyatra başvuran her kesimden insanın gerçekle bağdaşan hikâyeleri var.

Çocukluğunda babasından, devamında kocasından dayak yiyen kadının, çaresizlik ve kabulleniş karışımından doğan isyanı… Eşini kaybeden adamın yalnızlık korkusu… Uzaylılarla iletişim kurduğu iddiasındaki birinin sanrıları… Annesi tarafından sevilmemenin ezikliğini yaşayan yetişkinlerin ruhsal boşluğu… Temizlik hastalarının psikolojik vakaları… Baskıyla yetişen erkeklerin kendi ailelerinde de babadan gördükleri gibi davranmaları sonucu eşlerinin-çocuklarının sürüklendiği bunalımlar-mutsuzluklar… Bozuk aile yapıları… Ve nicesi.

Tüm bunlar, ağlayarak girilip gülerek çıkılan ‘Kırmızı Oda’da dinlemeye hazır bekleyen bir psikiyatr ile özdeşleştirilerek aktarılacak bize. Tabii bu süreçte hastalar kadar psikiyatri kliniğindeki doktorların iç dünyasına da değinilecek. Nihai hedef de izleyici olacak.

Şöyle ki; Binnur Kaya’nın psikiyatri kliniği sahibi bir psikiyatr olarak karşımıza çıkacağı ‘Kırmızı Oda’, çeşitli hayat hikâyeleriyle birlikte bunların altında yatan acıları, sevinçleri, mutluluk ve hüzünleri sergilerken vereceği mesajlarla aynı zamanda izleyicinin ruhunun kapalı kapılarını da aralayacak. Sıkıntı çeken insanlar o güne kadar kimselere söyleyemedikleri sırları ‘Kırmızı Oda’da dile getirirken izleyiciler de, ruhsal gerçekliklerin derinliğine dalıp diziyle bağ kurarak kendi yaşamlarını sorgulamaya yönelebilecekler. Bu sayede bugünlerine, geçmişlerine ve yarınlarına dair bir şeyler bulabilecekler. Kim bilir belki diziden etkilenme sonucu, içlerinde baskıladıkları sorunlarını fark ederek psikiyatr desteği almak isteyen bile çıkar!

Sözün özü, ‘Kırmızı Oda’daki ruhsal gerçekler, öyle veya böyle hemen herkesin iç dünyasından-sırlarından bir parça gibi! Dolayısıyla TV 8’in yeni dizisi için, ‘Seyirlik iş olmanın ötesinde, tam anlamıyla psikolojik analiz niteliğinde ilginç bir yapım’ diyebiliriz. Temennimiz abartıya kaçılmadan, doğal yansımalarla aktarılması yönünde. Başarılar.

SONUÇTA; Psikolojik sıkıntıların içinde bulunduğumuz zor dönemde tavan yapmaya başladığını düşünürsek, ‘Çöp Apartmanı’ ve ‘Kırmızı Oda’ özellikle üstünde durulması gereken diziler. Zira her ikisi de Dr. Gülseren Budayıcıoğlu’nun hikâyelerinden uyarlanan ve ruha dokunuş özellikleriyle öne çıkan yapımların zamanlaması, gönderilecek yapıcı mesajlar yönünden önem taşıyor. Bu detay da onları ‘doğru işler’ konumuna getiriyor.

Yine de Amerikalı terapist-yazar Virginia Satir’in ‘Gönderilen mesaj her zaman alınan mesaj değildir’ sözünü unutmamak lazım!

Beklentimizde yanılmamak dileğiyle izleyip göreceğiz.

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal