Anılardan odaya saçılanlar

Belli isimler, hatta ekipler var; onlar zamanında bir araya gelmeseydi, gözlerini karartıp denenmemiş bir şeylere soyunmasaydı pop müziğimiz nasıl bir yol izlerdi merak ediyorum. “Aranjman” diye bir türden gayet memnunmuş herkes, yabancı şarkılara yazılmış sözlerle idare edilip gidiliyormuş ki onların da arasında hâlâ bayıldıklarımız olduğunu inkâr edecek değilim; Fikret Şeneş’in söz yazdığı pek çok şarkıyı unutmak mümkün mü mesela... Ama birileri çıkmış; özgün beste peşine düşmüş, bir şekilde söz yazarı, besteci, yorumcu sacayağı oluşturulabilmiş ve ortaya başka bir şey çıkmış.

Bu ekiplerden biri, şarkıları bir an eskimeyen Çiğdem Talu-Melih Kibar-Erol Evgin üçlüsüyse, bir diğeri de Nükhet Duru-Cenk Taşkan-Mehmet Teoman. Bence bir araya gelmiş olmaları kendileri için de dinleyicileri için de bir nimet ve insan ortaya çıkan her bir şarkının hikâyesini merak ediyor. Nasıl oldu da “Beni Benimle Bırak” diye bir cümle geldi aklına, o nasıl o melodiye öyle oturdu, o söz nasıl oluyor da başka kimsenin sesinden öyle çıkamıyor mesela...

Anılardan odaya saçılanlar

Elimde Metin Solmaz’ın Mehmet Teoman ile yaptığı, Anason İşleri Kitapları’ndan çıkan “Anılar saçılmış odaya, her yere” alt başlıklı nehir söyleşisi; merakla izini sürüyorum o şarkıların. Bazısını anlatıyor, bazısını anlatmasına gerek yok, hayatını anlatması yetiyor. Galatasaray Lisesi’nde Timur Selçuk’un da olduğu vokal grubunda başlıyor müzikle ilişkisi, babası lisenin müdürü Ali Teoman, Paris macerası var sonra, kurumsal iş hayatı denemesi var, Tofaş’tan ayrılıp Mersin’de sahilde bir benzin istasyonu tesisinde işletmeciliğe-prodüktörlüğe giriş var, sonra işte kurulan ekipler, gazino programları, kabareler...

Anılardan odaya saçılanlar

Hangi birini sayayım bilemedim, herhalde bir dönem çok etkilendiği, kendisine sanatla ilgilenmesini ve hiçbir şeye bağımlı olmamasını öğütleyen Derviş Ali Dede olmasa da Mehmet Teoman’ın uzun süre bir yere çakılıp kalacağı yokmuş. İşleri de pat diye bırakıyor, kitapta epey yer tutan -ve tabii ki en eğlenceli kısımlar olan- aşklar da bir anda bitiveriyor. Ve bir bakıyoruz Mehmet Teoman yola düşmüş. Aşk acısı çekince kendisini yola vuruyor. Nükhet Duru’yla mesela, onun gönlünün başkasına kaydığını hissettiğinde çıkardığı kavgaları anlatıyor, sonra onun için yaptığını söylediği kırmızı panjurlu, çam kokulu evden küçük bir çantayla çıkıp gidiyor. Ne demişti; “Beni benimle bırak giderken / Başka bir şey istemem ayrılırken”. Ya da Ayşegül Aldinç ile evlilikleri kötü gidince Aldinç bir süre için annesinin evine gidiyor. Mehmet Teoman bir akşam eve bir geliyor, buzdolabı dışında ev tamtakır. Evet, “Eşyalar toplanmış seninle birlikte”.

Tabii bunlar hikâyenin bu tarafından anlatılanlar, diğer taraflar konuşsa hangi “anılar saçılır odaya, her yere”, bilemiyoruz. Neslihan Yargıcı mesela Assos’a yola çıkacaklarken gece yarısı çantadan onun eşyalarını çıkartıp motora atlayıp kaçan bir sevgiliyi belki başka türlü anlatırdı. Ama nihayetinde Mehmet Teoman’ın cephesinde acayip maceralı bir hayat, hapisler ve vurulmalar da eksik olmayan bir heyecan fırtınası, insanın içini o yıllara özlemle dolduran rengârenk bir eğlence hayatı, bolca müzik, sürekli işle karışan aşklar, başucumuzdan kaldıramadığımız albümler, unutulmaz şarkılar var.

Metin Solmaz nehir söyleşilerde çokça yapıldığı gibi “Benim konuyla ve sizinle ilgili mühim tespitlerim var, bir onları aktarayım, bakalım siz de katılıyor musunuz?”a soyunmamış, kısa kısa sormuş, pas verip çekilmiş. Bu yüzden de kolay okunur ve samimi bir kitap olmuş. Belli ki karşısındaki insanı tanıyor ve seviyor, onlar bir derin sohbette, sen de bir sandalye çekip yanlarına ilişmişsin gibi.