Bir şeyler değişiyor

İtiraf edeyim, başta ne kadar dile getirilirse getirilsin, bir şey değişeceğine dair umudum yoktu. Kadınlar kendilerine karşı uygulanan çifte standartlara, tacizlere, mobbinglere, ne yapıp ne edeceklerinin dikte edilmesine, kariyerleri boyunca karşılarına çekilen setlere ses çıkarmaya başlamıştı evet, ama sonuç üç aşağı beş yukarı aynı olacak diye düşünüyordum. Düzen böyle kurulmuştu, büyük çoğunluğun da böyle gitmesinden şikâyeti yoktu.

Bir şeylerin değişiyor olduğunu görmek öyle heyecanlı ki. Aşırı iyimserlikten söylemiyorum bunu. 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Yarışma’da birinciliği “Hayaletler” ile Azra Deniz Okyay’ın alması bir şeydi mesela. Kısa süre öncesine kadar bir film festivalinde ödül verilebilecek kadın oyuncu sıkıntısı çekilirken (İyi oyuncu olmadığından değil filmlerin çoğunda kadın karakter olmadığından. Bu yüzden verilemeyen ödüller biliriz) bu yıl birkaçı hariç bütün filmlerde kanlı canlı kadın karakterler olması bir şeydi. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda peş peşe kadın yazarlar tarafından yazılmış, kadın yönetmenlerin sahnelediği oyunlar izleyecek olmamız bir şey, sonra.

Ve bir televizyon dizisinde bir kadın karakterin “Biz susarsak bu tacizci zihniyet bitmeyecek. Biz buradayız, işimizdeyiz, gücümüzdeyiz ve susmuyoruz” demesi de bir şey. İzlemeyenler için olay “Dix Pour Cent” adlı Fransız dizisinden uyarlanan “Menajerimi Ara” dizisinde gerçekleşti. Orijinalinde Juliette Binoche’un Cannes Film Festivali’nde yaptığı konuşma bu kez İstanbul Film Festivali açılışına taşınmıştı, Binoche yerine de Burçin Terzioğlu vardı sahnede. Şu çok bildik tacizci erkek argümanıydı söz konusu olan: “Sen beni yanlış anladın”. Tacize uğradığını bilen-gören kadını kâbusu, çoğu zaman susma nedeni. Ya inkâr ederse, “yanlış anladın” derse… Son dönemde de çok tanık olduk, ünlü failleri nedeniyle medyaya yansıyan meselelerde.

O yüzden önemli, bir dizide Burçin Terzioğlu gibi ünlü bir aktrisin ağzından “Ben kimseyi yanlış anlamadım. Biz kadınlar olarak kimseyi yanlış anlamıyoruz. Bizlere yapılan o çirkin davranışları; mobbingleri, tacizleri yanlış anlamıyoruz. Sesimizi çıkarıyoruz” cümlelerini duymak. Dünyayı değiştirmez belki ama “Ya yanlış anladın derse?” diye sessizliğe gömülen bir kadına cesaret olsa yeter.

Duvara parmak izi bırakmak

Biz dünyada yokken analarımızın babalarımızın gittiği tiyatro salonlarının kapanışına, yıkılışına şahit olduk. Bazısının akıbeti hâlâ belirsiz, bazıları küllerinden doğma çabasında. Muammer Karaca Tiyatrosu mesela, belki yeniden ağırlayacak koltuklarında seyircilerini, bir umut.

Bir de temelinin atılışına, ilmek ilmek dokunuşuna tanık olduklarımız var ki onların kapanma ihtimali bir başka acıtıyor insanın içini. Belki çivisini çakanları gördüğün, o kapının ilk açılışındaki heyecanı hatırladığın için.

Pandemi bu ihtimalleri çoğalttı maalesef, seyircisi olduğumuz pek çok tiyatroda bıçak kemiğe dayandı. Bunlardan
biri, ilk oyununu da
20. yıl dönümünü de hep beraber kutladığımız Kumbaracı50 idi. Altıdan Sonra Tiyatro’nun evi, pek çok başka topluluğun da misafirhanesi.

Şu anda başlattığı destek kampanyasıyla içinde bulunduğu zor durumdan çıkma çabası içinde. Sizin de kulağınızda hâlâ orada izlediğiniz oyunlardan replikler uçuşuyorsa, ‘insanı insana kolonla anlatan tiyatro’ Kumbaracı50, https://fongogo.com/Project/kumbaraci50-kapanmasin-2 adresine girerek duvara bırakacağınız parmak izleriyle toparlanıp yoluna devam etmeyi bekliyor.