Göz görmeyince şiddet yok olur mu?

Ne zaman kadınlara uygulanan erkek şiddeti üzerine bir şey yazsam, mutlaka erkeklerden “Yetti bu erkek düşmanlığı” konulu e-posta’lar alıyorum. İnanmak, kabul etmek istemiyorlar. “Yok artık” diyorlar, “Atmayın” diyorlar. Yani “Bunlar oluyor ama o kadar da önemli değil, büyütmeyin” değil yani dertleri, eminler, birilerinin Türk erkeklerine kara çalmak için bu vakaları, bu sayıları, bu ölümleri uydurduğundan. Herhalde bütün o kadınlar da cinayet süsü vererek intihar ediyorlar. Ya da aslında ölen yok, onu da biz uyduruyoruz.

Bakın şimdi benzeri bir durum, Mor Çatı’nın açıklamaları üzerine dönüyor. Birinci olay; kocasından şiddet gören bir kadın polis çağırmış, polis bütün aileyi karakola götürüp ifadelerini aldıktan sonra serbest bırakmış. Herhalde adama da bir “Niye dövüyorsun oğlum karını, ayıp değil mi?” demişlerdir, adam da ertesi gün eve gelip kadını tekrar dövüyor. Bacağı zedelenen kadın bu kez alçılı olarak karakola gittiğinde polisin “Kadının bacağı alçıda, ne yapalım?” diye sorduğu savcının cevabı “Adamı alın karakola, bağırın, gözünü korkutun, tekrar yaparsan seni alırız deyin, bırakın” olmuş.

Sonrasına dair bilgi verilmemiş ama hepimiz tecrübeyle biliyoruz ki bu tür durumların bir noktasında o koca bacak zedelemekle kalmıyor ve biz gidenin arkasından “Vah vah, cinayet geliyorum dedi” diye bakakalıyoruz. Öyle ya, kadın kaç kez karakola gitmiş, başka ne yapsın canını kurtarmak için?

Gene Mor Çatı’nın açıkladığı bir diğer olay var; orada da gene şiddet gördüğü için karakola giden bir kadın sığınağa yönlendiriliyor, ancak kocasının arkadaşı olan komiser, sığınağın adresini kocayla paylaşıyor. Amaç ne olabilir diye düşünüyorum, herhalde gidip karısını öldürsün diye vermiyor adresi, barışsınlar diye veriyor tahminen. Büyük olasılıkla o koca ne kadar pişman olduğunu, karısını sevdiğini falan anlatmıştır, malum, hepsi ne yaparlarsa yapsın sevgiden, hiç karısını nefret ettiği için öldüren görmedim. Komiser de bir yuva dağılmasın diye düşünüyor olsa gerek.

Ama maalesef öyle olmuyor işte. Bir kadın şiddetten kaçıp karakola sığınacak hale gelmişse o “yuvanın” kurtulmaması daha hayırlı. Şiddet gösteren erkekleri affetmek, kulağını çekip serbest bırakmak, sadece tehlikeyi artırıyor. Gözleri falan korkmuyor, genelde şiddete tövbe edip şefkatli aile babalarına da dönüşmüyorlar, hâlâ anlamadık mı bunu? Her ay açıklanan rakamlara bakın, gene kaç kadın öldürülmüş, kaçı da üstelik nikâhlı kocası tarafından öldürülmüş. Aile içi mesele deyip karışmamak ya da karışıp erkekten yana tavır alarak dayak yiyen kadını kocasının insafına teslim etmek gibi bir hakkı yok kimsenin. Aile her zaman o kadar korunaklı bir alan değil. Bunu söylemek de erkek düşmanlığı değil. Tam tersi, bütün erkeklerin -savcısından polisine ve de iyi hal gözeten hâkimine- net bir tavır sergilemesi gereken bir konu. Erkekliğe “kara çalanlar” bunu dile getirip kadınları yaşatmaya çalışan dernekler, vakıflar, sivil toplum kuruluşları değil, “Büyütmeyin” diye diye şiddeti örtbas ederek daha da büyütenler. Hiçbir musibetin üstü örtülerek, görmezden gelinerek yok olduğu görülmemiştir.