İstanbul Tiyatro Festivali’ni beklerken

Bir insanın yaşadığı şehirle bağ kurmasını sağlayan çeşitli faktörler var. Benim için özellikle uzun yıllar istikrarını sürdüren festivaller bunların en önemlilerinden biri. Kendi ilk gençlik yıllarıma dönerek konuşursam da bu alanda İKSV’nin rolünü yadsıyamam. Biz gözümüzü İKSV’nin düzenlediği Sinema Günleri’yle açtık, sonra içinden yeni yeni festivaller çıktı, bir de baktık her sanatın bir dönemi var. İşte bahar Film Festivali’yle geliyor, yaza Klasik Müzik’le başlayıp Caz’la devam ediyoruz, vs. vs.

Pandemide bu takvim şaştı tabii ama bizi filmle de müzikle de tasarımla da öyle veya böyle buluşturmayı başardılar, başarıyorlar, şapka çıkarıyorum kendilerine. Ama açıkçası tiyatrodan fazla umudum yoktu ki, onun da müjdesi geldi. 24. İstanbul Tiyatro Festivali, 14 Kasım’da başlıyor. Üstelik öyle “Ne yapalım, pandemi koşulları” diye usulen kotarılmış olarak değil, son derece heyecan verici bir programla. 19’u fiziksel mekânda, 10 tanesi dijital platformda izleyiciyle buluşacak, merak uyandıran performanslarla.

Açılış, 14 Kasım’da Yapı Kredi bomontiada’da olacak. Bu vesileyle yeni bir sahneye kavuştuğumuzu ve Yapı Kredi bomontiada’nın yoluna Craft Tiyatro ile iş birliği içinde devam edeceğini duyurmuş olalım. Festivalin açılış gösterisi ise Retouramont’un “Diagonale Ascendante”si olacak. İki dansçının; Nathalie Tedesco ve Fanny Gombert’in düetinin hareket ettikleri yapıya projeksiyonla yansıtılmasıyla görsel bir şenliğe dönüşen 30 dakikalık bir performans.

Pandeminin neden olabileceği seyahat engelleri göz önüne alınarak yerli oyunlara ağırlık veren bir program hazırlanmış bu yıl. Birkaçından söz edecek olursak, Mustafa  Övül Avkıran’ın MoMoAcT’ı ilkbaharda perde açması beklenirken pandemi engeline takılan “Dumrul ile Azrail” ile yer alıyor programda. Meltem Cumbul Studio Kafka - Milena mektuplaşmalarından uyarlanan oyunla. Sami Berat Marçalı kendi yazıp yönettiği “kOmİk”te bir çiftin bitmek tükenmek bilmeyen bir döngüde birbirleriyle ve kendileriyle verdikleri mücadeleyi anlatıyor, söz konusu çifti Ceren Taşçı ve Efe Tunçer oynuyor.

Geçen yıl kaybettiğimiz Yıldız Kenter’in efsaneleştiği oyunlardan Güngör Dilmen imzalı “Ben Anadolu”, öğrencileri tarafından sahneleniyor bu kez. Mam’Art Tiyatro yapımı oyunun yönetmeni Görkem Yeltan, yapımcısı Feri Baycu Güler, oynayan Ayça Bingöl.

Platform Tiyatro & Fringe Ensemble ortak yapımı “Map To Utopia”, dramaturjisi ve metinleri Ceren Ercan’a ait bir çalışma ve 20 avatar eşliğinde, dört farklı semt simülasyonu yaratarak seyirciyi de bu semtlerde yeni bir karakteri ve onun yolculuğunu inşa etmeye davet ediyor.

İstanbul Şehir Tiyatroları Serdar Biliş imzalı “Iphigenia Aulis’te” ile katılıyor festivale, Yolcu Tiyatro ise Osmanlı döneminde yaşamış, Ermeni, Osmanlı ve dünya kültüründe kuvvetli bir iz bırakmış müzisyen ve müzik araştırmacısı Gomidas’ın hayatını anlatan Ahmet Sami Özbudak imzalı “Gomidas” ile.

İstanbul Tiyatro Festivali’ni beklerken

İstanbul Tiyatro Festivali’nin Hollanda ile yaptığı iş birliğinin ürünlerinden “Kuğu Gölü”. Club Guy & Roni dans topluluğunun bu yorumu, üç farklı mekândan hem çevrimiçi hem de çevrimdışı, paralel yürütülen bir etkinlik olarak ve de canlı yayınla seyirciye sunuluyor. Mekândaki seyirciler performansın nasıl ilerleyeceğini, çevrimiçi olarak oyuna katılanlar nasıl sona ereceğini belirliyorlar.

Mekan Artı’nın metni Didem Kaplan, konsepti, kurgusu ve yönetimi Ufuk Tan Altunkaya imzası taşıyan “Unutmak  Bir Hatırlama Projesi” ile seyirciyi emekli gazeteci Aret’in 100 yıllık hayat hikâyesi eşliğinde Beyoğlu’nun unutulmuş mekânlarında tura çıkaracağını da belirtelim, geriye bugün açıklanan programın diğer sürprizlerini keşfetmek ve şehrin dört bir yanını oyunu alanına çevirecek festivali heyecanla beklemek kalsın.