Kadınlar kimin kurbanı?

Bazen yaşadığımız şeyleri ne kadar kanıksadığımızdan emin olamıyorum. Sanki ne kadar şiddet dolu bir dünyada yaşadığımızı fark edebilmemiz için sürekli dozun artması gerekiyor. O zaman bir silkelenip kendimize geliyoruz. Yoksa artık etkisi eskisi gibi olmuyor. İlaç bağımlılığı gibi.

Irkçı bir polisin insan öldürmesi yeterince korkunç bir şey değilmiş sanki de, diziyle basarak nefessiz bırakarak, adam “Nefes alamıyorum” derken, birileri videoya çekerken yapınca yer yerinden oynuyor mesela.

Ya da bir kadının, yılda onlarca, yüzlerce kadının, sadece henüz bitmemiş ay içinde bilinen 19 kadının öldürülmesi, üstelik çoğunlukla kocaları, sevgilileri tarafından öldürülmesi artık o kadar “son dakika”, “flaş flaş” haber değeri taşımıyor da, “kendi kanıyla” kendi potansiyel katilinin adını yazması arzu edilen etkiyi yaratıyor. O zaman tıklıyoruz o başlığa. O zaman merak ediyoruz o kadının akıbetini.

Nurtaç Canan İstanbul’da yaşayan, 23 yıllık evli bir kadın. Kim bilir kaç yıldır da kocasından şiddet görmekte. Korkusundan boşanamamış bu kadar zaman. “Yerim belli, yurdum belli, gelir beni öldürür” diye düşünmüş. Daha önce şiddetin gerekçesi kıskançlıkmış, bu sefer işlettikleri kafe için “hastalık var, açmayalım” demek. Hep bir neden vardır malum. Kaş kaldırmak, göz devirmek, itiraz etmek, yok yemek soğuk, yok kapı geç açıldı, türlü türlü “gerekçe”.  Nurtaç Canan o kavga sırasında ayrılmak istediğini söylemiş, Ragıp Canan da bugüne kadar defalarca dediğini yapmış, ruhsatsız silahıyla vurmuş karısını. Nurtaç Canan’ın öleceğini düşünürken dünyaya bırakmak istediği son mesaj ne peki? “Annem-babam hakkınızı helal edin. Üzülmeyin. Beni Ragıp vurdu. Kurtuldum”. Evet, kendi kanıyla yere yazarak.

Nurtaç Canan hayatta. Yürüyüp yürüyemeyeceği belli değil ama hayatta. Kurşunlar bacaklarına isabet etmiş. Ve korkuyor. “Beni kurtarın, yarım kalan işini tamamlamasın” diye feryat ediyor.

Ragıp Canan tutuklandı. Her şiddet uygulayan, döven, öldüren erkek gibi kendisinden başka herkes suçlu. Karısı gitmek istemiş, dükkânı açmak istememiş, rahmetli babasına bile küfretmiş. Kayınpederi bu mutlu yuvanın yıkılmasına sebep olmuş. Kendisi? Hiç, “kontrolünü kaybetmiş” sadece. Üstelik kadını vurduktan sonra giderken kapıyı da açık bırakmış ki komşular fark edip ambulans çağırsın. Oğlunu da arayıp “Annenin ağzını burnunu kırdım, kötü durumda, acil ambulansı ara” demiş ki, karısı ölmesin. Yetmemiş, kayınpederini de aramış “Sizin yüzünüzden karımı vurdum” diye. Herhalde bu şekilde ikna olmamız gerekiyor ki kendisinin niyeti zinhar öldürmek değil. Bir anlık öfke patlaması ve zincirleme haksızlıklar silsilesi ile kaderin kurbanı Ragıp Bey.

Peki, bu ölümden başka çıkış noktasına inanmaz hale gelen, her gün ölmeyi beklemektense “Öldüm kurtuldum” diyebilen, bunu kendi kanıyla yazarak hepimize duyuran kadınlar kimin kurbanı? “Kocadır sever de döver de” diyen “büyüklerin”, “Ancak kefenle dönülen” baba evlerinin, can havliyle şikâyete gelen kadını “Bak adam pişman, seni de seviyor” diye dayakçı kocasına teslim eden karakolların, şiddet uygulayan adamları kulağını çekip yollayan “babacan” savcıların, yıllar yılı sığınılan “iyi hallerin” olabilir mi?