Kardeşler arasında ayrım yapmayalım

Sakarya’da hamile bir Suriyeli kadının çocuğu ile birlikte katledilmesi herhalde memleketin gelmiş geçmiş en büyük yüz karalarından biriydi. İnsan, en yırtıcı hayvanın olamayacağı kadar vahşi, kötü, tehlikeli olabiliyordu, bilmediğimiz şey değil de, görmüş olduk bir daha.

O zaman, medyada Suriyelilere karşı kullanılan dil de bir kez daha sorgulanmıştı. Sen haberlerinde sürekli “Suriyeliler geldi, orada kavga koptu, burada hırsızlık arttı, mahallede huzur kalmadı” algısını körükleyecek bir dil kullanırsan, sonra “Ne bu Suriyeli nefreti?” diye sorma hakkın olmazdı.

Hatta “Allah allah, bu toplum neden bölündü, kutuplaştı bu kadar?” sorusunun yanıtını da genel olarak o yaygın nefret dilinde aramak yerinde olurdu.

O cinayetin ardından, 180 gazeteci ve akademisyen Medyada Irkçılık ve Ayrımcılıkla Mücadele İnisiyatifi adı altında bir bildiri yayınladı. TRT’den, Ülke TV’den, Sabah’tan, Habertürk’ten, Anadolu Ajansı’ndan, Takvim’den, Türkiye gazetesinden, Kanal 7’den, Yeni Şafak’tan meslektaşlarımız var imzalayanlar arasında.

Bildirinin neredeyse her kelimesinin altına imzamı atarım, haberim olsa atardım da. “Toplumsal kutuplaşmaya hizmet eden bir dil ‘habercilik’ değildir.” diyorlar, yerden göğe kadar haklılar; “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik gazetecilik faaliyeti değil apaçık insanlığa ihanettir.”, ne kadar doğru.

“Biz bu dilden rahatsız olan basın yayın mensupları ve Sivil Toplum Kuruluşu temsilcileri olarak kardeşlerimize yönelik bu çirkin, ayrımcı ve ırkçı medya söylemini lanetliyor, bu dili kullanan gazeteciler hakkında hukuki sürecin işletilmesini, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Basın Konseyi ve Basın Enformasyon Genel Müdürlüğünün ırkçı ve mülteci düşmanlığı haberlerini yapanlar hakkında harekete geçmesini bekliyoruz.” diye bitiyor bildiri.

Facebook sayfalarında da “Bu bir adım. Medyadaki ırkçı ve cinsiyetçi dille mücadele için bir başlangıç olsun” temennisinde bulunmuşlar. Bunun da sonuna kadar arkasındayım. Hatta tam burada bir ikinci adım önerisinde bulunmak istiyorum.

Herhalde hemfikiriz ki, kin ve nefret söylemi, kime yöneltildiğine bakmaksızın sonuna kadar mücadele etmemiz gereken bir şey. ‘Suriyeli kardeşlerimiz’ kadar bu topraklarda asırlardır yaşayan ‘gayri Müslim kardeşlerimiz’ var mesela. Nasıl “Suriyeliler geldi biz huzurlu ülkemizde güven içinde yaşayamaz olduk” demek dünyanın en yanlış, en ayıp ve en tehlikeli şeyiyse, “Gavurdan dost, domuzdan post olmaz” gibi bir başlık da atılamamalı, “Gayri Müslimlerle fazla yakın arkadaş olunmaz, sırdaşlık kurulmaz” gibi cümleler edilememelidir. Edildiğinde aynı tepkiyi görmelidir.

Irkçılıksa ırkçılık, ayrımcılıksa ayrımcılık, nefret diliyse nefret dili. Bunların hepsiyle “sonuna kadar” mücadele etmekse amaç, ‘kardeşler’ arasında da ayrım yapmamalıyız, değil mi?