Kural tanımaz maskesizler

Geçen hafta pandemi sürecinden beri ilk defa gidip oyun izledim. Daha önce görmüş olduğum ve “Bize bir oyun önersene” dendiğinde tereddüt etmeden söylediğim “Bir Baba Hamlet”in kavuk özel gösterimiydi, Şevket Çoruh’un kavuklu ilk oyunuydu, Murat Akkoyunlu ile karşılıklı gene döktürdüler. Ama esas olarak Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda bulunmamızın öncelikli nedeni, kavuğun Rasim Öztekin’den Çoruhlu’ya devredilişine tanık olmaktı, oyun da bu keyifli tanıklığın bonus’uydu. Epeyce de kalabalık bir kitleydik bu heyecanı paylaşmak için toplanan. Bir ara, tören bitip de oyun başlamak üzereyken, orta sıralarda bir bağırış çağırış, hatta itiş kakış başladı. Ne oluyor diye baktık, “maske kavgası”ymış. Ne demek o diye sormayacak kadar alıştık mı bilmiyorum, ben gene de açıklayayım: Vatandaşın biri maskesini çıkarmış, etrafındakiler tak diyor, adam itiraz ediyor, oradan kavga kopuyor.

Gerçekten anlamak mümkün değil. Hemen utanıp takacağına kavga ediyor en ufak bir haklı yanı varmış gibi. Kendisini düşünmüyorsa başkalarını düşünmesi gerektiğini, insanlara zarar vermeye hakkı olmadığını, gözünün görmediği virüse inanmıyorsa bile en nihayetinde bunun bir kural olduğunu ve kendisinin de uymak zorunda olduğunu düşünmüyor. O kadar çaresiz bir durum ki, istediğin kadar kural koy, yasakla, ceza kes, iş dönüp dolaşıp bir adamın paşa gönlünün keyfine kalıyor. Bilet alıp gelmiş, belli ki tiyatroyu seven bir insan, herhalde sorsak gösterilerin yasaklanmasından yana olmayacaktır. Peki, biraz dikkatli, özenli, saygılı olmak neden bu kadar zor?

Tabii bu tiyatroya geldiği için fazladan saygılıdır diye anlam atfettiğimiz ve şaşırdığımız kişi. Bunun sokak ve toplu taşıma versiyonunda durum daha da içler acısı. Geçen gün bindiğim bir taksinin şoförü maske takmasını rica ettiği bir kadın yolcunun kendisine hakaret ettiğini, “O zaman sizi götüremem, inin” deyince “İnmiyorum, hadi bakalım gel de indir” cevabını verdiğini, uzun tartışmalar sonunda meseleyi ancak arabayı karakolun önüne çekerek çözdüğünü anlattı. Hayır, neyi tartışıyorsun? Nedense “maske tak” denmesi bir gurur meselesi oldu.

DHA’dan Burçak Bozkuş, Buğra Benlioğlu ve Osman Bakır İstanbul’daki otobüs şoförleriyle konuşmuşlar, onlar da çok dertli. Yolculardan “anlayış ve yardım” beklediklerini söylüyorlar. Ne anlayışı, ne yardımı? Kurallara uymanız bekleniyor, hepsi bu. Ama neler yaşıyorlarsa artık. “Gereksiz korkuyorsunuz” diyorlarmış, “maske takın” diyen şoförü tartaklamak, sayı sınırından ötürü araca alınmadığında kapıyı tekmelemek sıradan olaylar haline gelmiş. Öyle güzel anlatıyor ki bir şoför, “Tatlı dille yavaş yavaş yaklaşıyoruz” diye, zannedersin söyleneni anlamayan vahşi bir hayvana yaklaşıyor usul usul.

Bir de “Bizim insanımızı uyarmak şart” diye bir ortak ifade var hepsinde. Bu da böyle kabul görmüş bir kural. Bizim insanımız demek ki başına buyrukluğuyla, kural tanımazlığıyla, söz geçirilemez oluşuyla ünlü bir tür ve bütün asiliğini de koronavirüse karşı gösteriyor. Ona inanmıyor, onu yok sayıyor, hatırlatana kızıyor. Adeta kanına dokunuyor, Türk adam bir virüse yenik düşmez falan diye mi düşünüyor nedir?

Gerçekten işimiz çok zor, ya gene evlerimize kapanacağız, ya sokakta karşılaştığımız maskesiz insanları uyarıp bir yandan da içimizden bizi dövmemeleri için dua edeceğiz. Kırk katır mı kırk satır mı?..