Mucizenin fotoğrafı mı?

Günlerdir Kovid-19 gölgesinde geçen yılın bizim için umarım son darbesiyle sarsılıyoruz. İzmir’de enkaz altında kalan umutlar, kaybedilen canlar, salgın zamanı evsiz kalanlar, gerçekten insana tutunacak dal bırakmayan bir tablo. Hal böyleyken, arada parlayan bir iyi habere, enkazdan kurtarılan bir cana dört elle sarılınması gayet anlaşılabilir bir şey. Depremden 63 saat sonra, 91 saat sonra hayata tutunup gün ışığına kavuşmuş bir çocuk, hepimizin yüzünü güldürüyor elbette. “Buna da şükür” dedirtiyor.

Ama bu bütün sosyal medya profillerinin Elif’in ya da Ayda’nın fotoğraflarıyla dolmasını, altında büyük bir acı yatan buruk bir sevincin bir kahramanlık destanına, bir şenliğe dönüştürülmesini açıklıyor mu, emin değilim. Hani birincisi o kadar da sevinilecek bir şey yok, ikincisi hakkımız var mı bu çocuklara ömür boyu yok olmayacak bir anı bırakmaya? Eminim onlar bugünü en mutlu günleri olarak hatırla- mayacaklar.

Nitekim kulak verirsek, uzmanlar yapılan paylaşımlarla ilgili uyarılarda bulunuyor. İşin hukuki boyutuna dair de Av. Özge Üstün bir tweet dizisi yazdı, “Küçüklerin enkazdan çıkarıldıktan sonraki görüntülerinin, özellikle ‘hastaneden yeni fotoğraflar’ şeklinde paylaşılmasında kamunun hiçbir menfaati yoktur. Bu noktadan sonraki görsel paylaşımlar çocuklar açısından hak ihlaline girer” diye.

Şu anda çocukların tek ihtiyacı olan -varsa- aileleri ve tıbbi-psikolojik destek. “Anne” dediklerinde cevap verecek milyonlarca kişi değil, kendi anneleri. Ayda’nın artık böyle bir şansı yok, Elif’in abisi gitmiş. Çocuksuz kalan aileler, annesiz babasız kalan çocuklar dolu her yanları. Emin miyiz mucizenin bu olduğundan?

Boş koltuklar dolsun diye

2020 senesi bütün umutlanma ihtimallerine darbe vura vura sona yaklaşırken hayatta kalmakta en çok zorlanan sektörlerden biri olan sanat kendi çarelerini üretmeyi sürdürüyor.

Yedi ay kapalı kaldığı için kapanma riskiyle yüz yüze gelen Kumbaracı50, krizi atlatmak amacıyla bir kampanya başlatmıştı. Yirminci yılını kutlamakta olan, Altıdan Sonra Tiyatro gibi üretken bir tiyatrodan güç alan bir salonun bu tehlikeyle karşı karşıya kalmasının ne kadar korkunç bir gerçeğe işaret ettiğini umarım şu olağan dışı koşullar ortadan kalkınca konuşmak mümkün olur.

Şu anda, sevinmemiz gereken şu ki kampanya kısa sürede 200 bin TL hedefine ulaştı ve Kumbaracı50 ekibi üzerine eklenmekte olan tutarı da alıp sayısız olduğunu tahmin ettiğim ihtiyaçlarını karşılayabilecekken kampanyayı diğer sahnelerle paylaşacak şekilde değiştirmeyi tercih etti. Artık slogan “Hiçbir sahne kapanmasın” ve 1 Aralık’a kadar devam eden kampanyada toplanacak tutar, ihtiyacı olan sahnelerle kira desteği olarak paylaşılacak. https://fongogo.com/Project/kumbaraci50-kapanmasin-2 adresine gidip paketlerden birini seçebilir, özlediğimiz tiyatro salonlarının ayakta kalması için can suyu olabiliriz.

Boş kalan koltukları desteklerimizle doldurmamız için bir kampanya da DasDas başlattı. Bunun için oyuncularıyla ve seyircileriyle 7-8 Kasım tarihlerinde İstanbul Maratonu sanal koşusunda buluşacaklar. Dileyen https://fongogo.com/Project/dasdas-icin-adim-at-bos-koltuklar-dolsun-3 adresinden destek paketlerinden birini seçerek boş koltukları doldurmaya başlayabilir.

Tahmin ediyorum ki “Ben DasDas’tan zengin miyim ki?” diye soran olacaktır. Bu kampanyanın bir amacı da, DasDas’ın Açık Sahne uygulamasıyla sahnesiz kalan tiyatrolara kapılarını bedelsiz olarak açmasına destek olmak. Yani yine diğer topluluklarla paylaşılacak bir kampanyadan söz ediyoruz.