Sanat dünyalıları harekete geçirebilir mi?

"Kendini kasım zanneden haziran”, “Memlekete yaz bile gelmiyor”... Şu ara en çok duyduğumuz serzenişler bunlar olabilir. Bir sürü olumsuzluk yetmezmiş gibi bir de güneş yüzünü göstermiyor. Nitekim bu yazıyı da gene birden deli gibi bastıran yağmur altında, gayet serin bir haziran gününde yazmaktayım. Evet, hiç alışık olduğumuz yazlara benzemiyor. Çünkü korkarım biz o “alışık olduğumuz yazları” bir türlü vazgeçmeye yanaşmadığımız alışkanlıklarımıza kurban verdik.

Kulaklığımı takıp dinlemeye başlıyorum. Yiğit Özşener’in sesi. “Antarktika’da 20 derecenin üzerine çıkan rekor sıcaklıklar... Amazon Ormanları’nda son 10 senenin en yüksek ormansızlaşma seviyesi... Avustralya’da aylarca süren çalı yangınları ve milyon hektarlarla ifade edilen alanlar... Kaliforniya’da aylarca devam eden mevsim dışı yangınlar... Söylesenize dünyalılar, gezegenimiz bize daha ne kadar dayanabilir?”

Biliyorum, sorumlu tutulmak sinirlendiriyor çoğumuzu. “Ben değilim efendim” demek istiyoruz. O ormanları ben yakmadım, ağaçları ben kesmedim, o atıkları Marmara’ya ben boşaltmadım, altın uğruna o siyanürü toprağa, suya ben karıştırmadım. Öte yandan, değil mi ki sonuçlar bizim elimizdeki tek gezegen olan dünyada yaşama şansımızı tehdit ediyor, hepimizin derdi bu, tedbir alması gereken de biziz.

İKSV’nin “Dünyalılar! Sanat gezegeni iyileştirebilir mi?” adlı yeni podcast serisinde Yiğit Özşener her hafta sanatın farklı dallarından isimlerle oturup gezegenimizin halini konuşuyor. Ama bir “ağıt yakma”dan ziyade böyle gidersek gelecekte bizi neler bekliyor ve biz bunu nasıl değiştirebiliriz üzerine yoğunlaşan sohbetler bunlar. Doğanın bir parçası olmaktan dünyanın efendisi olmaya terfi ettiği saçma yanılgısına düşen insanı silkeleyip kendine getiren sohbetler.

İlkinde, İKSV’nin ‘Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür Sanat’ raporunun yazarı Doçent Dr. Hande Paker  konuk. “İnsan şimdiki gibi yaşamaya devam ederse dünya buna ne kadar dayanabilir?” sorusuna her tür soru işaretini yok edecek netlikte cevaplar veriyor. Anladığım şu ki gezegen gene var olmaya devam edecektir ama onu kapasitesi yokmuş gibi hor kullanan insanın devreden çıkması fazla da uzun olmayan bir zaman meselesi.

Konunun sanatla ilgisi nedir diye sorarsak da bu podcast serisinde niyet, olayı “Orada bir iklim krizi var uzakta, diye bakılan, politikacıların bizim adımıza birtakım kararlar aldığı teknik bir mesele olmaktan çıkarmak için kültür sanat paydaşları bir araya gelip daha etkili adımlar atabilir mi?” sorusuna yanıt aramak. Özşener’in ifadesiyle, “Kültür sanat dünyalıları harekete geçirebilir mi? Alışkanlıklarını dönüşüme uğratabilir mi?”

Podcast’in ikinci bölümünün konukları da Kemerburgaz Kent Ormanı’nın ortasında hayata geçirdikleri DOTOrmanda projesiyle doğa ile sanatı harmanlayan Özlem-Murat Daltaban çifti. Bu kez soru “Tiyatro doğa ile kopan bağımızı onarabilir mi?” Yeni oyun alanlarını ormanı ihtiyaçlarına göre “dönüştürmeyi denemek” yerine onun koşullarına ayak uydurarak kuran Daltaban’ların bu projesi bile başlı başına insan-doğa ilişkisi nasıl olmalıdır sorusunun cevabı gibi. Sen doğayı boyunduruk altına almak gibi baştan kaybettiğin bir savaşa girmeyeceksin, ona göre şekil alması gereken sensin. Bunun idrak edilmesi yolunda da sanatın yapabileceği çok şey var. Murat Daltaban’ın dediği gibi; “Dünyayı dönebilir sanat. Daha uzağa, daha bilinmeyene ulaşmak ve o fikirleri etkileşime sokmak sanat yoluyla çok mümkün. İnsanın vicdanından doğan ve vicdanını yeniden doğuran bir tarafı var. Bu insanlığın sigortası gibi çalışan bir sistem”. Çünkü dedik değil mi demin, yok olacak olan gezegen değil, biziz. Dünya bir şekilde dönmeye devam edecek. Bizle ya da bizsiz.